Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

11 Aralık 2009 Cuma

“ÇEVRE” SİNİ ARAYAN ANKARA



http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/c/c8/Gecekondu.JPG

Ankara; vadilerini, bağlarını, derelerini ve çaylarını ve tarihsel çevresinin büyük bir kısmını Cumhuriyet Başkenti olduğundan bu yana geçen 80 yıl içinde kaybetmiştir. Günümüzde de Atatürk’ün mirası olan Atatürk Orman Çiftliği, şehrin en önemli ekolojik koruma alanlarından olan İmrahor Vadisi, Eymir ve Mogan gölleri su havzası, Çubuk Çayı havzası, Ankara Çayı ve batıda İstanbul yolu üzerinde Kazan’a kadar olan verimli tarım toprakları, kayak merkezi Elmadağ çevresi tehdit altındadır. Eski Ankara üzerinde de Merkezi İş Alanları’nın artan baskısı bulunmaktadır.


Bağlar :

Keçiören, Etlik ve Dikmen bağları, vadi ve tepeleri ile önce gecekondu işgaline uğramış, vadi tabanlarına kadar yağmalanmasına göz yumulmuş, daha sonra da 1983 sonrasında çıkarılan “Islah” imar planları ile çok katlı yapılaşmaya açılmıştır. Böylece yerleşilmesi sakıncalı olan vadi içlerine kadar inen çok katlı yapılaşma, müteahhit yap sat düzeni ile zaten azalmış olan yeşil dokunun tamamını silip süpürerek yoğunlaşmış, bir beton yığınına döndürmeye başlamıştır.




Yok Edilen Bağ Evlerinden Biri

Resim Kaynak : http://garine.blogcu.com/bir-varmis-bir-yokmus/1431497




ARKADA : SAĞLIKLI KENT (!) ÖNDE ISLAH (!) EDİLEN GECEKONDULAR


Dere ve Çaylar :

Ankara Çayı, Bend Deresi, Çubuk Çayı gibi akarsuların büyük bir kısmı daha ilk yıllarda kanalizasyona dönüştüğünden üstleri kapatılmış ve birer kanalizasyon kolektörüne dönüştürülmüştü. Hepimizin bildiği Jansen’in Antik Roma Bendi’ni bir yüzme havuzuna dönüştürmeyi amaçlayan tasarısı, Jansen’in işine 1939 yılında son verilmesi ile rafa kaldırılmıştı.




JANSEN’İN BENDDERESİ ROMA SEDDİ TASARISI

Zaten Altındağ sırtlarında başlayan ve önceleri önemsenmeyen “barakalaşma” Bendderesini önce kirli akan bir dereye, daha sonra da kanalizasyona dönüştürünce, Kalenin üzerinde yükseldiği görkemli vadi tabanının üstü kapatılıverdi ve “Bendderesi” cadde haline dönüştürüldü. Altındağ tepesindeki “Hıdır” Türbesi de zaten yok edilmişti, Hıdrellezin kutlandığı, pikniklerin yapıldığı güzelim dere ve boyunca gelişen ağaç dokusu, tüm güzelliği ile yok oldu gitti. Ama, tüm çevre sorunları zaten Osmanlı Döneminin son yüzyılı olan 19.yy sonlarında debbağların (tabak) ve tabakhanenin burada yer seçimi ile başlamıştı..

Gene Bağlar :

Angora’lılar o dönemde yazın tozlu ve sıcak ortamından kaçmak amacıyla Bağlara çıkardı. Tıpkı güneyin yaylaları gibi, Angora’nın da Etlik, Keçiören, Dikmen, Gaziosmanpaşa, Esat vd. Bağları vardı. Burada hali vakti yerinde olanlar tarafından yapılmış güzelim bağ evleri vardı. Vardı demek çok doğru çünkü bunlardan son döneme kadar onarılarak kurtarılmış birkaçı hariç hemen hepsi yok edildi ve yerini imar parselasyon düzeninde çok katlı yapılaşmalara bıraktı. Keçiören’de Ankara Araştırma Merkezine dönüştürülen (VEKAM Vehbi Koç’un doğduğu) bağ evi, GOP’da Papazın Bağı denilen yerdeki bağ evi, Karlı Sokaktaki bağ evi kendilerini zamanın ve imar planlarının tahribatından zor kurtarmışlardır.

Gecekonduları Islah (!) etmek :

Bağlar, zaten bağa göçme adetinin unutulduğu hızlı çağdaş (!) yaşam içerisinde, kentin gelişme alanı yokmuşçasına önce gecekondularla sarıldı, daha sonra da 1980 sonrasının icadı İlçe Belediyeleri tarafından “Islah” edildi! Sadece Keçiören’deki ıslahın boyutlarını görmek hepinizi hayrete düşürecektir. Hemen her yer 5-8 katlı olarak, hiçbir açık ve yeşil alan, kamusal kullanım alanı (yeşil, spor, çocuk bahçesi vb) bırakılmadan aşırı yoğunlaşmış ve böylece “Islah” edilmiştir.

Doğal olarak eskiden çiçek seralarının, sebze bahçelerinin bulunduğu “Çubuk Çayı Vadisi” de “Islah” edilerek, bu kesim dev bir hipermarket, Belediye binaları ve 21. Yüzyıl başlarında Türk mimarisinin ulaştığı düzeyi gösteren ve İspanya ile boy ölçüşen, “Gaudivari” arabesk mimarisi ile inşa edilmiş apartmanlarla çevrelendi..
Dikmen ve Etlik Bağları, vadileri ve dereleri de Keçiören benzeri vahşice “Islah” edilmiştir. Çukurambarlar’ da daha ODTÜ’de okurken hazırladığımız ikinci sınıf projemizde yer yer beş kata çıktığımızda, acaba bu yeşil dokuyu ve doğal yapıyı tahrip mi ediyoruz endişesine kapılmış ve de sınıfın neredeyse yarısı çok katlı yapılaşma nedeni ile kalmıştı şehircilik projesinden.. Demek ki o dönemde henüz gecekonduların 10 kata çıkartılarak her bir katta 4-6-8 daire yapabilecek müteahhit gücü ve düşünsel gelişim süreci (!) henüz yok imiş.. Şimdilerde bu kesimdeki müthiş (!) ıslah çabalarını hayretle izliyor ve buradaki (Balgat’ta da benzeri var) bu buluşçu (!) ve gecekondu alanlarının yeşil dokusunu tamamen yok eden planları kimin yaptığına şaşırıyorum..

Eski Ankara :

Eski Ankara ve Ulus tarihsel kent merkezi de kendisini bu doymak bilmez “rant” kavgasından kurtaramamış, Jansen’in “Protokol Alanı” ilan ettiği kesimler hariç, özellikle ana caddeler üzeri çok katlı (6-8-10) yapılaşmalar ile yok edilmiştir. Allahtan Yenişehir’in gelişimi ile MİA baskıları bir miktar da olsa bu kesimden uzak kalmıştır. Ancak, bu defa da yıkıp yapamayanlar, terk edip çöküntü bölgesi haline getirmişlerdir Eski Ankara mahallelerini.

Böylece güzelim geleneksel konut dokusu depolama, ikincil işlevler ve de çöplük haline dönüşen ve kentin en sefil bölgeleri haline gelmiştir. Köyden kente göç eden en düşük gelirlilerin önce yerleştikleri, ama bir gecekondu yapar yapmaz bu kesimden kaçtıkları kent parçaları, “ghetto” lar haline dönüşmüşlerdir.



Ankara Kaleiçi Dokusu

1980’lerin başına kadar kendi haline bırakılan ama Jansen’in “Kentin Tacı” olarak adlandırdığı Kale ve çevresi, bu dönemdeki sit kararları ve uzun yıllar sürecek “Koruma Amaçlı” çalışmalarla, bu defa da plansız uygulamaların odağı olmuştur. Turizmin ve entelektüel kesimin ilgisi ile bir miktar kendine çeki düzen vermeye çalışan tarihsel doku, tuhaf onarımlar, Ankara sivil mimarisinden esinlenen ama onu kopya eden eklektik yapılarla bozulmuştur.

Ulus yarışma projesinden bu yana 15 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen 100 hektarlık Ulus içerisinde düzenleme yapılan, onarım yapılan yerlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir..



ULUS’TA YAPILAN ENDER UYGULAMALARDAN BİRİ : HACIBAYRAM MEYDANI DÜZENLEMESİ (Düzenleme Öncesi ve Sonrası)

Çıkrıkçılar yokuşu, Hükümet Meydanı, Suluhan çevresi, İtfaiye meydanı henüz yayalaştırılamadı, aksine yoğunlaşma, araç trafiği baskısı altında. Esen Park’a yapılan devasa Altındağ Belediye binası da bu kesimde gene Jansen’de seyir ve bakı noktası olan kesimi yok etmekle kalmadı, yaya ve taşıt trafiği ile bu kesimi kilitlemek becerisini gösterdi. Yangınlarla da yer yer yok edilen Eski Ankara kesiminde Kaleiçi’ne yönelik bir Koruma Planı da henüz oluşturulamamış durumda..
Eski Ankara’nın durumu da bu açıdan bakıldığında Yeni Ankara’dan pek farklı değil, ancak spekülatörlerin önünü kapatan Sit Kararları var. Bu kararlar olmasa, Eski Ankara’nın da birkaç hafta içinde yok edilebileceğini, Kaleiçine de hadi abartmayalım 4-5 katlı yapılar dikilebileceğini söylemek mümkün..

Sonuçlar:

Ankara’da doğal, kültürel/tarihsel çevre giderek yok edilmektedir. Islah planları kentin geleceğini ipotek altına almaktadır. Buna dur demenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Kentlilerin de, sivil toplum örgütlerinin de, yerel ve merkezi yönetimlerin de bu gidişten sorumluluğu bulunmaktadır. Fakat en büyük sorumluluk kentin sahibi olan “Belediyeler” indir.

1. Tarihsel / kültürel değerlerin envanteri tam olarak çıkarılmalı ve “Koruma Ana Planı” yapılmalıdır. Bu Plan var olan koruma planlarını yeniden gözden geçirilerek yapılabilir. Bu planlara kesinlikle uyulmalıdır.

2. Doğal değerler, su havzaları, akarsular, vadiler, değerli topraklar, flora ve faunayı içeren bir envanter yapılmalıdır. Bu değerlerin tek tek her birini, ve bütünleşik olarak tümünü koruyup geliştirmeyi içeren bir “Doğal Çevre Koruma Ana Planı” hazırlanmalıdır. Kentsel ekolojik çevreyi dikkate alan ve yaya yolları, bölgeleri, yeşil akslar, kamalar, spor alanları ve bisiklet, yürüyüş yollarını içeren bir sistemler bütünü oluşturulmalı, yeşil alan oranlarının arttırılması için tescil dışı ve tescilli tüm hazine toprakları, belediye mülkleri koruma altına alınmalıdır.

3. Doğal ve tarihsel/kültürel değerlerin korunduğu bir Metropoliten Alan Master Planı hazırlanmalıdır. Buna bağlı doğal, tarihsel/kültürel değerlerin özel projelerle ele alınmasına, onarım ve sağlıklaştırılmasına yönelik alt ölçeklerde planlama ve projelendirme çalışmaları yapılmalıdır.

4. Kentte yık-yap-sat süreci ve ıslah planlama süreci denetim altına alınmalı, yapıların ekonomik ve teknik ömürleri dolmadan yıkımı önlenmelidir. Altyapının, yolların, kaldırımların her seçim dönemi yeniden ele alınmasının önüne geçilmelidir. Sürdürülebilir kentsel gelişme ancak böyle sağlanabilir.

5. Kentlinin, kentte yaşayanların, “Ankara”lının doğal ve tarihsel çevre korunmasına yönelik olarak bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi, sivil toplum örgütlerinin geliştirilerek koruma/geliştirme konularında çalışmalar yapmalarının sağlanması da geleceğe yönelik önemli bir konudur. Her kentliye bu konuda önemli görevler düştüğü de unutulmamalıdır.


Bu yazı; TMMOB MİMARLAR ODASI, Ankara Şubesi Bülteni, “EKOLOJİ VE MİMARLIK ÖZEL SAYISI”, Haziran 2003, “ÇEVRE’SİNİ ARAYAN ANKARA”, S.16-19'da yayınlanmıştır.

2 yorum:

  1. İngiltere de mahalle ve semtlerde yapılaşmalar kendi çağlarına göre gelişme göstermiş. bizdeki gibi yık ve fazla kat çık mantığı yok. her semt kendi zamanının değerlerine sahip bırakılıyor. zaten yerleşik toplum galiba bu demek. biz hakikatten avrupalı olmamıza çok zaman var. önce yerleşik düzene geçmeliyiz düzensizlikten ve kuralsızlıktan. sonra sanata önem vererek ucubelerle ağaçlarla,çiçeklerle, yaşam ve spor kompleksleriyle estetiğin,doğanın senkronizesine uyumuna bittabi önem vermeliyiz ama galiba bu arada geçmişimiz çoktan format atılmış ve resetlenmiş olacak gibi gözüküyor. ben bile bu sunuyu seyrederken ve okurken bir çok anımı unuttuğumu anladım. nereden nereye? hatta ufak bir anetkod mehmet cimle. hatırlarmısın bilmem ama bisikletlere atlamış ve istanbul yolundan çubuk çayının yanından şimdiki eryaman yoluna gezi yapmıştık. ne uzak bir açılımdı bizim için. bakir ağaç ve boş alanlardı birzamanlar. yaşlandığımızı işte böyle anlıyorum ve içim burkuluyor. geçmişimi siliyorlar. yıllarca içinde yaşadığım yere ne kadar yabancılaşmışım meğer. galiba bizimde terki diyar zamanı geldi bilinmeyene.

    YanıtlaSil
  2. İrfan Akalp, 13 Mart 2013

    "İdris dağından çıkan su, gürül gürül dönen değirmen oluklarından dökülüp, Kayaş köyünde ‘Kayaş Deresi’ adını alırdı. Ankara’nın meyve ve sebze bahçeleri olan Mamak ve Saimekadını suladıktan sonra adı ‘Hatip Çayı’ olurdu. Şimdi Ankara Hastanesinin bulunduğu köşeden kavak ve söğüt ağaçları arasından dönünce de adı ‘Bentderesi’ olurdu. Bentderesi, buradan Dışkapı yönüne döner, sayıları kırkı bulan tabakhanelerin deri temizliğindeki su ihtiyacını karşılardı. Dışkapı’dan geçip ileride İncesu ile kucaklaşınca suyunun rengi gibi adı da değişir ‘Ankaraçayı’ adını alırdı. Hans Dernschwam , Avusturya elçilik heyetiyle 1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ı görmek üzere İstanbul’dan Amasya’ya giderken günlüğüne Bent deresi hakkında şunları yazıyor: “ Birinin üzerinde kale, diğerinde sur kalıntıları bulunan iki dağın arasından oldukça büyük bir dere sert ve hızlı akıyor... Bu suyun adı Bentderesi’dir. Derenin üzerinde birkaç köprü var. Sof dokuyucular dokudukları sofları bu derede sabunla yıkayıp, düz taşlar üzerinde ayakları ile çiğniyorlar. Burada kayaların altından temiz bir su kaynıyor ve taş bir yalak içine doluyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz su yolunun üzerinde birbirine karşı bakan yetmiş iki arslan heykeli var.”

    YanıtlaSil