Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

21 Eylül 2014 Pazar

Ankara’da Vakıf Mülkiyetindeki Bedesten ve Hanların Gelişimi ve Şehir Ekonomisinin Dönüşüm Süreci (15-20.YY)

Ankara’da Vakıf Mülkiyetindeki Bedesten ve Hanların Gelişimi ve Şehir Ekonomisinin Dönüşüm Süreci (15-20.YY) 


Bu Bildiri 5 Mayıs 2014 tarihinde  "VAKIF VE İKTİSAT" Temalı Vakıf Haftası'nda Sunulmuş ve Yayınlanmıştır.


Prof. Dr. Mehmet TUNÇER 

ÖZET

Bu yazıda; Ankara (Angora) şehir merkezi içinde ticari çarşıların, Vakıf kökenli hanlar ve Mahmud Paşa Bedesten’in ortaya çıkışı, gelişim süreci, şehir merkezi ve şehir ekonomisine katkıları ve dönüşümü araştırılacaktır. Ankara şehir merkezi içinde Yukarı Yüz (Hanlar Bölgesi) ve Aşağı Yüz (Taht ‘el Kal’a ve Karaoğlan Çarşısı) içindeki Vakıf kökenli ve diğer önemli bazı hanların gelişim süreci yüzyıllara dayalı olarak ele alınacaktır. Ankara’da “Sof” üretiminin gelişimi, diğer meslek dalları ile birlikte değerlendirilecektir.
Bu çalışmada; ekonomik yapı ve vakıf ticari eserleri ilişkisini sergilemek amacı ile çeşitli kaynaklar kullanılacaktır. Seyahatnameler, Anılar ve Gezi Notları, Tahrirler ve Nüfus Sayımları, Şer ‘iye Sicilleri, Vakfiyeler, Salnameler (İl Yıllıkları), Eski Harita, Resim ve Gravürler gibi belgelerden yararlanılmıştır.
Bildiride; Bedesten ve Hanlar ile “Ekonomik Yapı” ve şehir merkezi ilişkileri açıklanacak, merkezin gelişimi ve çöküşünün Vakıf Eserleri olan Hanlar ve Bedesten üzerindeki etkileri irdelenecektir.

I. Ankara’da Vakıf Hanları Konum Ve Nitelikleri
I.1. Ulaşım Bağlantıları ve Ankara’da Ticaret Yapılarına Etkisi

Ankara, İç Anadolu'nun kuzey-batısında, Ankara Çayı'nın geçtiği ova üzerindedir. Orta Anadolu'nun step mıntıkasının kenarında, fakat İç Karadeniz Bölgesinin dağlık yörelerinden uzak bir yerde bulunuşu ve korunmaya elverişli konumu nedeniyle, eskiden beri kervan yollarının uğrağı olmuştur.
Ankara, Osmanlı İmparatorluğu devrinde, başta İstanbul olmak üzere Bursa, İzmir, Manisa, Kayseri, Konya, Karaman gibi önemli ticaret merkezleri ile bağlantılıdır. Yakın çevresinin merkezi ve Ayaş, Çubuk gibi kasaba ve köylerin pazarı durumundadır  .
Selçuklulardan beri Konya, Kayseri, Sivas gibi şehirlerde, haftanın ve yılın belli günlerinde meydan pazarları kurulmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu devrinde açık pazar alış verişlerinin daha erken devirlerden başlayarak devam ettiği, özellikle Osmanlı-Bizans sınır boylarında, iki taraftan gelen alıcı ve satıcıların aralarında meta değiş tokuşu yapıldığı bilinmektedir.
Çarşı kelimesi Farsça Cıhar- Suk (= Dört Sokak) terkibinden bozulmuş, alış veriş etmeye elverişli, iki tarafı dükkan, üstü örtülü veya açık sokak veya meydanlara verilen isimdir .
Fars dilinde üstü kapalı alım-satım yerlerine “Bazar” denildiği ve bu tabir batı dillerine de geçmiş bulunduğu halde bu kelime sonraları bırakılarak yerine “Çarşı” kelimesi geçerli olmuştur.
Ankara’da 16. Yüzyılda bulunan 85 mahalleden büyük bir kısmı, Bedesten ve Atpazarı’ nın merkezini oluşturduğu “Yukarı Yüz” ile, Tahtakale ve Karaoğlan Çarşılarının etrafında bulunuyordu.
Anadolu şehirlerinde surlar dışına çıkan gelişmeler özellikle XIII. ve XIV. yüzyıllarda görülmeye başlamıştır. Ticaret ve zanaatla ilgili eylemler, surların kervan yoluna en yakın bağlantı sağlayan kapının hemen dışına çıkmıştır. Ankara'da bu eylemler Dış Kale Kapısı önünde ve Atpazarı'na doğru gelişmiştir. Ayrıca, gene bu eylemlerin, Kaleyi kervan yollarına bağlayan yol üzerinde bir meydan çevresinde olmak üzere yoğunlaştığı belirtilmektedir. Ancak, önemli ticaret merkezlerinde yükselen büyük hanlar yüzünden, açık pazar alış verişi biçimindeki ticaret kısmen azalmış veya tamamen ortadan kalkmıştı.
Prof. Mustafa Akdağ, açık pazarların en işlek olanlarına büyük şehirlerde değil, buralara yakın kasabalarda rastlandığını belirtmektedir. Bunun sebebi, büyük ticaret merkezlerinde bu devirde gelişen büyük hanlardan her biri, bir ya da birkaç maddenin dağıtım yeri olarak imtiyaz elde etmeleridir.
Bu gibi şehirlerde genel pazarların kalmasına mülk sahipleri ya da vakıf idareleri, imtiyazlarına dayanarak engel olmuşlardır. Açık meydanlardaki pazarlar, bütün maddelerin alıcı ve satıcılarını daha geniş biçimde bir araya topladıklarından, hanların depoluk ve toptan alım, satım işleri çok daralmakta idi. Sadece, ot, saman gibi hayvan yemleri geniş bir yer kapladıkları ve fiyatça da çok düşük oldukları için, hanların bunları da tekellerinde tutmalarında kar görülmemiştir.
Canlı hayvan alım-satımı da gene bu tür açık pazarlarda yapılıyordu. Bu nedenle, Osmanlı-Türk şehirlerinde Ankara'da olduğu gibi "Samanpazarı", "Odunpazarı", "Koyunpazarı", "Atpazarı", "Balıkpazarı" gibi semtler yer almaktadır.
Selçuklu devrinin kervan ticareti yerine, Osmanlılar Devrinde, artan tüketici kitleler önemli bir ticari canlılık yaratmışlardır. Bu sayede şehirlerin toplayıp dağıtma işleri hareketli hale gelmiştir. Bunun sonucunda, önemli maddelerin elden ele devri Pazar hizmetlerini çok arttırdığı için, pazarlıkların kapalı yerlerde geçmesi halinde büyük kazanç sağlanacağı anlaşılmış olmaktaydı. Han içi alım-satım sisteminin bu işleme çok elverişli olması, depolama ve muhafaza kolaylığı, han yapımını teşvik etmiş olmalıdır.
Her han, bir tür malın kapalı pazar yeri olma görevini fermanla tekeline geçirdiği için, burada toplanıp perakendecilere ve esnafa satılan ticaret maddesi başka yerde pazarlanamaz ve toptan satışı yapılamazdı. Hanlar bu toplayıp dağıtma işini yaptıkları malın adını alırlardı. Şehirlerde bu kesimlerin gelişmesi tek tek yapılaşmadan çok, bir vakfın yarattığı "imaret"  ya da "külliye" halinde, camisi, hamamları, hanları, bedesteni ve benzeri öğeleri ile birlikte bütüncül bir uygulama ile gerçekleştirilmiştir. Özellikle büyük şehir bedestenleri, taş kubbeleri, demir kapıları ile yalnız ticari malları korumuyor, aynı zamanda şehir zenginlerinin paralarının korunduğu yer oluyordu. Bedestenin, iç kalenin karşıtı olan yeni bir prestij alanı olarak ortaya çıkışı, şehrin biçimlenmesinde belirli bir dönüşüm yaratmış ve merkezi bir konum kazanan bedesten, çevredeki zanaatkarların toplanması için önemli bir başlatıcı etmen olmuştur.
Osmanlı döneminde hanlar, ticari işlevlerinin yanı sıra cami, medrese gibi vakıf yapılarına gelir sağlamak amacıyla da yapıldıklarından devletin han yapımına destek olduğu bilinmektedir.  Osmanlı Devleti'nde, şehirsel yerleşimlerin kendi tüketimleri için tarımsal olmayan üretim örgütleri vardı. Bu örgütler sadece şehre değil, şehrin merkezlik ettiği bölgeye de hizmet ediyorlardı. Şehirlerin bazısı da, hizmeti bölge dışına taşan yoğun üretim ile ülke ekonomisine önemli katkıda bulunabilecek tarzda bir sanat dalında ihtisaslaşmışlardı. Şehirde üretime katılanların hepsi, üyesi oldukları sanayi dalında, ekonomik, malı, idari ve sosyal fonksiyonları bulunan bir kuruluşun üyesiydiler. Osmanlı-Türk Şehirlerinin hepsinde yaygın ve güçlü bir esnaf kuruluşu olan LONCA SİSTEMİ vardı. Bu kuruluş ise gerçekte, 13. ve 14. yüzyılların Ahi hareketinin bir devamı idi.
Osmanlı Devrinde “Lonca Sistemi" olarak oluşan bu sistemin yanı sıra, birçok zaviyenin  de daha eski zaviyelerin devamı olduğu görülmektedir. Zaviyelerin babaları ve onların müritleri, çevrelerini ekiyor, tarımla uğraşıyor, evler, ahırlar, mescidler inşa ediyorlardı. Sonra da bu yapıların etrafında halk da yerleşmeye başlıyordu. Ahi zaviyelerinin yerlerini alan sonraki zaviyeler ve Sultanların tesis ettikleri yeni zaviyeler şehirlerin büyümesini etkilemiştir.
Ankara'da Bedesten ve Hanların, şehrin en eski merkezi olan Atpazarı'nda konumlandığı görülmektedir (Şekil 1). Bu yapıların inşa edilmesi, bu bölgede yer alan mahalleler ile ticaret merkezinin gelişmesini çok yakından etkilemiş olmalıdır.



ŞEKİL 1: AT PAZARI VE ÇEVRESİ HANLAR BÖLGESİ TARİHİ TİCARET MERKEZİ
(Bu pafta, 1929 tarihli ve 1/500 ölçekli Ankara Kadastral Haritalarının birleştirilerek yeniden çizimi ve küçültülmesi ile elde edilmiştir. Kaynak Tapu ve Kadastro Gn. Md. Harita Arşivi, Tunçer, M., 1985, Y. Lisans Tezi).


Ahiler Devrinde (13. ve 14. yüzyıllarda ) başlangıçta sadece debbağ, saraç ve kunduracıları kapsayan Ahi Örgütlerinin, giderek 24 üretim dalını kapsayacak biçimde genişledikleri saptanmıştır.
Ahi Örgütlerinin üretimde bulunduğu zanaat dalları şunlardır :

1. Çiftçiler  6. Çulhacılar 11. Bezazlar 16. Aktarlar 21. Ekmekçiler
2. Debbağlar 7. Hallaçlar 12. İpekçiler 17. Papuçcular 22. Berberler
3. Haytaplar 8. Sandıkçılar 13. Şekerciler 18. Göncüler 23. Keresteciler
4. Nalıncılar 9. Nalbantlar 14. Demirciler 19. Bıçakçılar 24. Yorgancılar
5. Dokumacılar 10. Destegahçılar 15. Leblebiciler 20. Kuyumcular

Bu üretim ve servisler, her biri belirli sokakta yoğunlaşmışlar ve sonraları gelişerek yayılmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Batıdaki yayılışı ve güçlenişi, Anadolu'da düzen ve güvenliğin sağlanması, şehirlerin hızlı ve birer açık şehir şeklinde büyümesine sebep olmuştur. 15. yüzyıldan itibaren Batıdaki şehirler için savunma zorunluluğu kalmamış sayılabilir. Sur dışında gelişmenin bir başka nedeni de, refah ve dolayısıyla nüfusun hızlı bir şekilde artmasıdır.

Tüm bu nedenler, Ankara'nın en eski ticaret merkezi olan Atpazarı ve çevresi, Hanlar Bölgesi Ticaret Merkezi'nin gelişimini belirleyen etmenlerdir. Şehrin ticaret kesimi ile iç içe ya da onları dış duvara doğru yayılarak çeviren mahallelerden en kalabalık olanları, şehrin iş muhitine yakın olanlarıdır. Ayrıca bazı meslek gruplarının topluca oturdukları mahalleler de, nüfus yoğunluğu fazla olan yerlerdir. Buna örnek olarak; 16. Yüzyıl sonlarında en kalabalık mahalle olarak görülen Ahi Hacı Murad, bir yandan Atpazarı’na açılan Koyunpazarı Çarşısı’na, diğer yandan Tahta’l-Kal’a’nın işyerlerine yakındı. Aynı şekilde, Tuli Mahallesi, Karaoğlan Çarşısı’nın üstünde yer alıyordu. Şehrin doğusunda, Kale’ye doğru yükselen eğimli bölgede yer alan Avancıklar Mahallesi, Sofçuların oturduğu bir yerdi ve Kale’ den sonra en kalabalık mahalle idi.
Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. Yüzyılın ortalarına kadar, devlet tayin ettiği Kadı eliyle ekonomik ortamı ve arzı sıkı bir denetim altına tutmaktaydı. İşlenmiş her türlü malın fiyatı, merkezi yönetim adına kadı tarafından saptanmakta ve belirli bir malın satılabileceği en yüksek fiyat olan “narh” halkın alım gücüne göre, Kanunnamelerle belirlenmekteydi. Narh, yalnız ekmek, peynir, et, süt, yağ, alaca, yemeni, yaşmak, tülbent gibi gündelik ihtiyaçlara değil her türlü mala konmuştu .
Bu uygulama 1856-57 yılına kadar devam etmiş ve bu tarihten sonra fiyat saptama işi başka bir şekilde sürmüştür. 1830‘larda Mısır ordusunun başındaki İbrahim Paşa bölgeyi ele geçirmiş ve tiftik ihracına başlanmıştır ve bu uygulama da dokumacılığın gerilemesine yol açmıştır. .
Dokumada kullanılan kaliteli keçi tiftiği (sof) bu tarihlerde dünyada bir tek Angora ve çevresinde üretiliyordu. Güney Afrika ve California’da aynı kalite ve parlaklıkta tiftik üretimi başarılınca ve endüstriyel üretime geçilince Angora ekonomisi rekabet edemez duruma düşmüş ve çıkrıklar teker teker durmuştur.
1880'li yıllarda Ankara bölgesi buğdayı deve kervanlarıyla İstanbul’a Ayaş yolu üzerinden 361 km.'lik bir kervan yolu ile ulaşıyordu. İzmit Ankara demiryolu Aralık 1892'de Ankara’ya ulaşıncaya kadar, deve kervanları Ankara İstanbul arasında çalıştı. Daha sonra demiryolu olmayan bölgelere yöneldiler. Yozgat ve Kayseri gibi bölgelere; Ankara’dan deve kervanları çalışmaya devam etti.
Cumhuriyet Sonrası, geleneksel ve modern denilebilecek merkezi iş alanları daha uzunca bir süre Hâkimiyet-i Milliye (Ulus) Meydanı ve çevresinde, Karaoğlan Çarşısı, Tahtakale Çarşısı, Anafartalar, Çıkrıkçılar yokuşu, Atpazarı, Samanpazarı, Koyunpazarı, Bankalar Caddesi ve Çankırıkapı Caddesi boyunca varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında, Cumhuriyet' in ilk yıllarında, yönetsel ve ticari başlıca fonksiyonları yüklenerek Ulus Merkezi’nin çekirdeğini oluşturmuştur.

II. Seyahatnamelerde Ankara Kervan Yolları ve Şehir Ekonomisine Etkileri
II.1. Bursa-Tebriz İpek Yolu

Bursa’nın XV. yüzyılda ekonomik bir merkez olarak yükselmesinden sonra önem kazanmış bulunan Bursa-Tebriz İpek Yolu’nun Anadolu içindeki bir kanadı, Ankara-Çankırı- Çorum-Amasya-Tokat istikametini takip ederek Erzincan ve Erzurum’a ulaşıyor oradan da Aras Vadisi’ne giriyordu.
1539 yılında Venedik hizmetinde İran’a giden Michele Membre’ adlı bir elçi, Manisa’dan Afyon’a, oradan da Türk ve Ermeni tüccarlarla birlikte Sivrihisar üzerinden Ankara’ya gelmiştir.  Ankara’dan yine bir tüccar grubu ile yola çıkarak Çankırı’ya geçen Membre, buradan Acemistan’dan gelen ve İstanbul’a gitmekte olan bir kervan ile karşılaştığını yazmaktadır . Busbeck’in 1555’de Amasya’ya giderken izlediği yol da aynı güzergâhtır .

II.2. Halep-Şam Yolu
Bir ucu İstanbul, diğer bağlantı noktası Bursa olan bu yol, Anadolu’yu Kütahya-Afyon-Akşehir-Konya-Adana doğrultusunda geçtikten sonra Şam’a ulaşıyordu. Ankara bu ana güzergâh ile Kayseri üzerinden bağlantılı idi.
Polonyalı Simeon adlı bir gezgin, 1616 yılında Halep’ten Maraş-Kayseri yolu ile Ankara’ya gelmiş ve buradan İstanbul’a giderken Konya-Akşehir- Afyon-İzmit Yolunu izlemişti  .
Birçok Ankaralı tüccarın Halep’e gidip orada uzun süre kalarak ticaret yaptıklarına bakılırsa, bu yolun oldukça fazla kullanıldığı anlaşılmaktadır .

II.3. Antalya-İskenderiye Deniz Yolu
Bu dönemde Ankara Antalya-İskenderiye deniz yoluna Konya üzerinden bağlanmaktadır. Prof. Halil İnalcık, Antalya gümrük mukataasına ait defterlerden Arabistan’a büyük miktarlarda Ankara sofunun ihraç edildiğini saptamıştır . Ankara kadı sicillerinde de Mısır’a ticarete giden tüccarlara ait çeşitli kayıtlar vardır.

III. Üçüncü Sur Duvarı, Ana Giriş Kapıları ve Şehir Merkezi İle Bağlantıları
16. yüzyılın başlarından itibaren, Celali Saldırılarına karşı şehri savunmak amacıyla, şehir sakinlerinin de katılımıyla inşa edilmiş bir "ÜÇÜNCÜ SUR" un varlığı, gravürlerden, bu dönem Şer ‘iye Sicilleri incelendiğinde ve seyyahların anlattıkları sonucunda kesin olarak bilinmektedir     (Şekil 3).
17. Yüzyılın ilk yıllarında Ankara’yı Celali saldırılarına karşı korumak amacı ile üçüncü bir sur duvarı inşa edilmiştir. Şehri çevreleyen bu surun ne zaman yapıldığını Şer ‘iye Sicilleri’nden saptamak mümkün olmaktadır. Ergenç’e göre; Üçüncü Surun yapımına 1604 – 1606 yılları arasında başlanmış olmalıdır. Sicil kayıtları, seyyahların verdiği bilgiler ve çizdikleri resim ve krokiler yardımı ile Ankara’yı çevreleyen üçüncü surun belli başlı üç kapısı bulunmaktadır. Bu kapılar; Cenabi Kapısı, Doğan Bey Zaviyesi yakınındaki kapı ve Araba Pazarı Kapısı’dır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, Üçüncü Sur Duvarında 4 giriş kapısı olduğunu söylemektedir. Seyyahlar ise 12 kapının varlığından söz ederler. Paul Lucas 7 büyük ve 5 küçük kapı gördüğünü yazmıştır.
Cenabi Kapısı Von Vincke’nin 1839 tarihli haritasında “Kayseri Kapısı” olarak adlandırılmıştır.
Pitton Tourneford adlı seyyahın gravürü (1711) ve Von Vincke’nin 1839 tarihli Angora Haritasından çizilen yol sistemi haritasında bu kapıların yerleri ve ulaşım bağlantıları belirlenebilmektedir (Şekil 2-3). Doğuda Cenabi Kapı’dan başlayan bir yol, şehir içinde Avancıklar Mahallesi'nin güneyinde, Ulucanlar (Ahi Yakub),  Hacı Arab Mahallelerinden geçip, hafif bir eğimle yükselerek Atpazarı’na ulaşmaktadır (Şekil 2). Birçoğu Vakıf eseri olan hanlar ve Mahmud Paşa Bedesten’i de burada yer almaktadır.
Atpazarı, Uzunçarşı üzerinden Kaledibi'ne (Tahte'l Kal'a)  bağlanmakta, Kaledibi ise bir taraftan bugünkü Denizciler Caddesi’nin batısında yer alan Arabapazarı Kapısına, öbür taraftan da Karaoğlan Çarşısı yoluyla da Hacı Bayram Camii ve Debbağhane'ye açılmaktadır.


Şekil 2.  ŞEHİR İÇİ ULAŞIM SİSTEMİ VE KALE ALTI ÇARŞI KESİMİ (Kaynak: M. Tunçer; 1839 tarihli Von Vincke’nin hazırladığı haritadan yararlanılarak çizilmiştir)




Şekil 3. 1711’DE ANGORA (PİTTON TOURNEFORD GRAVÜRÜ)    (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Angora, Anadolu Eyaleti içinde bir Sancak ve Kadılık Bölgesinin merkezidir. Çevresindeki tarım ürünleri ile rahatça beslenebilme olanağı, diğer nedenlerle birleşince, bu dönemde Angora karşımıza kalabalık, canlı bir sanat ve ticaret şehri olarak çıkmaktadır.
"SOF"   üretimi, iklim özelliklerinin Angora keçisi üzerindeki olumlu etkileri, dolayısıyla tiftiğinin yüksek kalitesi gibi etmenlerle şehri belirleyen başlıca üretimlerden biri olarak yüzyıllarca devam etmiştir. Angora, 1850’lere kadar bölgenin üretim ve ticaret merkezi niteliğini korumuştur. Bunda en önemli pay da geleneksel tiftik üretimi ve tiftikten yapılan şal ve sof gibi çeşitli dokumalardır.
17. Yüzyıla kadar Angora’da “sof” üreten 1000 kadar tezgâh olduğu, bu özelliği ile Angora’nın o dönemlerin en önemli ticaret merkezi olduğu bilinmektedir  . Bu dönemde yapılmış yağlıboya Angora tablosunun alt kısmında temsili olarak verilen tiftik üretimi, sof ve dokumacılık ile tüccarların alış verişi net bir şekilde bu ticari faaliyeti anlatmaktadır (Şekil 4).
14 Rabiulevvel 998 (21 Ocak 1590) tarihli Ankara Şer ‘iye Sicili, 1692 No’lu Belge’de; Ankara’da “Venedikli tüccarlardan Dellaliye  ve Masdariyye  Resimlerinin alınması hususunda Ferman” yer almaktadır. Benzer şekilde 6 Mayıs 1590 tarihli bir başka belgede ise (Belge No: 1352) “Sof tüccarı Leh’li zımmilerin  terhinlerine dair hüccet” yer almaktadır. Bu tür belgeler çok farklı uluslardan tüccarların Angora’ya gelip ticari faaliyetlerde bulunduklarını göstermektedir.






Şekil 4. 16.-17. YY. ANGORA ’SINDA SOF ÜRETİMİ               (Kaynak: M.  Tunçer Arşivi)

Tablonun alt kısmında bulunan ve "şehir hayatı" nı anlatan bu bölüm tablodan ayrı bir sahne olarak resmedilmiştir. Bilhassa 17 ve 18. yy.'da Avrupa'da "şehir hayatı" tabloları adı altında bir takım tablolar moda olmuştur. Bu tablolarda o şehirdeki hayat ne ise hepsi bir arada yansıtılmıştır. Yukarıdaki bölümde de Angora'daki ticaret hayatı, esnaf ve sanatkâr loncaları görülüyor. Kenarda büyük bir dokuma tezgâhı ve terazili beyaz sakallı bir satıcı var. Feraceli kadınlardan başka, pazarlık yapan, çünkü aralarında biri keseye davranmış vaziyette, bir takım tüccarlarda var. Hatta arada bir de dilenci ve dövüşenler de ihmal edilmemiş. Herhalde çok sayıdaki bu kadınlar, yünleri yıkayıp hazırlayan işçilerdir. Çünkü ateş yanan bir ocak var. En kenarda büyük bir tezgâhta yünler dokunmaktadır. Ortada dua edildiğini görüyoruz. Belki de yıllık mahsulün satışı sırasında yapılan bir dini tören ile ilgili bir sahne. Resimde kadınların çokluğu Osmanlı devrinde tiftik endüstrisinde kadınların önemli yeri olduğunu gösteriyor. (Semavi Eyice, Ankara'nın Eski Bir Resmi, S.106)

Ancak, 19. Yüzyıla doğru Angora ticaretinde bir gerileme gözlenmektedir. Bu gerilemenin nedenlerinden biri iç karışıklık ve otorite boşluğunun özellikle iç bölgeler ticaretini olumsuz etkilemesidir. Ayrıca, dünya ticaretinin yeni bölgelere kaymasının ve İngiliz yünlü ve pamuklu dokumacılığının 18. Yüzyıldan itibaren gösterdiği gelişmenin de rolü büyük olmuştur.
19. Yüzyıl başlarında ise ticaretin gerilemiş ve tiftik üretiminin de oldukça azalmış olduğu görülmektedir. Tiftik üretiminin gerilemesi sonucu eski zengin Angora’nın yerini yıkıntılar içinde hüzünlü bir görünüş kazanmış fakir Angora alacaktır .

III.1. Yukarı Yüz
Atpazarı, kuzeyde Dış Kale Kapısı, güneyde Bedesten, Çukur Han, Çengel Han ve Pilavoğlu Hanı ile çevrili, Hisar'ın dış surunun önündeki düzlüktür. Atpazarı Meydanı, Koyunpazarı Caddesi ve Ahi Şerafettin Sokakları ile güneyde yer alan Koyunpazarı Meydanına bağlanmaktadır.
Atpazarı’nda çoğunluğunu "çerçi" lerin işgal ettiği dükkânların yer aldığını, burada hayvan alım-satımı da yapıldığını sicil kayıtlarından öğreniyoruz.


Şekil 5 : ATPAZARI HANLAR BÖLGESİ 17-18. YÜZYILLARDA (Kaynak : Aktüre, S.)

Her türlü eşya alıp satan çerçiler, şehir halkına olduğu kadar, çevre şehir, kasaba ve köylerinden gelenlerle de ticaret yapıyorlardı. Bedesten çevresinde kümelenen 10 büyük han ise, sadece konaklama değil, aynı zamanda sanat ve ticaret işlevlerini de yüklenmişlerdir. Uzunçarşı, buna açılan esnaf çarşıları ile şehrin en büyük camileri bu bölgede yoğunlaşmıştır (Ahi Şerafettin Camii, Hacı Arab Camii gibi).
Bedesten, çevresindeki kapalı hanlar ve bunlara bağlanan Atpazarı ve Samanpazarı gibi açık pazar yerleri 16. Yüzyılda Osmanlı-Türk Şehirlerinde izlenen bir gelişmedir.
Bu dönemde Kale dışına taşan ticaret eylemleri, genellikle bir bedesteni çevreleyen hanlar zinciri ve bunlara açılan sokaklarda sürdürülürdü   .
Şehirlerde bu kesimlerin gelişmesi tek tek yapılaşmadan çok, bir vakfın yarattığı "imaret" (*) ya da "külliye" halinde, camisi, hamamları, hanları, bedesteni ve benzeri öğeleri ile birlikte bütüncül bir uygulama ile gerçekleştirilmiştir  .
16-17. yüzyıllarda Yukarı Yüz’de Bedesten, Çukur Han, Çengel Han, Zağfiran Hanı, Kapan Han vb. sayıları 33’e yaklaşan irili ufaklı ticari han inşa edilmiştir. Bu Hanlardan birçoğu Vakıf eli ile inşa edilmiş ve çeşitli amaçlarla vakfedilmişlerdir  (Şekil 5-6).


Şekil 6:   MAHMUD PAŞA BEDESTENİ, KURŞUNLU HAN VE DİĞER VAKIF HANLARI
(Kaynak : Tunçer, M., 1929 Tarihli Ankara Kadastral Haritaları Kuyud-u Kadime Arşivinden alınarak yeniden çizilmiştir.)

1929 Tarihli kadastral haritalarına bakıldığında bu kesimde yanmış, yok olmuş hanların (Tuz hanı, Kapan hanı gibi) yanı sıra günümüze kadar ulaşabilmiş Vakıf kökenli hanlar ve sokak dokusunun özellikleri görülebilmektedir (Şekil 6).

III.2. Bedesten ve Vakıf Hanları
"İki bin dükkanı vardır. Bir süslü Bedesten'i bulunmaktadır. Çarşılarının çoğu yüksek yerdedir. Uzunçarşısı, Sipahi Pazarı, Kale Altı Pazarı, gayret kalabalık
pazarlardandır ”. (ANDREASYAN, H.D., 1964, S. 162).

"Bedesten yapısı çok görkemlidir. Kıymetli mallar, taştan yapılmış ve çok kubbeli olan bu binada satılır”. (POCOCKE, R., 1743-45).

Ankara'nın 16. Yüzyıldan itibaren önemli bir ticaret mer¬kezi olduğunu aynı bölgede yapılan Bedesten ve hanlar göster¬mektedir. Bedesten ve Kurşunlu Han yangın geçirerek terk edilmelerine rağmen 20. yüzyıl başlarında Erken Cumhuriyet Dönemi’nde onarılmışlardır. Pirinç Han, Çukur Han ve Çengel Han haricinde diğer hanlar ya tamamen yıkılmış veya yenilenerek eski karakterini kaybetmiştir.
Ankara’da Vakıf kökenli hanların genel mimari karakteri olarak büyük bir avlu etrafın¬da iki katlı olduklarını ve ön cephede dükkânların sıralandığını söyleye¬biliriz. Üçüncü kat, topoğrafyanın uygun olduğu durumlarda, arazi eğimi nedeniyle Çengel Han, Kurşunlu Han da olduğu gibi bazı örneklerde rastlanmaktadır. Bu bodrum kısmı da depo vazifesi görürdü.
Yapı malzemesi Kurşunlu, Çengel, Sulu ve Zafran hanlarda olduğu gibi taş, arada tuğla dolguluydu. Ankara'da çok yaygın olan kerpiç malzeme ile de daha az önem¬li küçük hanların yapıldığı bilinmektedir. Revaklarda tuğla ör¬güyle haç tonoz, odalarda beşik tonoz kullanılması ve hana tek giriş kapısı olması diğer Osmanlı devri hanlarında olduğu gibi Ankara Hanlarının da bir özelliğiydi .
Kurşunlu hanın bitişiğinde ve Zafran han yanında, diğer hanlara da çok yakın olan Mahmud Paşa Bedesteni, Atpazarı Hanlar Bölgesi’nin önemli bir ticaret merkezi olduğunun bir göstergesidir (Şekil 6).

III.2.1. Mahmud Paşa Bedesteni

16. yüzyıl Angora ticari merkezinin başlıca yapılarından biri olan Mahmud Paşa Bedesteni, Atpazarı’nda, Hisar’ın güney-batısında, yüksek bir plato üzerinde konumlanmıştır.
Prof. Gündüz Özdeş “Türk Çarşıları” adlı eserinde  : Bedestan kelimesinin aslının “Bezistan” veya “bezzazistan” olup, bozularak “Bedestan” veya “Bedesten” haline geldiğini yazmaktadır. “Bez=Bezze”, kumaş ve harpte ganimet olarak alınan eşya anlamına gelmektedir. Bedestenler, kumaş ve bez satılmak için yapılmış, sonraları kıymetli mallar ve antika eşya alım satımına tahsis edilmiş olan kapalı çarşılardır.

Bedestenin inşa tarihi olarak Taci-zade Cafer Çelebi 1459-60 (863) yıllarını vermiştir. Vakfiyesi’ne göre 1464-1471 (869-876 H.) tarihleri arasında, Fatih Sultan Mehmed’in Sadrazamı Mahmud Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde Bedestene ait 1663 tarihli bir vakfiye bulunmaktadır. Bir hazine kaydında ise Mahmut Paşa, Yargalı Hacı Mahmut Paşa olarak anılmaktadır.  Halil, M. Düsturname-İ Enveri. Sayfa H 7. Burada Mahmut Paşanın Angora'da bü¬yük bir Bedesten yaptırdığı ve Angora Soflarının buradan dağıtıldığı yazılıdır. Vakıflar Ge¬nel Müdürlüğü Arşivi 316 sayılı defterde bu bedestene ait 16 Zilhicce 1074 H. tarihli bîr vakfiye vardır  .
Mahmud Paşa Bedesteni 96 hücrelidir ve Klasik Osmanlı Bedesteni tipinde inşa edilmiştir. Ortada, uzunlamasına dikdörtgen planlı, duvarları taştan, üst örtüsü kurşun, içten tuğla örtülü on kubbe ile örtülü bir yapıdır. Duvarları iki sıra taş, bir sıra tuğla örtülüdür. Bedesten’e doğuda iki uçta birer, kuzeyde ortada bir ve batıda bir kapı ile girilir.

Eski dönemlerde erkek giyiminde önemli bir yeri olan kuşak alım satımı ile uğraşan dükkânların çevrelediği Bedesten’de kapılardan biri “Kuşakçılar Kapısı” diğeri ise “Sofcular Kapısı” olarak adlandırılırdı.
Döneminde özel bekçiler tarafından korunan, kıymetli eşyaların saklandığı ve ticaretinin yapıldığı, ticaret kesiminin merkezi konumundaki en büyük programlı yapıdır. Angora dini ve ticari yapılarını anlatan Pockocke “Çok kubbeli güzel bir Bedesten olduğunu, burada kıymetli eşyalar satıldığını” yazmıştır. George Perrot ise “Çarşının çok kalabalık ve hareketli bir kapalı çarşı olduğunu ve üzerinde ahşap bir örtü olduğunu” anlatmaktadır.

Angora’da sof ticaretinin yapıldığı en önemli merkez olarak öne çıkmış olan Bedesten, 19. yüzyıl başlarından itibaren sof endüstrisinin çökmesine bağlı olarak önemini kaybetmiştir.
Bedesten’in kuzey-doğusunda yer alan ve aynı tarihlerde Mahmud Paşa tarafından inşa edilen Kurşunlu Han gibi, çeşitli yangınlar geçiren yapı, 1881 yılındaki büyük yangından sonra terkedilmiştir. 1916’da çıkan ve üç gün süren yangın Hisarönü Çıkrıkçılar Yokuşu, Bedesten, Saraçlar Çarşısı’nı takiben Ak Pazarı‘na kadar olan yerleri kül etmiş, yangın, Mahmut Paşa Bedesteni dahil, bu yörede bulunan cami, kilise gibi tarihi binaların yok olmasına neden olmuştur (Şekil 7-8).

 


Şekil 7 - 8: MAHMUT PAŞA BEDESTENİ VE KURŞUNLU HAN’IN ONARIM ÖNCESİ DURUMU (1930’LAR) (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Müze ilk olarak 1921 yılında Kültür (Hars) Müdürü Mübarek Galip Bey tarafından, Ankara Kalesi’nin Akkale veya Alitaşı olarak adlandırılan burcunda, Asar-ı Atika Müzesi adıyla kurulmuştur. Bu dönemde daha çok depo görünümünde olan müzeye, mevcut olanların yanı sıra Augustus Tapınağı ve Roma Hamamı’ndan da eser toplanmıştır.
Daha sonra Ankara’da bir Eti Müzesi kurulması isteğinde olan Atatürk’ün telkinleriyle 1930 yılında Kültür (Hars) Müdürü Hamit Zübeyr Koşay tarafından, bakımsız durumda olan Mahmut Paşa Bedesteni ve Mahmut Paşa Hanı’nın müzeye dönüştürülmesi fikri ortaya atılmış ve bu yapılar 1933 yılında Belediye’den satın alınmıştır. Mahmut Paşa Bedesteni ve Hanı’nda yapılan restorasyon çalışmaları 1938 yılında başlamış ve çeşitli aşamalardan sonra ancak 1968 yılında tamamlanabilmiştir. Mahmut Paşa Bedesteni’nin orta kısmında yer alan kubbeli mekânın büyük bir kısmının onarımı 1940 yılında bitirilince eserler buraya taşınmış ve 1943 yılında da Arkeoloji Müzesi adıyla ziyarete açılmıştır .
Mahmut Paşa Hanı’nın onarımının da 1951 yılında bitirilmesi üzerine müze personeli buraya taşınmıştır. Tüm restorasyon çalışmaları tamamlanan Müze, yeniden düzenlenerek 1969 yılında son adı olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi ismiyle tekrar ziyarete açılmıştır. Hitit eserlerini toplu olarak tanıtması bakımından, Müze için bu zamana kadar gayri resmi olarak Eti Müzesi (Hitit Müzesi) ismi de kullanılmıştır.


III.2.2. Jansen Planı’nda Mahmud Paşa Bedesteni ve Hanlar Bölgesi

1928 yılı içinde, Berlin Şehir Planlama Yarışması'nı kazanmış Prof. Dr. Herman Jansen, yine bir Alman şehirci Prof. M.Brix ve Fransız Hükümeti başmimarı Prof. Jausseley arasında Ankara Nazım İmar Planı için sınırlı bir yarışma açılmıştır.
Bu yarışmayı ünlü Alman Mimar Prof. Hermann Jansen kazanır. Yarışmada yarışmacılar kararlarında serbest değillerdi, çeşitli bakımlardan sınırlanmışlardı. En önemli sınırlamalar o zamana kadar yapılan uygulamalardan geliyordu. Bu uygulamalar şehrin gelişme yönünü Ulus - Çankaya olarak ortaya çıkarmıştı. Önemli yollar, önemli binaların yerleri ve eski şehrin korunması ile ilgili kararlar yarışmacılara verilmişti.
Jansen’in Ankara İmar Planı’ndaki yaklaşımı Kale ve yakın çevresinin korunması, bu amaçla Eski Şehir’den uzakta bir “Yeni Şehir” kurulmasıydı.
“ Yeni şehircilikte yeni şehir kısımlarının kurulmasını eski kısmın yayılışından tamamen ayırmak lazımdır. Hatta nazari olarak eski şehir üzerine hatti zatında bir cam levhası kapamalıdır. Bu suretle kolaylıkla bütün gidişat takip edilerek şehri fenalıklardan korumak kabul olur. Eski şehre mümkün olduğu kadar fazla el sürmemek gerekir. Yeni kısmın imarının tekemmül ve terakkisinden sonra eski kısma münasip bir şekilde dikkatle bağlamak kabul olur. Yeni ihtiyaçlara göre mesela seyrüseferin, hissi bakımdan icabatına göre uydurulur. En mühim nokta eski kısmın karakterinin bozulmamasıdır. Bizim vazifemiz onun hususiyetini istikbal için saklamaktır. Bunda da, ufak tefek mevcut hataları nazarı itibare almıyarak bir eski şehre ait nizamname tanzimi ile muvaffak olunur. ”
Prof. Hermann JANSEN, 1937
Planında “Kale” nin şehrin her tarafından algılanması ve korunmasına büyük önem veren Jansen böyle diyordu, plan raporunda  .
Jansen tarafından Bedesten ve Kurşunlu Han’a ilişkin imar planları hazırlanmış, Hanlar Bölgesi’nin ilk defa bütüncül bir planlama ile ele alınması 1936-38 yıllarında olmuştur (Şekil 9-10).



Şekil 9 : Prof. HERMANN JANSEN’İN MAHMUD PAŞA BEDESTENİ VE HANLAR BÖLGESİ DÜZENLEMESİ (1936) (Kaynak :  M. Tunçer Arşivi)


Şekil 10: JANSEN PLANI’NDA BEDESTEN VE KURŞUNLU HAN (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)
Mahmud Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han 1933 yılından sonra Atatürk’ün direktifleri ile onarılmaya başlanmıştır. 1946'da başlanan esaslı onarımdan sonra halen Türkiye’nin ve Ankara’nın en güzel ve zengin müzelerinden biri olan "Anadolu Medeniyetleri Müzesi" olarak kullanılmaktadır  (Şekil 11).


Şekil 11: ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

III.2.2. Mahmud Paşa Hanı (Kurşunlu Han)
Mahmud Paşa Hanı (Kurşunlu Han), topografyanın eğimli olduğu Atpazarında, doğuda iki katlı, batıda ise, bir bodrum kat ilavesiyle üç katlıdır. Han’ın planı Osmanlı Dönemi yapılarında tipik olan, ortada büyük bir avlu, revak sırası ve onu çeviren iki katlı odalar şeklindedir.
Özer Ergenç, Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Defteri’ndeki bir kayda dayanarak, Kurşunlu Han’ın Mahmutpaşa’nın azlinden sonra yerine başvezir olan Rum Mehmet Paşa Tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Mamboury bu görüşü destekler bilgiler vermiştir. Söz konusu Tapu kayıtlarından, hanın 48 odalı olduğu ve Rum Mehmet Paşa’nın Üsküdar’daki imaretine vakıf olarak yaptırdığı anlaşılmaktadır .
Bu konuda değişik bir bilgi ise Nurettin Can Gülekli’ye aittir. Gülekli, 1946 yılında hanın onarımı yapılırken II. Murat Dönemi’ne ait 1421 tarihli sikkeler bulunduğunu belirtmekte ve hanın yapım yılının daha eski olabileceği görüşünü öne sürmektedir.
Bu vakıf İçin 16 zilhicce 1074 H. tarihinde Ankara beyine ve kadısına verilmiş hükmü hümâyunun kaydı vardır. Vakıflar arşivi 316 no. lu defter. 1946 da Onarım sırasında II Murat (1421) tarihine ait paralar ele geçmiştir. Bu da hanın 15. asırda mevcut olduğuna işaret eder .
Ankara Şer ‘iye Sicili’ndeki bir kayıttan 17. yüzyıl sonlarına doğru “Melekon” adlı bir zimminin (gayr-i müslüm) hanın işletmeciliğini yaptığı ve hanın bu kişiye kiralandığı anlaşılmaktadır.
Kurşunlu Han ile ilgili belgeler incelendiğinde Kurşunlu Han’ın, 16. yüzyılda Angora’nın en işlek hanlarından biri olduğu görülür. Sof ticareti ile ünlenen Angora’da, sof ticareti yapanların mallarını depoladıkları ve satışını yaptıkları Kurşunlu Han, Bedestene bitişik olmasının avantajı ile kira geliri en yüksek olan han konumundaydı.
Ankara Şer ‘iye Sicili kayıtlarında, 1592 yılında Tuz Hanı’nın 1.800 Akça’ya, Kurşunlu Han’ın üç yıllığına 41.500 ve Çengel Han’ın 28.000 Akça’ya kiralandığı kaydedilmiştir.
Her iki yapı da, üç yüzyıl boyunca kullanılan en işlek ticari/konaklama yapılarıdır. Kalekapısı çevresindeki ticari sokaklara yakınlığı nedeniyle, şehre dışarıdan gelen tüccarların konakladığı, alış-veriş yaptıkları, özellikle “sof” ve “kumaş” tüccarlarının mallarını depolayıp pazarladıkları en önemli mekânlardı (Şekil 12).


Şekil 12: MAHMUD PAŞA BEDESTENİ ONARIM ESNASINDA (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Ankara’nın İki Numaralı Şer ‘iye Sicili Fihristi’nde, 471 Sayı ile kayıtlı bulunan bir belgede; “Angora’daki Kurşunlu Han’ın üç yıl için 41.500 akçeye kabul ve iltizam ettiği..” yazılıdır. 486 Sayı ile kayıtlı bulunan bir diğer belgede ise; “Kurşunlu Han’ın icarının Seydi Ahmed tarafından 500 akçe arttırıldığı” belirtilmektedir .
Aynı dönemde Zağferancı-zade Hanı ise; bir yıllığı 11 000 akçeye kiraya verilmektedir. Ankara’nın İki Numaralı Şer ‘iye Sicili Fihristi’nde 271 Sayı ile kayıtlı bulunan bir belgede; “Zağferancı-zade Mahmud Çelebi’nin adı geçen Hanı aynı tarihten itibaren suyu müstecire ait olmak ve her ay haklaşmak kaydı ile bir yıl için 11 000 akçeye Ali oğlu Hüseyin’e icara verdiği hakkında hüccet” kaydı bulunmaktadır .
Görülebileceği gibi yapılışından yaklaşık 120 yıl sonra dahi (1590’larda)  Kurşunlu Han Atpazarı’nın en önemli ve gelir getiren yapılarından biridir.

III.2.3. Pirinç Hanı
18. yüzyılda yapılmış, ancak günümüze kadar ulaşamamış hanlardandır. Atpazarı'nda, Çengel Han'ın güneyinde, Safran Han'ın güney doğusunda Pirinç Hanı Sokağında bulunmaktaydı. 1935’lerde Belediye tarafından kamulaştırılarak yıkılmış ve yerine ilkokul yapılmıştır.
Konyalı; Pirinç Hanı’nın içinde bir mescid bulunduğunu ve bunun da Han ile birlikte yıkıldığını söylemektedir . İbrahim Hakkı Konyalı, Pirinç Hanı Mescidi ile ilgili bilgi verirken Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi 2/134 sayılı belgeye dayanarak Pirinç Hanı’nın içinde bulunan mescidin, hanla birlikte yıkıldığını ve yerine okul yapıldığını belirtmektedir.
Nurettin Can Gülekli de benzer şekilde, Pirinç Han’ın 1935 yılında belediyece kamulaştırılarak yıkıldığını ve yerine okul yapıldığını söylemektedir . Günümüzde bu kesimde bulunan yapı Pirinç Hanı adı ile onarılmış ve turizm amaçlı kullanılmaktadır (Şekil 13-14).




Şekil 13-14 : PİRİNÇ HANI DENİLEN HAN GÜNÜMÜZDE (Kaynak: Yavuz İşçen)



III.2.4. Bala Hanı

Günümüzde de halen otel olarak kullanılmakta olan 19. Yüzyıl sonu yapılarındandır. İki katlı karkas yapı tipolojisine sahip Bala Hanı, Atpazarı’nda, Pirinç Hanı Sokağının Atpazarı Yokuşu ile kesiştiği köşede bulunmaktadır. Eskiden batı bitişiğinde “Han” olarak bildiğimiz bir han daha bulunuyordu. Bu yapı şu anda yok olmuştur  . Bala Han’ın güneyinde alt tarafta Ahi Elvan Camisi yer almaktadır.          19. yüzyılın sonunda yapıldığını bilinen Bala Han, iki katlı karkas bir yapı olarak inşa edilmiştir. Günümüzde alt katında dükkânlar bulunmaktadır (Şekil 15-16).

 

Şekil  15-16: BALA HANI 1971 (SOLDA) VE 1991 (SAĞDA)  (Kaynak: Bakırer, Ö., Madran, E., Tarih İçinde Ankara 1984 Seminer Bildirileri, ODTÜ  ve Yavuz İşçen)

III.2.5. Penbe Hanı
Atpazarında bulunan bu Han da Mahmud Paşa tarafından yaptırılmıştır. Tahrir defterlerinde 28 odalı olduğu ve yanında bulunan Vakfa ait dükkanlarla birlikte kiraya verildiği kayıtlıdır . Çeşitli mukataa kayıtları 1580-1596 yılları arasında dönemin en işlek hanlarından biri olduğunu göstermektedir . Döneminde Angora’nın ticari anlamda canlı hanlarından biri olduğu, adından ve çevresindeki dükkânlarda bulunan bezciler ve iplikçiler ile bu işin ticaretini yapanların bölgesine merkezlik ettiği anlaşılmaktadır.
Ergenç, Ankara Şer ‘iye Sicili X / 917 ve 534 no.lu zabıtlarda, Pembe Han’ın yakınındaki dükkanlardan pamuk bezi ve keten toplarının çalındığından şikayet eden esnafın davalarının kayıtlı olduğunu belirtmektedir.

III.2.6. Kırmızıoğlu Hanı
Yapım tarihi bilinmeyen Kırmızıoğlu Hanı, Atpazarı Meydanı’nda, 1929 kadastral haritasında Dede Bey Yokuşu olarak okunan yolun kuzey kenarında, Kesikbaş Türbesinin kuzey-batısında bulunmaktaydı. Yapının iki katlı ve ahşap karkas bir yapı olduğu bilinmektedir.
III.2.7. Safran Hanı (Zağfirancı Hanı - Zafran Han)

Safran Hanı, “Zafran Hanı”, “Zaferan Hanı” ve “Zağferan Hanı” gibi adlarla da bilinmektedir.
Atpazarı, Salman Sokak'da, Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkasında yer alan Safran Hanı, çok yenilenmiş 16. Yüzyıl hanlarındandır.
1511 (917 H.) yılında aslen Kayserili olup Angora’ya yerleşmiş bulunan Hacı İbrahim oğlu Hacı Mehmed tarafından yaptırıldığı ve duvarlarına bitişik 20 dükkânla birlikte vakfedildiği kayıtlıdır . Vakfın gelirinin yarısı birkaç mescide harcanmak üzere, diğer yarısı ise kendi soyundan gelenlere mülk olarak ve kendisi ruhuna cüz’-i şerif okutulmak üzere vakfedildiği bilgileri bulunmaktadır.
Ortası avlulu, etrafı iki katlı olarak revak ve odalarla çevrili Han'ın, Batıdan beşik tonozlu tek girişi vardır. Üzeri sıvalı olan duvarlarından, alttakiler taş, üsttekiler üç sıra tuğla, bir sıra taştır. 42 odalı olan Han'da, odalar beşik tonozludur. Zafran Han'ın günümüze kadar ulaşmış ve yenilenmelerle önemini yitirmiş Ankara Hanlarındandır (Şekil 17).


Şekil  17 : ZAFRAN HANI ONARIM ÖNCESİ AVLUDAN GÖRÜNÜMÜ 1971 (Kaynak: Öney, G., Ankara'da Türk devri Yapıları, 1971)

Angora’da sof ticaretinin bitmesi sonrası Safran Hanı önemini yitirmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında çevredeki diğer bazı hanlar gibi Safran Hanı da cezaevi olarak kullanılmıştır. Sonraki yıllarda genellikle depo olarak işlev görmüştür.
1991 yılında alüminyum mutfak eşyaları imalathaneleri, marangoz ve cam kavanoz deposu gibi dükkânlar tarafından iş yeri olarak kullanılıyordu. Günümüzde Çengel Han ve Çukur Han gibi burası da restore edilerek kullanılmaktadır  (Şekil 18).


Şekil 18: SAFRAN HANI ONARIM ÇALIŞMALARI (Kaynak: Yavuz İşçen, http://yavuziscen.blogspot.com.tr/p/ankara-kent-yazlar-4.html)


III.2.8. Yeni Han (Çukur Han’ın Batısı)

Atpazarı semtinde, Çukur Han’ın batı tarafında Hacı Arap Mahallesi olarak adlandırılan mahallede bulunuyordu. Kabaca Çukur Han ile Kurşunlu Han arasında, Kıbrıs Hanı’nın doğusunda yer aldığı söylenebilir. Bu han ile Kurşunlu Han arasından küçük bir sokak geçiyordu. 16. yüzyılda Yeniçeri Mustafa Bey tarafından yaptırıldığı bilinen Yeni Han hakkında 1601 tarihli Ankara Şer ‘iye Sicili’nde bir kayıt bulunmaktadır. Günümüze ulaşmamış Ankara hanlarından biridir.
1916 yangını sonrası hanın yanarak yok olduğu bilinmektedir. Kaynaklarda 1940 yılında sadece bir duvarının ayakta olduğu belirtilmektedir.

III.2.9. Çukur Han

Atpazarı, Ser Meydanı’nda, Çengel Han’ın Kuzeybatısında bulunan Çukur Han, kerpiç duvarlı, ahşap hatıllı ve kiremit çatılı, 16. veya 17. yüzyıl hanlarındandır . Ortası avlulu yapı, etrafı iki katlı olarak birer revak sırası ve odalarla çevrilmiştir. Hana kuzeydeki meydandan tek giriş vardır ve alt kat revakları -doğu hariç- dükkân haline getirilmiştir. 1950 yangınından sonra yenilenerek tarihi değerini kaybetmiş Ankara Hanlarındandır.
 


Şekil  19-20: ÇUKUR HAN 1971 (Kaynak: Bakırer, Ö., Madran, E., Tarih İçinde Ankara 1984 Seminer Bildirileri, ODTÜ)


     


Şekil 21-22: ONARIM ÖNCESİ ÇUKUR HAN (Fotoğraf: Mine Sofuoğlu)

Osmanlı döneminde konaklama ve ticari amaçlı kullanılan yapı, uzun yıllar önemini korudu. Angora’da sof ticaretindeki gerilemeye bağlı olarak han da önemini kaybetti. Milli Mücadele yıllarında bir dönem askeri karargâh olarak değerlendirildi.
Cumhuriyet dönemi başlarında ise çevredeki diğer hanlarla birlikte cezaevi olarak kullanıldı. Bu dönemde ağır cezalık olanların hapsedildiği bir cezaeviydi . Cezaevine masif ağaçtan yapılmış yekpare büyük bir kapıdan girilirdi. Bu kapı devamlı kapalı tutulduğundan, giriş ve çıkışlar bu kapı üzerinde bulunan dar ve küçük ikinci bir kapıdan yapılırdı (Şekil 19-20).

 

Şekil 23-24: ONARIM ÖNCESİ ÇUKUR HAN (Fotoğraf: Mine Sofuoğlu)

Cezaevi buradan taşındıktan sonra Çukur Han, uzun yıllar tiftik, yün, hububat, kuruyemiş, sebze, vb. ürünlerin satıldığı birçok dükkâna ev sahipliği yaptı. 1950 yılında bir yangın geçirdi ve belli oranlarda tahrip oldu (Şekil 21-22).
Çukur Han, 2006 yılında Çengelhan A.Ş. tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden restore edilme karşılığında belli bir süreliğine kiralandı. 2007 yılında başlayan restorasyon 2010 yılında tamamlandı (Şekil 23-24). Han, 2011 yılında butik otel olarak hizmete açıldı. Günümüzde de “Divan Çukurhan” adı ile butik otel olarak işletilmektedir (Şekil 25).


Şekil 25: ÇUKUR HAN RESTORASYON ESNASINDA (Kaynak : http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=39482&start=5

III.2.10. Çengel Han
Atpazarı, Ser Meydanı'nda, Çukur Han'ın Güneydoğusunda bulunan Çengel Han, bir sıra taş, arada üç sıra tuğla duvarlı, kiremit çatılı bir yapıdır. Doğudaki giriş kapısı üzerindeki kitabesinden, 1521-1522  tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır . Rüstem Paşa Vakfından olduğuna ilişkin sicillerde kayıtlar bulunduğu söylenmektedir . Vakıfların Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre Rüstem Paşa Vakfı tarafından 1537 yılında yaptırıldığı belirtilmektedir.


  
Şekil  26-27: ÇENGEL HANI AVLUDAN GÖRÜNÜŞ 1971 (Kaynak: Öney, G., Ankara'da Türk devri Yapıları, 1971)

Büyük bir avlu etrafında iki katlı olarak revak ve arkada odalara sahip olan Hana, kuzeydoğudan beşik tonozlu tek bir giriş vardır. Batıda eğimden yararlanılarak yapılan bodrum ile bu kısım üç katlıdır. Girişin üzerinde mescid kısmı yer almaktadır. Ön cephede, doğu kısmında yan yana 9 dükkân sıralanır (Şekil 26-27).
Çengel Han, sof ticaretinin yoğun olduğu dönemlerde Angora’nın ticari açıdan önde gelen hanları arasında yer alıyordu. Ham deri, tiftik, yapağı ve yün satışı yapılan han, kira geliri açısından Kurşunlu Han’dan sonra geliyordu. Angora’da sof ticaretindeki gerilemeye bağlı olarak Çengel Han da eski önemini kaybetti.


     
ŞEKİL  28-29 : ÇENGEL HANI İÇ AVLU REVAKLARI (SOLDA) GÜNEY CEPHESİ (SAĞDA) 1971 (Kaynak: Öney, G., Ankara'da Türk Devri Yapıları, 1971)

2004 yılına kadar tabakhane ve yün deposu olarak kullanılan Çengel Han, tarihi değerini kaybetmemiş 16. yüzyılın önemli yapılarındandır (Şekil 28-29). 2005 yılında Koç Vakfı tarafından onarılmış ve günümüzde (2014) Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi olarak kullanılmaktadır (Şekil 30-31).

 

Şekil 30-31: ÇENGEL HAN RAHMİ M. KOÇ SANAYİ MÜZESİ (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

III.2.11. Pilavoğlu Hanı (Pilavcıoğlu Hanı)

Atpazarı, Hanlar Sokak'ta yer alan Pilavoğlu Hanı (ya da Pilavcıoğlu Hanı) 16. - 17. yüzyıllara tarihlenmektedir. Han, “L” tipli bir plana sahiptir ve kapalı bir salon ve dehliz gibi bir girişten ibarettir. Giriş cephesinde iki yanda dükkânlar sıralanır. Yapı, tek avlulu, çift katlı odalardan ve dışa açılan dükkânlardan oluşmaktadır. Halen dükkân, depo ve otel olarak kullanılmaktadır ve çeşitli onarım ve eklentilerle özgün niteliğini yitirmiştir (Şekil 32).


Şekil  32: PİLAVOĞLU HANI İÇ AVLUSUNDAN GÖRÜNÜŞ 1971 (Kaynak: Öney, G., Ankara'da Türk Devri Yapıları, 1971)


Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, çevredeki diğer bazı hanlar gibi cezaevi olarak kullanılmıştır. Pilavoğlu Hanı bu kapsamda kadınlar ve çocuklar için ayrılmıştı. 1991 yılında zemin kat odaları depo ve deri ticareti yapanlar tarafından kullanılıyordu. Üst kat odaları ise konaklama amaçlı, daha çok bekarların tercih ettiği odalar şeklindeydi.

III.2.12. Tuz Hanı

Mukataa kayıtlarına göre, Mimar Cafer adlı bir hayır sahibi tarafından yaptırılan bu Han, Keyyalin Mahallesi'nde bulunuyordu. Diğer hanlara göre daha küçük bir Han olduğu, mimar Cafer adlı bir hayır sahibi tarafından yaptırılmıştır.  Keyyalin Mahallesi’nde Unkapanı yakınında, Mimar Cafer’in bir Sıbyan Mektebi’nin bulunduğu bilinmektedir. Tuz Hanı bu mektebe ve oraya muallim olanlara vakfedildiği anlaşılmaktadır .
Yapım tarihi kesin olarak saptanamayan Tuz Hanının, 16. yüzyıl sonlarına doğru yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Ergenç’e göre; Ankara Şer ‘iye Sicili IV/665 ve 720’de bu Han’ın 5 Nisan 1592 de 1800 akçaya kiraya verildiği kayıtlıdır. Aynı tarihlerde, Kurşunlu Han üç yıllığına 41.500, Çengel Han ise 28.000 akçaya kiralanmıştı. Bu da Tuz Hanının diğerlerine oranla oldukça küçük bir han olduğunu göstermektedir. Bu mahalle ve Tuz Hanı Kale'nin batısında yer almaktaydı ve bu kesim 1881 ve 1916 büyük yangınlarında tamamen yok olmuştur.

III.2.13. Kapan (Kaban) Hanı (Un Kapanı Hanı)
Kapan Hanı, dağıtım fonksiyonunun üstlenmenin yanı sıra devlet açısından da, satılan yiyecek maddeleri üzerinden alınan vergilerin toplandığı yerdi. Genellikle Kapan'da alınan vergiler, mukata'a halinde iltizama verilirdi. Fizik yapı bakımından Kapan Hanları şehrin çevresindeki kırsal kesim ile yiyecek maddelerine dayalı ticaret ilişkilerini belirlemekteydi.
Angora Kapan Hanı, Kale yakınında, Atpazarı'nın batısında yer alan Keyyalin Mahallesi'nde, Tuz Hanı'na yakın bir konumda bulunmaktaydı. 16. yüzyıl Angora mahallelerini gösteren bir haritada Tuz Hanı’nın güneyinde görülmektedir. Vakıf kayıtlarında, Çelebi Mehmed devri emirlerinden, Bayezid Paşa'nın oğlu İsa Bey tarafından, Fatih devrinde yaptırıldığı belirtilmektedir. İsa Bey' in vakıfları arasında, bu han ile 92 dükkândan oluşan Arasta (Haffaflar Çarşısı) da bulunmaktaydı .
Kapan Hanı, Angora'nın çevresi ile olan ticaretinin, özellikle yiyecek ve içecek maddeleri satışının yapıldığı kesimin önemli bir yapısıydı ve Tuz Hanı gibi 1881 yangınında tamamen yok olmuştur.

III.2.14. Bakır Hanı
Karaca Paşa Oğlu Ahmed Çelebi tarafından II. Murad veya Fatih devrinde yaptırılan Bakır Hanı Atpazarı’nda bulunmaktaydı. Karaca Paşa’nın oğlu Ahmed Çelebi tarafından yaptırılmış ve vakfedilmiştir. 1462-1463 (867) tarihli Tahrir Defterinde Akçaoğlu Kervansarayı da denilen bu Han daha sonraları Bakır Hanı olarak anılmaya başlanmıştı. Bu hanın yeri tam olarak saptanamamıştır. Büyük olasılıkla 1881 yangınının olduğu kesimde bulunduğu tahmin edilmektedir. 1590 tarihli Ankara Şer ‘iye Sicili’nde adı geçen hanlardan biridir.
Bakır ve bakırdan yapılmış eşyaların alım satımının yapıldığı bir han olduğu tahmin edilmektedir.
16. yüzyıla ait Ankara’nın Mahallelerini gösteren bir haritada Atpazarı semtinde, Çengel Han ile Pembe Han arasında yer aldığı görülmektedir (Haritada, Bekir Han olarak yazılmıştır). Günümüze ulaşmamış Ankara hanlarından biridir. Ancak, günümüzde de bakırcıların yoğunlukla bulunduğu Zafran Hanı’nın arkasında bulunabileceği tahmin edilmektedir.

III.2.15. Kıbrıslı Hanı (Kıbrıs Hanı)
Kesikbaş Türbesi’nin batısında şu anda olmayan Kırmızı Han’ın güney karşısında yer alıyordu. Pilavoğlu Hanı'nın yan cephesine paralel olan ve Kuş Sokak ile Sefa Sokağın köşesinde yer alan bu Han'ın yapılışı 17. yüzyıla tarihlenmektedir. Kerpiç duvarlı, ahşap hatıllı, kiremit çatılı bu han da tamamen yenilenerek özgünlüğünü yitirmiştir . Günümüze kadar ulaşmamış, küçük boyutlu hanlardandır. Yerinde şu anda dükkânlar bulunmaktadır (Şekil 33).


Şekil 33: KIBRIS HANI CEPHESİ 1971 (Kaynak: Bakırer, Ö., Madran, E., Tarih İçinde Ankara 1984 Seminer Bildirileri, ODTÜ)

Bu hanların yanı sıra Ispartalı Ali Bey adlı bir yeniçerinin mülkü olan Hallac Mahmud Mahallesinde Çatal Hanı, Atpazarı yakınında Hacı Arab Mahallesinde Yeni Han (Yeniçeri Mustafa Bey Hanı), yeri tespit edilemeyen Helvacı Hanı, Karaoğlan Çarşısında Cemaloğlu Hanı gibi nisbeten küçük yapılar 16. - 17. Yüzyıllarda Angora’da ticari fonksiyonlar yüklenmişlerdir . Bu Hanların Vakıf Hanı olup olmadıkları hakkında bu yazı kapsamında bir araştırma yapılamamıştır.

IV. Uzun Çarşı
Yukarı Yüz’de bulunan Bedesten ‘den Sulu Han'a doğru, yani Aşağı Yüz denilen kesimdeki Kaledibi’ ne (Tahta'l-Kal'a) inen büyük çarşıdır. Topoğrafik olarak oldukça eğimli bir arazi üzerinde oluşan bu çarşı, günümüzdeki Çıkrıkçılar Yokuşu doğrultusunda yer almakta ve Sulu Han (Hasan Paşa Hanı)‘dan başlayarak Bedestene kadar uzanmaktaydı (Şekil 34).


Şekil 34: UZUNÇARŞI KESİMİ, ÇIKRIKÇILAR YOKUŞUNDAN KALEDİBİ’NE BAKIŞ (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Bu iki yapının yanı sıra, Uzun Çarşı'nın bir kenarında St. Clemens Kilisesi (günümüzde Çıkrıkçılar yokuşu başında bir yapı içinde korunan temelleri kalmıştır) ile adını saptayamadığımız ancak Von Vincke'nin 1839 tarihli Ankara Haritasında görülen Kilise yer almaktadır (Şekil 35).
Her çeşit esnafın dükkânlar burada bulunduğu gibi, şehir esnafının özel çarşıları da Uzun Çarşı’ya açılıyordu (Şer ’iye Sicillerinde, “Uzun Çarşı Kalaycıları”, “Uzun Çarşı’ya çıkan yol başında Bezzaz Dükkânı” gibi ifadeler bulunmaktadır). Bu çarşılar büyük ölçüde tek katlı sıra dükkânlardan oluşmaktaydı (Şekil 36).


Şekil 35: 1839 TARİHLİ ANGORA HARİTASI (Kaynak: M. Tunçer Arşivi) (H. von Moltke'nin kurmaylarından Binbaşı Baron von Vincke tarafından hazırlanan bu harita bilinen en eski Angora haritasıdır. Üçüncü sur duvarı, şehre giriş kapıları ve yol sistemi ile Bedesten ve bazı hanlar net olarak görülebilmektedir)

Sicillerde geçen adlardan da anlaşılacağı gibi, Angora’da da diğer Osmanlı-Türk şehirlerinde olduğu gibi, her esnaf ayrı bir çarşı ya da sokakta yer almaktaydı. Örneğin: Çanakçılar, Çerçiler, Demirciler, Eskiciler, Külahçılar, Saraçlar, Semerciler, Tenekeciler, Terziler, Yorgancılar Çarşılarının adları sık sık geçmektedir.
Bu esnaf çarşılarının yerleri tam olarak saptanamamaktadır. Ancak büyük kısmının "Yukarı Yüz" de, Atpazarı, Samanpazarı ve Koyunpazarı çevresinde yoğunlaştığı, bir kısmının da "Aşağı Yüz “de Tahtakale ve Karaoğlan Çarşıları etrafında gruplaştığını söyleyebiliriz.
Örnek olarak; biri Koyunpazarı’na diğeri de Kaledibi’nde Haseki Camii yakınında “Demirciler Çarşısı” bulunmaktaydı. Günümüze Uzun Çarşı’dan, Çıkrıkçılar ve Saraçlar adlarıyla bilinen, geleneksel diyebileceğimiz bir kısım sanat ve ticaretin hala süregeldiği sokaklar kalmıştır.


Şekil 36: 1900’LERİN BAŞINDA TAHT’EL KAL’A ÇARŞISI (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

V. Sof Üretiminde Azalma Ve Vakıf Hanları Üzerindeki Muhtemel Etkileri
16. yüzyılda, iç ve dış piyasada büyük rağbet kazanan ve ihraç mallarının başında gelen Angora soflarının, kalite ve özelliklerinin bozulmaması için büyük gayret gösterildiği belgelerden anlaşılmaktadır. Tiftiğin içine yapağı karıştırıldığı ve böylece kalitenin bozulduğu görüldüğünden, bu işlem önlenerek “sof” kalitesinin bozulması önlenmeye çalışılmıştır .

 Ayrıca, tezgâhtan çıkan sofların yıkanması, cenderelenmesi, boyanması ve perdahlanması aşamalarında, bu sanatla uğraşan kişilerin güvenilir ve işinin ehli olmalarını sağlamak amacıyla bu kişiler “kefalete” bağlanmışlardır (“Kefalete” bağlanan kişiler belirli nizamlara bağlı olarak iş görürler ve sof üretimi bu düzen içerisinde yapılırdı).

Ancak, 17. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Maliyesinde ekonomik sıkıntıların artışı ve “akça” değerinin değişkenliği nedeni ile sanatkârların ücretleri de sabit kalmamış, sürekli değişmiştir. Bunun sonucu olarak, sof kalitesi de sürekli bozulmuş ve üretim kısmen azalmıştır. “Sof” ların renklerinin bozulması ve eski parlaklığını, çekiciliğini kaybetmesinin bir başka nedeni de, Angora’da Bendderesi kenarında yerleşmiş bulunan dabakların (debbağlar) dükkânlarında lağımlar açılması ve pisliklerin buraya atılarak suyun kirletilmesi ile soflarda kimyasal ve teknik bozulmaların oluşmasıdır .

Sof üretiminde bozulma, azalma ve çöküşün en önemli nedeni ise; Angora keçisinin, Osmanlı İmparatorluğu dışına canlı olarak ihraç edilmesi, buralarda aynı kalitede üretilmesi ve geliştirilen endüstriyel dokuma tezgâhlarının rekabeti olmuştur. 17. Yüzyılda ilk olarak Fransızlar Angora keçisinin bu yöre dışında yetiştirilmesine girişimlerde bulunmuşlar, ancak başarılı olamamışlardır. Evliya Çelebi Seyahatname ’de “Cenab-ı Hakka hamd-ü sena, bunlar çabuk bozuldular” diyerek bu başarısızlığı memnunlukla karşıladığını belirtmektedir.

1830 ve 1854 tarihlerinde bu girişim tekrarlanmış, ancak gene başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu konuda ilk darbe İngiltere'den gelmiş, Afrika'nın güneyinde yetiştirmeyi başardıkları kaliteli tiftik ile piyasada en güçlü rakip haline gelmişlerdir. İngilizler, 1839 tarihinde ülkelerinde kurdukları fabrikalarla da Angora’daki el tezgâhlarına rakip olmuşlar ve gelişen teknoloji ile daha hızlı ve ucuz üretimde bulunarak piyasayı ellerine geçirmişlerdir.

Bütün bu gelişmelerin sonucunda, 16. - 17. yüzyıllarda Angora’da bulunan 4-5 bin dolaylarındaki dokuma tezgâh sayısı 19. yüzyılın sonlarına doğru giderek azalmış ve birkaç tezgâh dışında “sof” üretimi yok olmuştur. Evliya Çelebi, Angora keçisinin ülke dışına çıkarılması girişimlerine ve tiftik ipliğiyle ülke dışında yapılan dokumalara da değinir:

"Frenk veled-i zinâları bu Engiirü keçilerinden Frengistan'a götürüp hayâl iplik eğirtip sûf dokumak murâd edindiler. Biemrillah keçiler bir senede bayağı tüğlü keçiler oldu ve dokudukları şeyleri sûf olmayup mevc vermeğe kadir olmadılar.
Âhir Engürii'den eğrilmiş sûf ipliği alup Firengistân'a götürüp sûf idelim dediler, olmayup âhir ruhbânlar içün hâlâ sûf gibi hayy âl mevcsiz siy âh nıkla şâlı dokurlar. Ahâlî-i Engürü, Hacı Bayrâm-ı Velinin kerametidir ve âb u hevâmızın letâfeti hükmüdür, derler. Hakkâ ki rub'-ı meskûnda nazîri yok sûfları olur ve muhayyeri
dahi meşhûrdur. Ve Engürü kerpiçi dahi meşhûrdur. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı berr u bîhârdır. İzmir'e ve Frengistân'a ve Arabistân'da, Mısır'da ve yedî iklimde sûf makbûl olmağıla halkı seyahat ile ticâret eder¬ler."

Bu bölüm de bugünün Türkçesine şöyle çevrilebilir:

"Frenk piçleri, bu Angora keçilerinden Frenk ülkesine götürüp iplik eği¬rip sof dokumak istediler. Allah’ın emriyle keçiler bir yılda bayağı tüylü ke¬çilere dönüştü ve dokudukları da sof olmadı, kumaşa hare vermeyi başara¬madılar. Sonra, Angora'dan eğrilmiş sof ipliği alarak Frenk ülkesine götü¬rüp sof dokumak istediler, yine olmadı. Şimdi papazlar için sof gibi görü¬nen ama hareli olmayan siyah rukla şalı dokuyorlar. Angora halkı sofları¬nın özelliğinin Hacı Bayram Veli'nin kerameti ile Angora'nın suyunun, ha¬vasının güzelliğinden ileri geldiğini söylerler. Gerçekten de Angora sofunun yeryüzünde eşi benzeri yoktur ve Angora'nın muhayyeri de ünlüdür. Angora'nın kerpiçi de tanınmıştır. Halkı çoğunlukla kara ve deniz tüccarıdır. İzmir, Frenk ülkesi, Arabistan ve Mısır ile yedi iklimde sof makbul tutulduğu için, halk buralara giderek ticaret yapar. "

VI. Angora’da Ekonomiyi Büyük Ölçüde Etkileyen Geleneksel Üretimin Gerilemesi ve Çöküşü
19. yüzyıl başlarında Angora iç ve dış ticaretteki konumunu korumaktadır, ancak yüzyıl sonlarında, Angora günden güne fakirleşmiş, ekonomisi çökmüştür. Bu çöküntünün nedenleri arasında, sof (Tiftik/Angora) üretiminin durması ile yerli endüstrinin önemini yitirmesi, 1873-1875 yılları arasında sadece Angora çevresinde 18.000 kişinin ölmesine yol açan kıtlık felaketi ile 1881 ve 1916 tarihli büyük yangınlar bulunmaktadır .

Yüzyıl başına kadar Angora’da çıkrıklarda dokunan sof, hareli ve meviçli kumaşlar, şal ve diğer dokuma ürünleri iç pazarlara ve dış ülkelere satılmaktaydı. Ankara’daki Vakıf Hanları, özellikle Yukarı Yüz ’deki Mahmud Paşa Bedesteni, Kurşunlu Han, Çukur Han, Çengel Han ve Aşağı Yüzdeki Hasan Paşa Hanı (Sulu Han), Tahtakale Hanı vd. gibi büyük programlı hanlar bu ekonomik yapıda önemlerini 16.yy başlarından beri sürdürmekteydiler.

1812 yılında Angora ve çevresinde 1000 kadar dokuma tezgâhı ekonomik yapı içinde çalışmakta ve yaklaşık 10 000 kişi tekstil üretimi ve pazarlaması ile ilgili işlerde çalışmaktaydı. Ankara Şer ‘iye Sicili, Defter No: 218,  Belge No: 294’de yer alan mukataa kayıtlarında 1817 yılının Mart-Ekim aylarında toplam üretim 5896 top şal ve 1137,5 top sof olarak gösterilmiştir . Karşılaştırma yapıldığında kumaş üretiminin 18. Yüzyıl ortalarına göre yarı yarıya azaldığı görülmektedir.
1827 yılına ait bir esnaf vergi listesinde o tarihte Angora’da 546 adet şal dokumacısı (şalcıyan), 9 adet tiftik satıcısı (tiftikciyan), 4 adet tiftik boyacısı, 42 adet bez boyacısı, 19 adet kaba kuma dokuyan (çulhacıyan) ve 193 adet kumaş satan esnaf (bezzazan) bulunmaktadır .
1827 yılında esnaftan toplanacak olan “ihtisap vergisi” miktarını gösteren ve Ankara Etnografya Müzesi arşivinin özel envanterinde ve 228 Numarada kayıtlı Ankara Şer ‘iye Sicili, ihtisap vergisi  nedeniyle gününde işlenmiş olup, o tarihteki Angora'nın esnaf sayısı ile mevcut olan hamam, han ve kervansaraylar ve alınan ihtisap vergisi hakkında bize değerli bilgiler vermektedir.

Bu belgeye göre, Angora'da 1827 tarihinde 72 işkolunda toplam olarak 2381 işgücü çalışmaktadır. Han ve hamamlarda çalışanlar bu toplama dahil değildir. Aktüre, esnaf kolu sayısını 73, vergi ödemekle yükümlü toplam esnaf sayısını ise 2634 olarak bildirmektedir.
Belirli bir sabit işyerine gereksinim göstermeyen işkolları (boyacılar, badanacılar, çerçiler vb.) bu sayının dışında tutulursa, şehirde bu tarihte 1584 adet işyeri olduğu hesaplanabilir.
1830 tarihinde yapılan nüfus sayımında Angora’da toplam 97 meslek grubu belirlenmiştir. Bu sayının 1827’deki sayıdan fazla olmasının nedeni esnaf ve zanaatkârlara ilave olarak, diğer çalışanları da kapsamış olmasıdır.

Bu tarihteki önemli Vakıf Hanları da  aşağıdadır:
19. Yüzyıl Başlarına Kadar Ulaşmış Vakıf Kökenli Başlıca Angora Hanları ve Kullanımları:
1. Bakır Hanı: 1462-1463 (15. YY) / Bakır Eşya Ticareti + İmalatı
2. Kapan Hanı: 1460 (15. YY)  / Gıda + Un Satışı
3. Mahmud Paşa Bedesteni: 1464 -1471   (15.YY) / Sof Ticareti + Kumaş Ve Değerli Eşya Alımı Satımı
4. Kurşunlu Han: 1464 – 1471 (15. YY) / Ticari + Konaklama
5. Sulu Han (Hasan Paşa Hanı): 1508 – 1511 (16. YY Başı) / Konaklama
6. Zağfirancı Hanı (Zafran Han) : 1512       (16. YY Başı) / Konaklama
7. Çengel Han: 1521 – 22 (16. YY Başı) / Ticari Han (Ham Deri + Tiftik + Yapağı + Yün)
8. Penbe Hanı: 1580-1596  (16. YY) / İplikçi + Bezci
9. Yeni Han                                                      (16.YY)
10. Çukur Han: 16. – 17 YY / Konaklama
11. Pilavoğlu Hanı: 16. – 17. YY  / Konaklama
12. Tuz Hanı: 16. YY / Ticaret
13. Kıbrıslı Hanı: 17. YY / Ticaret
14. Tahtakale Hanı: 18. YY / Demirciler + Kalaycılar
15. Pirinç Hanı: 18. YY Başları / Gıda + Pirinç + Bakliyat
Kaynak: Kişisel çalışma; farklı dokümanlar değerlendirilerek hazırlanmıştır.

Osmanlı Döneminde 1830 Yılında yapılan ilk genel nüfus sayımı sonuçlarına göre dokumacı esnafın sayısında büyük bir azalma olduğu dikkati çekmektedir. Şalcıların sayısı 2’ye, boyacıların sayısı 11’e, çuhadar 1’e ve bezciler ise 2 olarak büyük bir azalma göstermiştir .

Dokumacıların hammadde darlığı, yurtdışı sanayileşmiş ürünleri ile rekabet edememeleri nedenleri ile neredeyse yok olma noktasına gelmiştir. Bu nedenle Vakıf kökenli ticari hanların büyük oranda işlevsiz kaldıkları ve ekonomik çöküntüye girdikleri söylenebilir.
1827 tarihli esnaf listesinde şalcılardan sonra ikinci sıradaki en kalabalık esnaf grubunu oluşturan kunduracılar (dikiciyan) da dokumacılara benzer bir süreç yaşamışlardır. 1827’de sayıları 239 olan dikiciler ve sayıları 39 olan hazır ayakkabı satıcılarının (haffaf veya kaffaf) 1830 yılında sayıları 28’e ve 10’a düşmüştü .

1827 – 1830 döneminde kasapların sayısında 2,5 kat gibi önemli bir artış olmuş ve sayıları 13 den 30’a çıkmıştı. Bu da sof üretiminin azaldığını ve küçükbaş hayvanların kesiminin arttığının bir göstergesi sayılabilir. Ticari vakıf hanları da bu ekonomik gerilemeden paylarını almış olmalıdırlar.
1838 ve sonrasında Avrupa ülkeleriyle imzalanan ticaret anlaşmalarıyla, dış dinamiklerin şehrin ekonomisinde etkileri olmuştur. Sof üretimi, dokumacılık, bakır işçiliği, ayakkabı yapımı gibi dış satıma yönelik işlenmiş mal üretimi faaliyetleri kalabalık bir grup esnaf için önemli bir gelir kaynağı iken, bunun kısa sürede azalması şehrin ekonomik yapısında ve yaşam düzeyinde gerilemelere neden olmuştur.

Angora, 19. yüzyıl sonlarında seyyahlara göre de artık eski güzel ve etkileyici görünümünü kaybetmiştir. Ekonomik çöküş bu şekilde fiziki mekâna yansımıştır.
Hanlar bölgesinde Kapan Hanı, Tuz Hanı ve Mahmut Paşa Bedesteni ve yakın çevresinin yangın nedeni ile tahrip olması ile Aşağı Yüze kaymış bulunan ticaretin ana merkezi Sulu Han ve çevresi olmuştur. Kale surlarının hemen dışında yer alan ve inşa edildiği 15. yüzyıl sonlarından beri şehrin ticari merkezi olan Mahmut Paşa Bedesteni ve çevresindeki 20 civarındaki han da 1881 tarihli yangında yanmış ve kullanılamaz hale gelmiştir (Şekil 37).


 Şekil 37: 1881 YANGININDA YANAN KESİMLER
(Kaynak: M. Tunçer, Ankara İmar Müdürlüğü Arşivi, 1930 hava fotoğrafları üzerinde yapılan çalışma)

1902 yılında basılmış olan Ankara Vilayeti Salnamesinde, Şehirde bu yıllarda 33 Han bulunduğu kayıtlıdır    . Bunlardan, yukarıda anılan 8 tanesi hariç diğerlerinin yerleri saptanabilmektedir.
Yerleri saptanamayan bu yapıların önem taşımayan ve küçük ölçekli han yapıları olduğu söylenebilir. Çoğunun yangın geçiren ticaret bölgelerinde, özellikle Atpazarı çevresinde bulunabileceği düşünülmektedir. Bunun nedeni, hava fotoğrafı ve haritalarda, yüzyıllar boyu başlıca ticaret merkezi olan bu yörede açık alanlar ve boşluklar bulunmasıdır. Saraçlar Caddesi'nin kuzeyinde, daha sonra bir ilkokul yapılmış bulunan yerin alanı hesaplandığında, Zafran Han, Çukur Han ve Çengel Han'ın kapladığı alan kadar olduğu görülmektedir. Bu durum, bu kadar büyük bir alanın daha önce farklı bir fiziksel görünüm ve yol dokusuna sahip olduğunu göstermektedir.

Atpazarında bu tarihte, dericilik, yapağıcılık ve tiftikçilik devam etmekte, az da olsa alım satım yapılmakta, meydanda pirinç, bulgur, mercimek, kuru üzüm, sabun vb. maddeler çuvallar içinde satılmaktadır. Pazar yerine yakın "Semai Kahveleri" bulunmaktadır   .
Meydanda bulunan salaş dükkânlar, daha sonra yıkılarak meydan genişletilmiş, sur duvarına dayanan bazı kaçak yapılar da temizlenerek bu bölge kısmen düzenlenmiştir.
Ulucanlar (Ulukapu) Caddesinde, demirciler, tenekeciler yer almaktadır ve daha sonra cadde genişletilirken bunlar yıkılmıştır.
Sonuç olarak; Atpazarı ve çevresi Hanlar Bölgesi'nin, başta Bedesten ve Kurşunlu Han olmak üzere, fiziksel yapısının ekonomik gerileme ve yangınlara bağımlı olarak büyük ölçüde çöktüğü, belirli yollar boyunca ve bazı hanlarda geleneksel ticaretin devam ettiği söylenebilir.

VII. 2.5.4. Aşağı Yüz: Tahta’l Kal’a (Tahtakale) ve Karaoğlan Çarşıları
Şehrin 16. ve 17. yüzyıllarda ana merkezi olan Atpazarı, Hanlar Bölgesi ve Bedesten, Uzun Çarşı yoluyla Kaledibi (Tahta'l-Kal'a=Tahtakale veya Kalealtı) ve Karaoğlan çarşılarına bağlanmaktadır.
Ankara'nın bu dönemde "Aşağı Yüz “ünde yer alan bu çarşılardan Tahtakale Çarşısı, Doğanbey Mahallesi (günümüzde de aynı adla anılan bir mahalledir) ile çevrelenmiş, han, hamam, cami, mescid vb. anıtsal yapılarla belirlenen, şehrin ikinci bir merkezi diyebileceğimiz bir çarşı niteliğindedir.
Daha sonraki yüzyıllarda, Karaoğlan Çarşısı'nın da gelişmesi ve nitelik değiştirmesi ile bu ikinci merkez olgusu daha belirginleşecektir.
Aşağıdaki Şekil 38’de; 14. ve 15. Yüzyıldan itibaren Dışkale, Atpazarı kesimi Hanlar Bölgesi’nde başlayan şehir merkezi iş alanları gelişiminin, 16. Yüzyıl başlarında (1511)  Hasan Paşa Hanı’nın inşası ile Aşağı Yüz kesimine doğru gelişimi görülmektedir. Şehir merkezi iş alanları Çıkrıkçılar Yokuşu ile Aşağı Yüz’e ulaşmış ve Balıkpazarı Caddesi batısında gelişimini sürdürmüştür (Şekil 38).


Şekil  38: 16-18. YÜZYILLARDA ANKARA TİCARET MERKEZİ GELİŞİMİ (Kaynak: 1839 – 1924 - 1929 Tarihli haritalar üzerinde yapılan kişisel çalışma,  Çizim: Mustafa Tiğrek)
Doğanbey Mahallesi 16. yüzyılda şehrin en kalabalık mahallelerinden biridir ve ticaretin gelişimi, geleneksel sanatlar ve servis sektörlerinin gelişimi için bir potansiyel taşımaktadır.



VII.1. Hasan Paşa Hanı (Sulu Han)

Taht ’el-Kal’a (Tahtakale) Çarşısı’nın en önemli yapısı olan Hasan Paşa Hanı, günümüzde Sulu Han olarak anılmaktadır. Hasan Paşa Hanı’nın, II. Bayezid Devri emirlerinden Hasan Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir .
Hasan Paşa, sarayda yetiştikten sonra Konya Beylerbeyi olmuştur. 1503-1504 (909 H.) tarihinde Anadolu, 1505-1506 (911 H.) tarihinde ise Rumeli Beylerbeyi olmuştur. 1514 (920 H.) tarihinde Çaldıran Savaşında şehit düşmüştür .

Hasan Paşa Vakfiyesi 1508 (914 H.)'de düzenlenmiş ve 1511(917 H.) tarihinde buna bir zeyl   eklenmiştir. Hanın da bu tarihler arasında yaptırılmış olması gerekmektedir.
Hasan Paşa' nın, Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde, 734 numaralı defterin, 114 -122 sayfaları arasında bir Arapça vakfiyesi vardır .

Bu vakfiyede: "Evkaf-ı merhum Hasan Paşa ki Akşehir’de olan İmaretine vakfetmiştir, der nefs-i Angora: Hammam-ı çifte der mahalle-i Balkıs; hammam -ı diğer mahalle-i Kafirköyü; Karbansaray der kub-i Taht ‘el-Kal’a, asiyabe’ş-şehir bi Uzunoluk....”‚ denilmektedir.
Sulu Han'ın (ya da Hasan Paşa Hanı'nın) yapılış tarihi üzerinde sanat tarihçileri arasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Mamboury ve Öney, Han'ın 1685 tarihinde (17. yy.) Şeyhülislam Mehmed Emin Cevayirzade tarafından Zincirli Camisine vakıf olarak yaptırıldığını söylemektedirler  .
Zincirli Camii, 17. yy. ortalarında veya yüzyıl sonlarına doğru yapılmıştır. Öney, Sulu Han'ın ve Hasan Paşa Hamamı'nın Zincirli Cami'ye vakıf olarak yapıldığını belirtmektedir .

Vakfiyeye göre Hasan Paşa, Ankara’da Belkıs Minaresi yakınında bir çifte hamam, bu hamamın bitişiğinde bir Bâdin (Çingene) Hamamı, Karyağdı Suyu üzerinde Uzun Oluk Değirmeni’ni Akşehir’de yaptırdığı imâretine vakfeder. 928/1521-22 tarihli Ankara Evkâf Defteri’nde Hasan Paşa vakıfları hakkındaki kayıt şöyledir:

"Evkâf-ı merhûm Hasan Paşa ki Akşehir’de olan imâretine vakf itmişdir. Der Nefs-i Ankara:
Hamâm hissesi, der-mahalle-i Belkıs. Fî sene 15.000 [akçe].
Hamâm diğer, der-mahalle-i Kâfir Köyü. Fî sene 2.500 [akçe].
An kıst-ı kârbân sarây, der-kurb-ı Tahte’l-kal’a. Fî sene 15.000 [akçe].
Asiyâb [değirmen], eş-şehr-i Yâzûn Olûk, der-nefs-i Ankara. Fî sene 6.000 [akçe].
Yekûn: 38.500 [akçe]."

Yukarıdaki vakıf kaydına göre Hasan Paşa’nın Ankara’da Belkıs Mahallesi’nde bulunan bir hamamın yarı hissesi, Kafir Köyü Mahallesi’nde bir hamam, Tahte’l-kal’a (Kale altında) bir karbansaray (Sulu Han) ve Uzun Oluk Değirmeni Akşehir’de bulunan imaretine vakıftır.

İ.H. Konyalı ise, Zincirli Camiinin Hasan Paşa Hamamı yerine yapıldığını yanlış olarak söylemektedir. Ancak, Hasan Paşa Hamamı, yukarıda belirtildiği gibi, 1511 (917 H.) tarihinde Hasan Paşa tarafından Akşehir'deki imaretine vakfedilmiştir. Ayrıca, Zincirli Caminin daha eski bir mescid yerine Şeyhülislam Mehmed Emin Ankaravi tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir  . Bir başkasının yaptığı camiye, bir diğerinin büyük vakıflar bırakmasının imkânsız değilse bile tuhaf olduğu düşünülmektedir. Bugün Zincirli Cami denilen eseri, Şeyhülislam Mehmed Emin Efendi ile ilgili gören dayanak noktası, cami içindeki bir levhadaki yazıdır. Semavi Eyice, Şeyhülislam Mehmed Emin Efendi'nin hayratı olan caminin, Zincirli Cami'sinin az aşağısındaki "Kazasker Cami" olması gerektiğini söylemektedir. Burası yıktırılırken içindeki levha da komşusu Zincirli Cami'ye konulmuş olmalıdır şeklinde bir açıklama getirmektedir.

Sulu Han'ın kitabesinin bulunmayışı sorunu güçleştirmektedir. Han'ın mimari özellikleri ve Angora şehir merkezi tarihsel gelişimi göz önünde bulundurularak, ilk tarihleme (1511) doğru olduğu söylenebilir .
Hasan Paşa Hanı, vakfiyesine ve Tahrir Defterlerine göre 63 odalı bir handır ve bitişiğinde 10 dükkân bulunmaktadır. Ancak, Sulu Han'ın Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi Restorasyon Bölümü tarafından hazırlanmış olan restitüsyon projesinde ise, Hanın bu sayıdan çok daha fazla (102) adet odası bulunduğu görülmektedir  (Şekil 43).
Han, iki ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci kısım kareye çok yakın planlıdır, ikinci kısım ise asimetrik bir plana sahiptir ve ana bölüme bitişiktir. Ana bölümdeki oda sayısı, Hasan Paşa Vakfiyesinde belirtilen 63 sayısına eşittir.
Ayrıca, Hanın zemin katının giriş cephesinde Vakfiyede adı geçen 10 dükkânın izleri saptanmıştır. Adı geçen bu dükkânların, Hanın batı kenarında bulunan üç bölümlü arasta olduğu düşünülebilir. Ana bölümde avlu ortasında bulunan köşk mescidin 16. yüzyıl yapısı olduğu belirtilmektedir   (Şekil 39-40-41-42). Bütün bu verilerden, Han'ın ön kısmının 16. Yüzyılda (1511) yapılmış olduğu, 17. yüzyılda ise (1685) esaslı onarım ve eklentilerle (arka bölüm) yenilendiği ileri sürülebilir.




Şekil 39-40: SULU HAN KÖŞK MESCİDİ (RESTİTÜSYON)
(Kaynak: M. Tunçer Arşivi, ODTÜ Restorasyon Bölümü – Vakıflar Gn. Md. Arşivinden yeniden çizim)

     


Şekil 41-42:    SULU HAN KÖŞK MESCİD ESKİ VE YENİ HALİ (Kaynak : M. Tunçer Arşivi,)

14 Mayıs 1583 - 12 Şubat 1584 Tarihler arasında kaydedilmiş ”Ankara’nın I Numaralı Şer ‘iye Sicili”, Vesika No: 734’de Hasan Paşa Hanı’nın tamir keşfi bulunmaktadır. Hanın ilk inşa tarihinden yaklaşık 75 yıl sonra bu tarihlerde tamir gördüğü kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Aynı Şer ‘iye Sicilindeki bir başka vesikada; “Mezatta iken başka isteklisi çıkmayan Hasan Paşa Hanı’nın, Üveys adında birine icara verildiği” kayıtlıdır. Ancak, aynı tarihli bir sonraki vesikada; "adı geçen Hanın, Yusuf tarafından arttırılarak üç yıl için 55 altına (=3300 Akça) kabul edildiği” belirtilmektedir.  Aynı tarihlerde, Atpazarı’nda bulunan Bakır Hanı'nın üç yıl için 8000 akçaya kiraya verildiği düşünülürse, Sulu Han'ın şehrin ikinci derecede önemli bir kesiminde yer aldığını söylemek mümkündür.


Şekil 43:  SULU HAN RESTORASYON PROJESİ ZEMİN KAT (Kaynak: Tunçer, M., 1985, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi Restorasyon Bölümü arşivi ve Vakıflar Gn. Md. arşivinden alınarak yeniden çizilmiştir)

16. yüzyıl yapısı 63 odalı büyük bir Hanın, onarıldıktan yaklaşık 25 yıl sonra yıkılıp, yerine bir başka hanın yapılması pek mümkün görülmemektedir. Sulu Han onarılmış, yenilenmiş ve ticari merkezin gelişmesi nedeniyle büyütülmüş olmalıdır .

Sulu Han bir klasik devir eseri değildir, 14. veya 15. yüzyıl yapısı olamaz. Bu devir hanları çok daha dayanıklı ve sağlam olmakta ve yapım teknolojisi farklılıklar göstermektedir. Sulu Han ya da Hasan Paşa Hanı 16. yüzyıl yapısı olmalıdır. Uzmanların bu konudaki fikir ve görüşlerini, tarihsel belgelerle birleştirerek, Sulu Han'ın 1508-1511 tarihlerinde inşa edilmiş olduğunu, 1584 tarihinde ve 1685 tarihinde olmak üzere iki kez onarım ve eklentilerle değişiklik geçiren bir yapı olduğu söylenebilir .
Angora geleneksel çarşılarının 102 odası ile en büyük programlı, iki avlulu tek Hanı günümüzde Suluhan olarak anılan yapıdır. Bu yapı o dönemin şimdiki alış veriş merkezleri Karum’u, Migros’u, Armada’sı, Hilton’u olarak da nitelendirilebilir.

Su ve ısıtma konforu olan, avlusunda Köşk Mescidi bulunan yapı, 1508-1511 yılları arasında II. Bayezid Devri emirlerinden Hasan Paşa tarafından inşa edilmiş olan “Hasan Paşa Hanı’dır. Hasan Paşa; Belkıs Mahallesi olarak bilinen Sümerbank arkasında Çifte Hamam (Hasan Paşa Hamamı), Kafirköyü Mahallesi’nde (Suluhan Çevresi) Tahtakale Hamamı (veya Keçeciler Hamamı), hamama bitişik ardiye, 4 dükkânı, Hasan Paşa Hanı ile birlikte vakfetmiştir. Bir Vakıf eseri olarak şehre yüzyıllarca hizmet etmiş ve halen de etmektedir (Şekil 44).
   
 


Şekil 44:  SULU HAN’IN YIKILMADAN ÖNCE SEBZE HALİ OLARAK KULLANILIRKEN (1939) VE ONARIM SONRASI (2014) DURUMU (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Angora geleneksel çarşıları 14.-15. Yüzyıllarda surlar dışına taşmış, şehir ovaya doğru büyümeye ve yayılmaya başlamıştı. Bu dönemde, Kalekapısı önünde Atpazarı, Koyunpazarı ve Samanpazarı adları ile Hanların ve camilerin belirlediği bir çarşı oluşmuştur. Bu kısma “Yukarı Yüz” denilmekteydi. 15. yüzyılda en büyük yapılar Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han bu kesimdeki zengin ticari yaşantının bir göstergesidir. 19. Yy başlarında (1827), esnaf kesiminde 10-12 para vergi ödeyen ve en iyi kazananların Kurşunlu Han ve Urgancılar Hanı’nda odası bulunan esnaftır.

Burada; Cuma camileri çevresinde her bir geleneksel zanaat erbabının bir sokakta toplandığı,  üretim ve satış yaptığı, gelen kervanların bu kesimde konakladığı bilinmektedir. Çıkrıkçılar yokuşu yoluyla şehrin aşağı kesimine yani “Aşağı Yüz”e inen çarşı kesimi 16. Yüzyıl başında büyük bir gelişme göstermiştir. Bu, o dönemin beş yıldızlı lüks oteli olarak nitelendirilebilecek “Hasan Paşa Hanı” nın yapımı ile olmuştur.
Bu yapı, “Taht-el Kal’a” (Kalealtı-Kaledibi) çarşısının gelecek iki yüzyıl boyunca gelişimini başlatan en önemli yapıdır. Kalekapısına kadar zahmetli Çıkrıkçılar yokuşunu çıkarak gelen kervanlar artık ulaşılması daha kolay bu kesimde konaklıyorlardı. Çıkrıkçılar Yokuşunun bu kesiminde Haseki Camii, Tahtakale Hanı vb yapılar ile görece daha modern bir merkez gelişimi oluşmuştu (Şekil 45).


Şekil 45:  ANGORA BALIK PAZARI CADDESİ – GERİ PLANDA MAHMUD PAŞA BEDESTEN’İ GÖRÜLMEKTEDİR (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

1892 tarihinde demiryolunun Angora’ya bağlanması ile Taşhan Meydanına (Hakimiyet-i Milliye) açılan İstasyon Caddesi, Taşhan’ın yapımı, Tahtakale Çarşısı’nın bu yönde gelişimi ile Karaoğlan Çarşısı oluşmuştur. Hasan Paşa Hanı, bu dönemde de en büyük yapılardan biridir, ancak Taşhan’ın “Kaloriferli”, “ Banyolu” ve “Telefonlu” olması nedeniyle biraz köhne kalmış olmalıdır.
Ulus Meydanı’nın gelişimi ve 1927 büyük Tahtakale yangını ile Suluhan ve yakın çevresi yok olma noktasına gelmiştir   . Yangın öncesini, yazarların anlattıklarından, seyahatnamelerden ve bu dönemin kadastral haritalarından öğrenmek mümkündür.

Şekil 46’da görülebileceği gibi 1929 Taht’el Kal’a yangını öncesi Ankara tarihi şehir merkezi Kale önündeki yangında tahrip olan Bedesten, Kurşunlu Han ve diğer hanların terkedilmesi ile İstasyon Caddesi ve Hakimiyet-i Milliye (Ulus) Meydanı’na doğru yaygın ve geniş bir alanı içermekteydi.

“...Ne Samanpazarı, ne Çıkrıkçılar Yokuşu, ne Balıkpazarı, ne İstanbul Caddesi, ne Karaoğlan çarşısı kaldı. Her taraf bir yangın ertesinin veya bir talan sonunun manzarasını gösteriyordu. Hangi dükkânda neye el atsalar, karmakarışık bir hırdavat yığınından başka bir şey bulmanın imkânı yoktu”...    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “ANKARA”, 1972, Remzi Kitabevi, , S. 25,

Bu yangın, 1929 yılı ortalarında, Sulu Han civarında başlamış ve bütün çarşı bir gecede yanmıştır   . Yangın, günümüzde Ankara Belediye Binası olan ve o zamanlar sebze hali olarak kullanılan yere kadar yayılmış ve ancak yangın bombaları atılarak durdurulabilmiştir. Top top kumaşların yandığı, zararın 2 milyon liradan fazla olduğu belirtilmektedir. Hasan Paşa ve Tahtakale Hamamları ile Haseki Camii de yangında hasar gördükleri için yıktırılmışlardır   (Şekil 47) .



Şekil 46:  ANKARA TARİHİ TİCARET MERKEZİ İÇİNDE BEDESTEN VE VAKIF HANLARI (1929)  . (Kaynak: M. Tunçer, 1839 – 1924 - 1929 Tarihli haritalar üzerinde yapılan çalışma,  Çizim: Mustafa Tiğrek)



Şekil 47: BALIKPAZARI (ANAFARTALAR) CADDESİ ÇEVRESİ 1929 YANGININDA TAMAMEN YANAN KESİMLER (Kaynak: M. Tunçer Arşivi) (Balıkpazarı (Anafartalar) Caddesi'ne bakış.. Sağ tarafta 1929 Tahtakale Yangınında yok olan kesim)

Tahtakale hanı ile adı saptanamayan ve paftalarda “Han” olarak belirtilen küçük bir iki han da yangında tahrip olmuşlardır. Bu kısım daha sonraları doldurularak yükseltilmiş, Sulu Han’ın birinci kat seviyesinden Posta Caddesi (Şehit Teğmen Kalmaz Caddesi) geçirilmiş, yanan kısma da Ulus Şehir Hali inşa edilmiştir.

Böylece, Tahtakale Çarşısı’nın diğer sosyal ve dini yapılarla beraber yok olduğu, Angora’nın en önemli ve en büyük Hanlarından olan Hasan Paşa Hanı’nın (Sulu Han) da kısmen tahrip olup ticari önemini kaybettiği görülmektedir. Bu önemli Vakıf yapısı uzun bir süre bu terk edilmiş ve harap durumunu kurumuş ve ön kısımları zamanla tamamen yıkılmıştır  .

Sağlam kalan kısımlarında ise, 1950’lere kadar sebze ve meyve satıldığı bilinmektedir   .  Kadastral Haritalarda, ticari kullanımların Ulus Meydanı, Karaoğlan Çarşısı, Balıkpazarı, Tahtakale Çarşısı ve Sulu Han'a kadar ana cadde kenarları ve sokak aralarında yoğunlaştığı görülmektedir (Şekil 48).


Şekil 48: 1929 TARİHLİ KADASTRAL HARİTALARDA SULU HAN VE ÇEVRESİ
(Kaynak :  M. Tunçer, 1985)


Şekil 49 : HERMANN JANSEN’İN SULU HAN VE İBADULLAH CAMİİ TASARIMI (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Sulu Han ve İbadullah Camii’ne ilişkin 1939 tarihinde Ankara İmar Planı müellifi ve danışmanı Prof. Hermann Jansen’in bir düzenleme projesi bulunmaktadır (Şekil 49). Ancak, Suluhan 1950’lere kadar harap halde yaşamını sürdürmüş ve sebze, meyve satış yeri, küçük bir Hal olarak kullanılmıştır (Şekil 50). 1980’ lerde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen restorasyon, daha doğrusu rekonstrüksiyon (aslına uygun yeniden inşa) çalışması sonucunda eski görünümüne kavuşmuştur (Şekil 51).


Şekil 50: SULU HAN ONARIM ÖNCESİ (Kaynak: Vakıflar Genel Müdürlüğü)
 

Şekil 51: GÜNÜMÜZDE SULU HAN VE HAL BÖLGESİ (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

Ancak, günümüzdeki kullanımı, zücaciye, nalburiye, billuriye, baharatçı gibi geleneksel adlarla adlandırılan kullanımlar olmasına rağmen asıl işlevi olan konaklama işlevi verilerek Ankara’ nın önemli bir turizm merkezi haline getirilmesi gereklidir. Eğer konaklama işlevi verilemeyecekse, en azından Han’ın geleneksel yapısına uygun kuyumcu, halı/kilim vb geleneksel turistik ve hediyelik el sanatlarına uygun kullanım verilebilir.

VII.2. Tahtakale Hanı
Eski Ankara’da şehrin ikinci önemli ticari merkezi durumunda olan ve Aşağı yüz olarak adlandırılan kesimde yer alıyordu. “Kaledibi” anlamında Tahta’l-Kal’a denilen, Tahtakale Çarşısı’nda bulunuyordu. İbadullah Camii yanında, Sulu Han karşısında bir medrese bulunmaktaydı. Sulu Han'ın kuzeyinde, şimdiki Ulus şehir halinin Han'a bakan girişine rastlayan yerde, 1929 Tahtakale yangınından önce Tahtakale Hanı bulunmaktaydı. Toygar Zade Mehmed Emin Efendi tarafından 1816 Tarihinde yaptırıldığı anlaşılan Tahtakale Hanı’nın, 1827 tarihli Ankara Şer ‘iye Sicili’nde adı geçmektedir. 18 odası ve bitişiğinde dükkânları olan hanın 1929 yılında çıkan yangın sonrası yanarak yok olduğu bilinmektedir.

Bunun 18. Yüzyılın başlarında yapılmış, daha küçük ölçekli bir han olduğu Şer ‘iye Sicillerinden saptanmıştır. Ancak, bu devirden önce burada nasıl bir yapılaşma bulunduğu bilinmemektedir. Uzun Çarşı'ya açılan bir kısım esnaf çarşısının bulunduğunu söyleyebiliriz. Ergenç, incelediği devir Sicillerinde, bu yörede demirciler, kalaycılar vb esnafın yer aldığını söylemektedir.
VIII. 18. ve 19. Yüzyıllarda Angora'nın Sanat Ve Ticaret Alanları
17. ve 18. yüzyıllarda, Angora'nın fiziki ve sosyal yapısında önemli değişmeler olmadığı, diğer Osmanlı Şehirleri gibi, şehrin durağan yapısını koruduğu görülmektedir. 18. yüzyıl sonlarına doğru ve 19. yüzyılın başlarında daha önceki devirlerde de görülen şehir merkezinin ikili yapısı daha da belirginleşmiştir. Ancak, bu gelişimin yanı sıra, daha önceki bölümde bahsedildiği gibi "sof" üretimindeki gerileme ve bozulmanın neden olduğu, ekonomik yapıda bir "çöküş" ten söz edilebilir.

Atpazarı, Bedesten ve çevresinde yer seçen “Hanlar Bölgesi” bu yüzyıllarda da esas şehir merkezi işlevini sürdürmektedir. Ancak, şehirdeki üretimin şekil değiştirmesi, sof üretimin yok denecek kadar azalması ve şehrin tarımsal üretimde bulunacak şekilde yeniden örgütlenmesi ile bu ana merkezin başlıca ticari fonksiyonları azalmış bulunmaktadır.

Şehir ovaya doğru gelişmeye başlamış, 19. yüzyıl sonlarında demiryolunun şehre bağlanması bu gelişmeyi desteklemiştir. Tahtakale ve Karaoğlan Çarşıları da büyük ölçüde tarımsal satışın ve gündelik tüketim malları ticaretinin yapıldığı yöreler halinde gelişmişlerdir. Şehir Hali'nin bir sonraki yüzyılda Sulu Han karşısına kurulmasından önce, buranın gene benzer kullanımlar taşıdığı, sebze pazarı ve balık halinin burada bulunduğu bilinmektedir (Şekil 52).


Şekil 52: 1909 TARİHİNDE BALIK PAZARI CADDESİ (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)  (Çıkrıkçılardan Anafartalar Caddesi’ne bakış)

Karaoğlan Çarşısı, demiryoluna ve yeni oluşturulan idari merkeze yakınlığı nedeniyle en fazla gelişme gösteren ticaret kesimi olmuştur. 20. Yüzyıl başlarında burada konaklamaya yönelik hanlar (Taşhan gibi), büyük mağazalar ve bankaların idari yapıları yer seçmeye başlamışlardır.

Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında, Cumhuriyet' in ilk yıllarında ise, yönetsel ve ticari başlıca fonksiyonları yüklenerek Ulus Merkezi’nin çekirdeğini oluşturmuştur (Şekil 53-54).



Şekil 53: 1929 TARİHLİ KADASTRAL HARİTALARDA TAHTAKALE VE KARAOĞLAN ÇARŞILARI  (Kaynak: M. Tunçer, 1985, Kuyud-u Kadime Arşivinden elde edilen haritalar üzerinde kişisel çalışma)



Şekil 54: 1930 TARİHLİ HAVA FOTOĞRAFI (ÜSTTE) VE 2010 TARİHLİ HAVA FOTOĞRAFINDA HAL VE SULU HAN ÇEVRESİ TAHTAKALE VE KARAOĞLAN ÇARŞILARI (Kaynak: Ankara BŞB, İmar Dairesi Başkanlığı Arşivi)


X. Sonuçlar

Ankara tarihi şehir merkezinin gelişim sürecinin detaylı çalışmalarla incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma şimdiye kadar yapılmış araştırmaların tümünü değilse bile bir kısmını özetleyerek değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Ankara'da 14. ve 15. yüzyıllar Kale dışına çıkıldığı, ticaretin ve esnaf loncalarının Ahi Camileri çevresinde yer seçtiği bir dönemdir.  15. Yüzyıldan itibaren Vakıf eseri olan Mahmud Paşa Bedesteni ve Hanların da şehrin en eski merkezi olan Atpazarı'nda konumlandığı görülmektedir. Atpazarı, Koyunpazarı ve Samanpazarı geleneksel zanaatkârların yer seçtiği sokakların açıldığı ve bir kısmı Vakıf eseri olan Hanların yer seçtiği önemli bir merkezdir.

Osmanlı döneminde şehirlerdeki ticari ve sosyal faaliyetler kontrol altına tutulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, genellikle her şehirde Bedesten ve Kapan Hanları yaptırılmıştır. Bu geleneğin uzantısı olarak, Ankara’nın Hisar çevresinde Vakıf olarak yaptırılan Bedesten ve Kapan Hanı’nın faaliyette olduğu görülmektedir. Bu iki ticari yapı şehrin merkezi durumunda olduklarından, Yukarı Yüz’de yer alan bir çok cami, medrese ve hanlar bunlara yakın inşa edilmişlerdir. Dini ve sosyal yapıların bu bölgede oluşu, ticaretin canlı, nüfusun ise kalabalık olmasına neden olmuştur.

Vakıf Hanları; Pirinç Hanı, Bala Hanı, Hayret Hanı, Kıbrıslı Hanı, Yıldız Han, Yeni Saray Hanı, Rençber Hanı, Ağazade Hanı, Allem Kallem Hanı, Muslu Han ( Muslı Paşa Hanı), Pilavoğlu Hanı, Penbe Hanı vd. sayılabilir. Bu kesimde irili ufaklı 30 ticari han bulunmaktaydı.

Bu bölgedeki en önemli ticari yapılar ise Mahmud Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’dır. Aşağı Yüz ’de yer alan Hanların en önemlisi de 16. Yy. başlarında yapılmış Hasan Paşa Hanı (Sulu Han) dır.
Yüzyıllar boyu gelişkin bir sosyal ve ekonomik yapıya sahip olan Angora Ticaret Merkezi’nin gelişimini başlıca şu faktörlere bağlamak mümkündür  :

1. Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devrinde dirlik ve düzenin sağlanması, güvenlik sorununun çözülmesi buna bağlı ekonomik canlanma,
2. Şehirlerin savunma gereksinimlerinin azalması ve nüfusun artışına bağımlı olarak sur dışı gelişmeler,
3. Kervan yollarının güvenliğinin sağlanması ile hanların şehir içi yapıları olarak gelişimi, “Kale” nin fonksiyonlarını “Bedesten” in yüklenmesi,
4. Angora’nın Anadolu’da ana kervan yolları üzerinde oluşu, uygun konumu ve özel ürünü “SOF” un ihracı ile ekonominin gelişimi,
5. Düzenli bir dini, sosyal ve ekonomik örgüt olan “AHİ” örgütü ve daha sonra “LONCA” sisteminin ekonomik yapı üzerindeki olumlu etkileri,
6. Ekonomik gelişmenin, Bedesten, hanlar ve diğer dini ve sosyal yapıların yapılması ile mekânsal olarak şehir yapısına yansıması.
Vakıf eseri olan Bedesten ve Hanlar, sof üretimin ve buna bağlı diğer sektörlerin gelişimi ile şehir ekonomisinde önemli bir rol oynamışlardır.

Kale dışında, Atpazarında sınırlı bir alanda oluşan bu ilk merkez, gelişimini sürdürmüş, topografyanın engebeli olması nedeni ile “Yukarı Yüz” den “Uzunçarşı” ile “Aşağı Yüz” ’e bağlanarak, bu kesimde küçük bir ikinci merkez denilebilecek gelişimi oluşturmuştur. Başlıca büyük Vakıf eseri yapısı Suluhan olan bu görece daha modern merkez, Taht’el Kal’a (Tahtakale/Kale altı) ve Karaoğlan Çarşıları ile gelişmiştir.

Anadolu’da baş gösteren Celali isyanları nedeni ile şehrin savunma gereksinimi doğmuş, Üçüncü Sur duvarı inşa edilmiş, şehir içi ulaşım ve yapılaşma bu sınırlar içerisinde gerçekleşmiştir.

Şehrin ekonomik duraklama ve gerileme süreci 16. Yüzyıl sonlarından başlayarak, 20. Yüzyıl başlarına kadar sürmüştür.

Şehir mekânına da yansıyan bu gerileme ve çöküşün başlıca nedenleri şöyle sıralanabilir :

1. Osmanlı İmparatorluğu’ nun genel olarak gerilemesi, sosyal ve ekonomik ve siyasal etkenler,
2. Angora’nın temel ürünü olan “SOF” üretiminde bozulma ve gerileme, dış rekabet yoluyla geleneksel üretim yapısının çöküşünün hızlanması,
3. Bu ekonomik yapıya bağımlı olarak, nüfus azalması ve sosyal yapı bozulması,
4. 1881, 1915 ve 1929 yangınları, kıtlık, savaş gibi olguların, fiziki mekânda yarattığı tahribatın ticari merkez üzerinde de belirgin olarak görülmesi.

19. yüzyıl sonlarında, Angora’ya demiryolu ve suyun getirilişi, bazı önemli kamu yatırımları, örgütsel bazı düzenlemeler bu çöküşü engelleyememiştir.

Bu girişimler, ancak Kurtuluş Savaşında Angora’nın karargâh olarak, savaş sonrasında da Başşehir olarak seçilmesinde etken olmuştur.
Taşhan (Ulus) Meydanı’ nın Cumhuriyet’ in ilk yıllarında gelişimini artan bir hızla sürdürdüğü görülmektedir.  Atatürk Bulvarı’ nın merkez üzerinde önemli etkileri olduğu, ancak ana caddeler üzerindeki gelişmelerin geleneksel doku üzerinde fazla etkili olmadığı anlaşılmaktadır.

Tahtakale Çarşısı ve çevresi bu tarihe kadar durağan yapısını ve fonksiyonlarını sürdürmüş, 1929 tarihli büyük yangında bu şehir merkez kesimi tamamen yok olmuştur. En önemli Vakıf eserlerinden biri olan Hasan Paşa Hanı (Sulu Han)’nın bu tarihten itibaren giderek çökmesi ve 1980’lere kadar onarılamaması bu kesimin (Hacı Doğan Mahallesi) de şehrin bir çöküntü bölgesi haline gelmesinde büyük rolü olmuştur.









KAYNAKÇA

AKTÜRE, S., 1978, “19. Yüzyıl Sonunda Anadolu Kenti Mekânsal Yapı Çözümlemesi”, ODTÜ Mim., Fak. Yay.
AKTÜRE, S., 2001, “1830’dan 1930’a Ankara’da Günlük Yaşam”, Tarih İçinde Ankara Aralık 1998 Seminer Bildirileri, Der. Yavuz, Y., ODTÜ Mimarlık Fakültesi 2001.
ANDREASYAN, HRAND D., 1964, “Polonya’lı Simeon Seyahatnamesi 1608-1619”, İstanbul.
ANKARA VİLAYETİ SALNAMESİ, 1902.
BAKIRER, Ö., MADRAN, E., 1984, “Ankara Kent Merkezinde Özellikle Hanlar Ve Bedestenin Ortaya Çıkışı Ve Gelişimi”, Tarih İçinde Ankara I, Seminer Bildirileri, ODTÜ Mim., Fak. Yay.
BUSBECK, O., G., “Türk Mektupları”, 1939, Çev. H. C. Yalçın, İstanbul.
ÇADIRCI, M., 1980, “1830 Genel Sayımına Göre Ankara Şehir Merkezi Nüfusu Üzerinde Bir Araştırma”, Osmanlı Araştırmaları, Sayı 1, S.119.
ERGENÇ, Ö., 1973, “1580-1596 Yılları Arasında Ankara ve Konya Şehirlerinin Mukayeseli İncelenmesi Yoluyla Osmanlı Şehirlerinin Kurumları ve Sosyo-Ekonomik Yapısı Üzerine Bir Deneme”, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih –Coğrafya Fakültesi, Yeniçağ Tarihi Kürsüsü, Ankara.
ERGENÇ, Ö., 1980, “XVII.Yüzyılın Başlarında Ankara’nın Yerleşim Durumu Üzerine Bazı Bilgiler”, Osmanlı Araştırmaları, The Journal of Ottoman Studies I, İstanbul.
EYİCE, S., 1972, “Ankara’nın Eski Bir Resmi, Tarihi Vesika Olarak Resimler - Ankara’dan Bahseden Seyyahlar - Eski Bir Ankara Resmi”, Türk Tarih Kurumu, “Atatürk Konferansları”  IV. Cilt’den Ayrıbasım, Ank., S. 61-124.
İNALCIK, H., “The Ottoman Empire”
İŞÇEN, Y., “Osmanlı Devleti Döneminde Ankara Hanları ve Otelleri”, Ankara Kent Yazıları, http://yavuziscen.blogspot.com.tr/p/ankara-kent-yazlar-4.html
JANSEN, H., 1937, “Ankara İmar Planı”, Alaeddin Kıral Basımevi, İstanbul.
KEMAL, M., 1983, “Türkiye’nin Kalbi Ankara”, Çağdaş Yay., İstanbul.
MAMBOURY, E., 1950, “Ankara Guide Touristique”.
MAMBOURY, E., 1933., “Türkiye’de Vakıf Abideler ve Eski Eserler”, 1983.
MEMBRE’, M., “Relazione di Persia 1542”, Ed. Giorgio R. Cordona, Napoli 1969, S.51’den aktaran
ONGAN, H., 1974, “Ankara’nın İki Numaralı Şer ‘iye Sicili”, 1 Muharrem 997-8 Ramazan 998 (20 Kasım1588-11 Temmuz 1590) , T.T.K. Basımevi, Ankara.
ONGAN, H., 1957, “Ankara’nın Eski Esnafını Açıklayan Bir Vesika”, Türk Etnografya Dergisi,
Sayı 2.
ÖNEY, G., 1971, “Ankara'da Türk Devri Yapıları”, A.Ü., DTCF Yay. No: 209, A.Ü. Basımevi.
ÖZDEMİR, R., 1986, “XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Ankara”, Ankara Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, No: 694
ÖZDEŞ, G., 1953, “Türk Çarşıları”, Doçentlik Çalışması, İ.T.Ü., Mimarlık Fak., Şehircilik Kürsüsü, Pulhan Mat., İstanbul.
ŞAKİROĞLU, M., 1972, “Belleten XXXVI/141”.
TEKELİ, İ.,  1982, “Türkiye’de Kentleşme Yazıları”, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar: 3, Turhan Kitapevi, Ankara.
TUNÇER, M., 1985., “A RESEARCH WITHIN A HISTORICAL PERSPECTIVE ON SULUHAN (The Hasan Pasha Inn) IT‟S TRANSFORMATION AND RELATIONS WITH THE CITY CENTER OF ANKARA, ODTÜ, Restorasyon Bölümü, Yayınlanmamış Y. Lisans Tezi.
TUNÇER, M., 1998, “Tarihi Çevre Koruma Politikaları: Ankara”, ODTÜ Mim. Fak. ve Ankara Vakfı Tarafından Düzenlenen “Tarih İçinde Ankara II Semineri”, ODTÜ Mim. Fak., Aralık 2001 , Der.
TUNÇER, M., 2001. “Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14-20.YY),” Kültür Bakanlığı Yayınları/2603, Kültür Eserleri Dizisi No: 292.
Türkiye’de Vakıf Abideler ve Eski Eserler I, 1983.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, No: 582
YAVUZ, E., 1984, “19. Yüzyıl Ankara’sında Ekonomik Hayatın Örgütlenmesi ve Kent içi Sosyal Yapı”, Tarih İçinde Ankara Semineri.
http://aev.org.tr/ankaranin-tarihi-arkeolojisi-ve-mimarisi/kale-ve-civari/v04-anadolu-medeniyetleri-muzesi-mahmut-pasa-bedesteni-han/
http://ankaraarsivi.atilim.edu.tr/shares/ankara/files/makaleler/_Ankara_Hanlar.pdf
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=39482&start=5








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder