Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

10 Aralık 2009 Perşembe

BAŞKENT ANKARA İÇİN “BAŞKENT KANUNU”





“Bir belediye başkanının kent kültürü sınırlı, görüş açısı dar olabilir; ama bir kentin kaderiyle oynaması, zarar vermesi nasıl olabilir?”……
Acaba Ankara'nın başkanı için de sunları ekler miydi?
“İhtiraslarının esiri de olabilir; hatta defalarca seçilebilir... ama baskentimizin geleceğini karartacak uygulamalarını bu denli ısrarla sürdürmesi nasıl olabilir?”
Demokratik 'keyfilik': Aklı basında ülkelerde, demokrasinin besiği sayılan kentler, öncelikle “demokratik keyfilik”lere karsı korunurlar. Bir belediye başkanının -halka sirin görünerek yeniden seçilse bile- “dediğim dedik, öttürdüğüm düdük” anlayışıyla kente zarar vermesine asla izin veril(e)mez…
Özellikle, her ülkenin “ulusal gözbebeği” olan “baskent”lerde, daha da önem verilen bu kuralların basında ise “demokratik denetim”, “katılımcı yönetim” ve “bilimi gözeten karar süreçleri” gelir...
Örneğin bilim ve meslek kuruluşlarının “sakıncalı” buldukları projeleri hiçbir belediye baskanı “yetki benim” diyerek uygulayamaz. Hele su Ankara'nın kentsel topografyasını paramparça eden ve ulaşımı çözmek adına sadece “otomobille dolaşım”ı önemseyen altgeçitleri “önermek” bile mümkün olamaz... Hangi Viyanalı, hangi Romalı, hangi Londralı, kentin simge binalarının önünden geçerken onları bile göremeden yerin dibine girilmesine; kavsak ve meydanların adeta “şehirlerarası viyadüklere dönüştürülmesine razı olabilir ki?

Ama Ankara, sanki uygarlıkların beşiği bir “Anadolu kenti” değil; bilimi rehber almıs Türkiye Cumhuriyeti'nin ise çağdaş başkenti, hiç değil... Denebilir ki en “görmemiş, geçirmemis” bir anlayışın “kültür yoksunu” uygulamalarıyla yıllardır tahrip ediliyor...Buna imza atan başkan ise hemen her eleştiriyi “görüş”leri yerine “polemik”le yanıtlamaktan çok hoşlanıyor. Her “karsı” öneriyi de adeta “geri püskürtülmesi gereken” bir muhalefet hamlesi olarak görüyor...

Kötü örnek: Türkiye'deki genel imar düzensizliği, Ankara'da da egemen... Ayrıcalıklı yapılaşmalar; su sorunu; tarihsel dokulara “duyarsız”lık; kentsel peyzaj uygulamalarında “zevksiz”lik; “kimliksiz” betonlasma; imar rantına dönük plan değişiklikleri; kentsel dönüşüm adına “kişiliksiz pazarlama bloklarına yer açma yıkımları”; kişiliksiz yeni semtler.. çoğu misliyle Ankara'da da yaşanıyor...
Oysa bizim başkentimizin de diğer ülkelerdeki gibi, öbür kentlerden farklı olarak yönetilmesi; 'Başkent olmasının sorumluluğunu taşıması ve örnek bir kentleşmeyle gelişmesi gerekmiyor mu? Ne var ki Ankara, üstüne üstlük bir de “en kötü uygulamaları”nı öbür kentlerimize “örnek” diye bulaştırıyor. Yine su ucube bat-çık geçitler, hem de “Ankaralı uzmanların önderliğinde Gaziantep'ten
Bursa'ya; Antalya'dan birçoklarına kadar çok sayıdaki güzel kentimizi delik deşik ettiler; mahalleleri meydansız bıraktılar...(KAYNAK :Ankara'nın Hali.../ Oktay EKİNCİ)


Kaynak : http://www.iabb.gov.tr/resimler/ekler/84b6fbb10729ed4_ek.pdf?dergi=





Geçtiğimiz pazar günü, Kanal B’de “İmar Dosyası” programında Ankara’mızın tarihten bu güne gelen planlama deneyim ve uygulamaları ile günümüzdeki bazı gelişmeler ve uygulamaları tartıştık..Aslında bazıları trajik-komik hale gelen yerel yönetim uygulamalarını, zaman zaman mizahi, daha çok ciddi olarak ele aldık..

Yıllardır çabalarıyla, yazılarıyla tarihsel ve kültürel çevrenin savunucusu mimar Oktay Ekinci programında; yıkılma tehdidi altındaki (!) ODTÜ den Prof. Ali Türel, ÇEKÜL temsilcisi Mimar Faruk Soydemir ile bana Ankara ile ilgili sorular yönetti..
Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar ağırlıklı olarak planlı, son yıllarda ise plansız, denetimsiz ve ayrıcalıklı imar hakları ile gelişen, dönüşen Başkent’imizin, “TÜRKİYE’NİN KALBİ ANKARA”nın güncel sorunlarını tartıştık..
Seyredenler ilginç görüntüleri ile ele alınan konuların gündelik hayatımızı nasıl etkilediğini görmüşlerdir..

İki saate yaklaşan programın sonuçlarını özetlersek, Ankara’da son 15-20 yıldır;
 Şehir planlama ilkelerine, standartlarına ve kamu yararına aykırı uygulamaların yapıldığı, kentin denetimsiz ve plansız her yöne yayıldığı, arsa spekülasyonunun arttığı,
 Mimarlık adına daha çok Dubai kopyası, Ankara kent kimliği ile bağdaşmayan yapıların çoğaldığını, kente kimliğini veren yapıların birer ikişer yok edildiğini,
 Ulaşım planlama ve mühendisliğinin çağdaş uygulamaları olan, toplu taşımacılık yerine alt üst geçit ve kavşaklarla bireysel taşımacığın desteklendiğini, kent içi yolların birer sürat yoluna dönüştürüldüğünü, kazaların özellikle yaya ölümlerinin arttığı,

Konularında fikir birliğine varıldı!

En temel kentli ve yaşam haklarından biri olan engellenmeden, yavaşlatılmadan ve geciktirilmeden "yürümek hakkı" söz konusu düzenlemelerle engellenmekte ve kısıtlanmakta …
Yani ana yollarında, bulvarlarında yürünemeyen ancak arabayla dolaşılan bir Başkent!
Düzenlemelerle kentlilerin en doğal hakkı olan yürümek, yaya olarak erişim hakkı taşıtlara öncelik ve ayrıcalık sağlanması amacıyla ortadan kaldırılmakta…..
Yaya bölgeleri yerine katlı otoparklar, bulvar yerine otoyollar işte çağdaş Başkent!
Özellikle dezavantajlı ve hareket engelli grupların (fiziksel ya da psikolojik özürlü, hasta, yaşlı, hamile, sakat, bebek arabalı, çocuk ve yük taşıyan, kapalı mekân korkusu bulunan v.b.) erişimi ve hareketleri, merdiven inme-çıkma, yer altındaki kapalı mekânlara zorla yönlendirilme ile zorlaştırılmakta, yolları uzatılmakta, geciktirilmekte ve bü¬yük ölçüde kısıtlamalar getirilmekte…. Zaten, hepimiz Çin Olimpiyatları’na girsek, pek çok dalda madalya alabiliriz sanırım, uzun atlama, atletizm, maraton, engelli koşu ve benzerinde tecrübeli olduğumuzdan
Hasta, özürlü vatandaşlarımızın can güvenliği de tehlikeye girmekte, alt geçitleri çeşitli engelleri nedeniyle kullanamayacak durumdaki (özürlü, kalp ve benzeri rahatsızlığı olan, yaşlı, hamile, bebek arabalı v.b.) vatandaşların özgürlüğü önemli ölçüde kısıtlanarak, kullanmaya zorlandıkları alt geçitler ve yer altındaki kapalı mekanlarla sağlıkları da tehlikeye atılmakta...

Zaten, ölen ölür sağlam kalan bizimdir ana fikri ile yapılıyor herhalde bu uygulamalar
Bu durum insan haklarına, temel özgürlüklere, çağdaş kentsel yaşam standartlarına ve toplumsal eşitlik ilkelerine aykırı….
Diyor 20 civarında sivil toplum kuruluşundan oluşan Ankaram Platformu.. Ama dinleyen var mı??
Bu düzenlemelerle kentlilerin yaşam hakları sınırlanmakta, toplum içindeki dezavantajlı gruplardaki insanların mağduriyetleri daha da artırılarak kent merkezini kullanabilme şans ve özgürlükleri kısıtlanmakta…..

Aşağıda örnekler var bu konularda….


http://www.karadenizbolgesi.com/v1/galeri/ank_swans-park.jpg

7 milyon YTL’lik kuyruk

Eray GÖRGÜLÜ

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi’nin Çankaya’daki trafik akışını rahatlatmak amacıyla 7 milyon YTL’ye malettiği Kuğulu Kavşağı’nda sabah ve akşam oluşan araç kuyrukları sürücüleri çileden çıkartıyor.

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi’nin Rusya Büyükelçiliği ile anlaşmaya varmadan inşaatına başladığı Atatürk Bulvarı’nın tamamlanmasına karşın bulvardaki bir bölümün hala açılamaması Kuğulu Park’ın önünde de tıkanıklığa neden oluyor. Rusya Büyükelçiliği’nin önündeki bölüme izin vermediği yol "Kremlin çıkmazı"na dönerken, Kennedy Caddesi’nden gelen araçlar bulvar üzerinden Kızılay’a dönüş yapamadığı için Kuğulu’ya kadar çıkarak geri dönmek zorunda kalıyor.
Özellikle sabah ve akşam saatlerinde oluşan kuyruklar, sürücüleri çileden çıkartırken bulvar üzerinde araçlar dakikalarca beklemek zorunda kalıyor.
Koordinasyonunu Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Başdanışmanı Murat Doğru’nun üstlendiği altgeçit çalışmaları sırasında, Rusya’yla yaşanan krize dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül müdahale etmişti. Konu Kremlin Sarayı’na kadar taşınmış ancak bir sonuç alınamamıştı.
Büyükşehir Belediyesi’nin yaklaşık yedi milyon YTL’ye mal ettiği kavşaktaki trafik sorununu bulvara koyduğu küçük dubalarla çözmeye çalışması da vatandaştan tepki çekiyor.
Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/ankara/7268649.asp?gid=140&a=641118



Ankara gar kavşak inşaatıT BMM ve YARGI önünde
Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Gar Meydanı'na yapmayı planladığı köprülü kavşağının "Ankaram platformu"nun yaptığı basın açıklaması ile protesto edilmesinin ardından, CHP Ankara milletvekili Nesrin Baytok'da İçişleri Bakanının yanıtlaması istemli soru önergesi ile tepki TBMM gündemine"Ankaram Platformu" bileşenlerinden olan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve TMMOB Peyzaj Mimarları Odası tarafından da yargıya taşındı. CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle 12.03.2008 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunduğu soru önergesinde, Büyükşehir Belediyesi'nin TCDD Ankara Gar Meydanı'nda yapmayı planladığı köprülü kavşak projesini gündeme getirdi. Sivil toplum kuruluşlarının bu projeye, "Tarihsel dokuyu zedeleyeceği, ağaçlara zarar vereceği, yolların daralması nedeni ile ambülans ve itfaiye hizmetinin zafiyete uğrayacağı" gerekçesiyle karşı çıktığını hatırlatan Baytok, "Bu projeye ihtiyaç duyulmasının gerekçesi nedir?" sorusunu yöneltti.

Baytok, soru önergesinde şu sorularının yanıtlanmasını istedi:
Köprülü kavşak projesi hangi tarihte hazırlanmıştır? Böyle bir projeye ihtiyaç duyulmasının gerekçeleri nedir? Bu proje için TCDD'den görüş istenmiş midir? İstenmiş ise, hangi tarihlerde istenmiştir ve gelen yanıtların içeriği nedir? TCDD'nin projeye Mart 2007 olumsuz görüş bildirdiği, ancak Mayıs 2007'de olumlu görüş verdiği doğru mudur? Eğer doğru ise, 2 ay içinde ortaya çıkan hangi gerekçeler bu karara dayanak oluşturmuş mudur? Kent tarihi açısından böyle önemli bir proje için iki ay içinde iki farklı görüş bildiren kamu görevlileri hakkında herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? Bunun yanında "Ankaram Platformu" bileşenlerinden olan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi veTMMOB Peyzaj Mimarları Odası tarafından yargıya taşındı.
Kaynak : http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=256

Diğer bazı sonuçlar ;
 Peyzaj mimarlığının ilkeleri dışında, döviz harcanarak yurt dışından getirilen ağaçlarla anayol refüj ağaçlandırılması yapıldığı, değerli yer altı sularının çekilerek bunların sulandığını,
 Tarihsel çevrenin koruması yerine, özellikle Ulus’ta yıkım ve yenilenmeyi hedefleyen projeler ve uygulamalar yapıldığı, Cumhuriyet dönemi yapılarının (havagazı fabrikası gibi) yıkıldığı, yıkılmak istendiğini,
 Jeoloji mühendisliğine ve zemin mekaniğine aykırı çürük zeminlerde çok katlı yapılaşmalara izin verildiği, vadi tabanlarının, derelerin üstlerinin kapatılarak imara açıldığı,
 Tarım toprakları ve su havzalarının elden çıkarıldığı, koruma planları yerine imar planları yapıldığı ,
 Tüm bunlara yönelik birçok meslek odası ve sivil toplum örgütünün, üniversitelerin uyarılarına karşın bilime, sanata ve kültüre aykırı, bilim dışı uygulamaların giderek arttığı,

Dile getirdi konuşmacılar…

Çağdaş şehircilik ve kent planlama bilimi, kentin sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerin en üst düzeyde yoğunlaştığı yer olan kent merkezlerinin kentin bir odak noktası olarak planlanması, büyük bir çabayla korunması ve sürdürülebilir kentsel gelişme için mevcut değerlerin ve olanakların yıpratılmadan geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ulus konusundaki gelişmeleri daha önce de yazmıştım hatırlayanlar vardır..Yani yıksalar Ulus’u da yerine daha iyisini koyacaklar mı acaba düşünmeden geçemiyorum bazen!

Sonuç olarak ; Ankara’nın doğal ve tarihsel çevresinin, kent kimliğinin yok edilmesinin engellenmesi ve keyfi belediyeciliğe karşı kentin savunulması amacıyla bir “BAŞKENT KANUNU” çıkarılması gerektiği ortaya konuldu…
Birçok medeni ülkede çıkarılan bu kanun ile keyfi ve plansız uygulamaların önlendiği biliniyor..

Başkent Kanunu ile yerel yöneticilere kente ve kent halkına karşı daha saygılı, düşünceli ve akılcı davranmaları gerektiği hatırlatılmakta..
Sonbaharda alt/üst geçitlere, kavşaklara dikkatli girin, yağmur yağarsa kaygan olabilir..

Kalın sağlıcakla..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder