Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

4 Aralık 2009 Cuma

Susuz Yıllara Doğru Ankara! Bir “SU” Politikamız Var mı??





Jeoloji Mühendisleri Odası, örnek bir kent olması gereken başkent Ankara'nın, bugünlerde yaşamsal bir sorunla karşı karşıya kaldığını belirterek, sadece son 5 yılda yeşil alan sulaması yeraltı sularından yapılsaydı, Ankara'nın bugün su kesintisiyle karşı karşıya kalmamış olacağını öne sürdü. Jeoloji Mühendisleri Odası'ndan yapılan yazılı açıklamada, yaşanan sorunun kaynağının asıl olarak kuraklık olmadığı, özellikle aklı, planı, bilimi, mühendisliği bir kenara iten, uzman kuruluşların ve meslek odalarının görüşlerini dikkate almayan, popülist, günlük çözüm üretebilen, faydacı bir yönetim tarzını benimseyen siyasal iktidarlar ve yerel yönetimler ve yöneticiler olduğu savunuldu.
Ankara'nın bugün uzun süreli su kesintilerine başlamış olmasının sorumlusunun doğrudan küresel ısınma olmadığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve dolayısıyla ASKİ olduğunun iddia edildiği açıklamada, Gerede-Işıklı projesinin başlangıçta, Gerede'den yani Batı Karadeniz havzasına dökülen Gerede suyunun pompajla Çamlıdere Barajı'na basılmasını içerdiği belirtildi. Projenin birinci aşamasının 2003 yılında tamamlanmasının planlandığı ve projenin DSİ tarafından bir protokolle ASKİ'ye devredildikten sonra yaklaşık 30 kilometrelik tünel vasıtasıyla Çamlıdere Barajı'na aktarılması şeklinde yeniden planlandığı ancak, proje değişikliğinden başka ASKİ tarafından bu güne kadar Gerede Işıklı sistemiyle ilgili hiçbir şey yapılmadığı ileri sürüldü. ASKİ'nin Gerede sisteminden sonra hayata geçecek en son ve yedek proje olan Kızılırmak projesini devreye sokmak durumunda kaldığının ifade edildiği açıklamada, "Kızılırmak projesinde de iki önemli sorun bulunmaktadır. Birincisi sülfat oranının yüksek olması ve ağır metaller içermesi nedeniyle önemli sağlık sorunlarını getirebilecek olması ve ikincisi ise, yaklaşık 500 metre gibi bir kot farkının bulunması nedeniyle maliyetinin yüksek olmasıdır" denildi.

http://www.haberler.com/ankara-daki-su-sorunu-haberi/

Geçtiğimiz yaz “Susuz Yaz” filmi Ankara’da da gerçek oldu...Salgın hastalık tehlikesine kadar varan su kesilmelerini yaşadık hep birlikte..
Yetkililerimiz “Ankara’yı birkaç haftalığına terk edip eş dost ve akrabalarımızın yanına gitmemizi”, ya da “susuzluğa alışıp yeni yıkanma ve kullanma teknikleri geliştirmemizi” istediler..Sonuçta herkes kova, bidon, depo, hidrofor vb depolamaları ile sağlıksız da olsa su gereksinimini karşıladı..
Biz de zaman zaman site içindeki kuyu suyuna klor atıp kullandık..Hasta haneler ameliyat yapamadı, elçilikler resepsiyonlarını erteledi susuzluk yüzünden..
Kesinti sonrası verilen tazyikli su ana boru hatlarını patlatınca bir hafta 10 gün su yüzü görmeyen mahalleler oldu. Yani en ilkel dediğimiz Afrika kabileleri gibi yaşamaya alıştık ellerimizde kovalarla tanker peşinde kuyruklarla evlere şenlik bir “Çağdaş Başkent” görüntüleri tüm dünyaya yansıdı..Zaten kadınlarını çağdaş olmayan kıyafetlere ve görüntülere layık kılan bir toplumun ne yazık ki Başkenti de çağdaş değildi zaten!

Doldurduğumuz kovalarda ayaklarımızı yıkadıktan sonra kalan suyu başınıza dökün diye akıl veren anlı şanlı büüyüklerimiz (sanki tersi daha doğru geliyor ama öyle miydi tam hatırlayamadım!), kışın yağan kardan, yağmurdan sonra artık sanki hiçbir şey olmamış gibi “barajlarda şu kadar doluluk var”, “Kızılırmak suyu Ankara’yı kurtaracak” gibi mesajlar veriyorlar..

Ama teknik veriler, hem barajlardaki doluluğun çok az olduğunu, Kızılırmak suyunun da ağır metallerle kirletilmiş olduğunu söylüyor..Çamlıdere Barajı’ndaki doluluk oranına gelip geçerken bakıyorum da, eskiden hiç gözle görülmeyen kilometrelerce uzanan bir sıra tepenin barajın dibinden ortaya çıktığını görüyorum.. Baraj Gölü zaten kışın çevresi karla kaplı iken bir ovadan farksızdı! Buzlar eridikten sonra ise bu günlerde küçük bir gölet gibi görünüyor anlı şanlı Çamlıdere Baraj Gölü..
Global ısınma denilen felaket ise giderek kapımızı daha çok çalacak gibi görünüyor.. Sevgili Barbaros hocamız İç Anadoluda giderek daha kurak yazlar yaşayacağını, mevsimlerin değişeceğini, havaların daha istikrarsız daha değişken olacağını söylüyor.. Hatta farklılaşan flora ve faunadan örnekler veriyor.. Şu meşhur et yiyen örümcek gibi, Ankara Üniversitesi bahçesinde yaşayan papağanlar gibi, ya da Anadoluda pek rastlanmayan kestane ağacı gibi..
Ancak önemli bir gerçek ise yağışların daha az olacağı, yazların daha sıcak ve kurak geçeceği giderek..


http://www.cnnturk.com/images/anasayfa/kurak2872.jpg

Bütün bunları bu güzel bahar ayında sizlerin moralini bozmak amacıyla yazmıyorum tabii ki..Ancak herhalde suyu olmayan, giderek de daha az yağış alacak bir bölgede yaşadığımızı unutmamanızı diliyorum.
Yer altı sularının giderek azaldığı, göllerin, sulak alanların giderek ovalaştığı bir İç Anadolu’da yaşayacağımızı unutmayalım.

Tabii aslında sormak istediğim soru tam olarak da şu: “Acaba Ankara’da Bilimsel Su Politikamız ve Stratejimiz var mı?”
Bu yıl yaşanan kuraklığın geçici olduğunu düşündüğünü belirten Eroğlu, Ekim ayından itibaren yağışların başlamasını beklediklerini söyledi. Türkiye’de ihtiyacın 10 katı su olduğunu ifade eden Eroğlu, suyun iyi kullanılmasının ve gerekli yerlere aktarılmasının önemli olduğunu vurguladı.

Bakan Eroğlu, “Bu seneyi atlattığımız zaman problem kalmayacak. İstanbul ve Ankara’daki su problemlerine de biz el attık ve su kesintilerini ortadan kaldırdık. Bundan sonra da su kesintileri olmayacak” dedi.
http://images.google.com/imgres?imgurl=http://www.ntvmsnbc.com/news/

http://www.hafif.org/imaj/gkaraarslan/su-bitti.jpg

Bu soruyu tüm yerel ve merkezi yöneticilerimize sormak ve güvenilir cevaplar almak istiyorum. Çok merak ettiğimden değil, çocuklarımın ve sizlerin çocuklarının nasıl bir Ankara’da yaşayacaklarını merak ediyorum. Siz de ediyorsunuzdur..

Hala “araç yıkamanın”, hala “refüj sulamanın”, hala “suyu sanayide istediği gibi kullanmanın”, “hala istediği gibiyeraltı suyunu çekmenin” vb. serbest olduğu bir Başkent’te yazın ne olacak?? Siz merak etmiyormusunuz??

…………bırakalım halkımız kalan suyla oynasın; Şarıl şarıl halı yıkasın hanımlarımız, şor şor araba yıkansın oto yıkamacılarımız, herkes ne istiyorsa yapsın, suyu harcasın babasının malı gibi.
Şimdi de seçilmişlerimiz su şakaları yapıyor halkımıza;Su sıkıntısı var, kesicez, Gidecek yeri olan gitsin; tatile gitsin kocamanlar (yaşlılar), çocuklar, çalışmayanlar, hahhahhahaaa....!!!........
http://buzlucam.blogspot.com/2007_08_01_archive.html


http://www.evrensel.net/fotolar/20070804/karikb.jpg

Yer altı sularının da tüketilmesini endişe içinde izliyorum. Arabamı Ankara dışında yıkarken bile Ankara’yı ve geleceği düşünüyorum. Salgın hastalıkların olmayacağı, çeşmelerinden sağlıklı, ağır metalsiz bilmem ne maddesiz suyun aktığı, kesintilerin olmadığı bir Başkent istiyorum! Bunun için bir “Su Politikası” ve “Su Stratejisi” nin var olup olmadığını bilmek istiyorum bir vatandaş olarak, bir Ankara’lı olarak.
Çocukluğumda hatırladığım anılarımı; “arka bahçeden kovalarla bidonlarla su getirmek”, “şu an yerinde onlarca apartman yükselen 11. Sokaktaki çiftlikteki kaynak suyu çeşmesinden su taşımak”, “sakalardan su almak”, “suyu küpe boşaltıp dibinde kurt var mı yokmu diye bakmak ve klor tabletleri atmak” gibi anılarımın çocuklarım tarafından da anlatılmasını istemiyorum!
Siz de istemezsiniz değil mi??

Sayın belediye başkanımız demiş ki " hemşehrilerimizden yağmur yağması için dua etmelerini istiyorum, daha önce de böyle bir sıkıntı yaşadık; hemşehrilerimizin duaları sayesinde yağmur yağdı, kurtulduk." İşimizin duaya kalmasını değil teknik ve bilimsel önlem alınmasını istiyorum. Siz de istersiniz değil mi??

Ayrıca, “Tuvaletlerde rezervuarların içine suyun miktarını azaltmak için tuğla ve kola şişesinin içerisine suyu doldurup içine bırakmalarını öneriyorum. Böylece her basınçta 1 litre sudan tasarruf etmiş olacağız. Bu biriktiği zaman binlerce tonluk bir su olur. Su varsa kullanırsın yoksa kullanamazsın." demiş..inanılacak gibi değil!
Milyon dolarlık bilmem ne hiper/süper/gros marketleri, gökdelenleri, altüst kavşakları yapılırken en hayati ihtiyacın karşılanamadığı bir Ankara’da yaşamalarını istemiyorum! Siz de istemezsiniz değil mi??






Ankara Barajları

Tasarrufa azami dikkat edilsin, en azından “kriz yönetimi” ile boşa akan sular tasarruf edilsin istiyorum lütfen! İnsanların sağlıklı, temiz ve güvenilir su kaynaklarından düzenli olarak yararlanabilecekleri bir “Su Politikası” geliştirilmesi gerekli diye düşünüyorum..
Siz de istersiniz değil mi??
Ankara’nın çevresindeki barajların doluluk seviyesinin doğru bildirilmesini ve önceden önlem alınmasını rica ediyorum..
Siz de istersiniz değil mi??
Su havzalarının koruma altına alınmasını, havzalarda yapılaşmaya izin verilmemesini en hayati bir önlem olarak düşünüyorum. Havzalardan değil otoyol geçirilmesini, bir aracın bile havzaya sokulmamasını, kurşunlu sulara mahkum edilmememizi düşlüyorum..
Siz düşlersiniz istersiniz değil mi??

Sapanca Gölü ve Abant Gölünde bile kurşun kirlililiğinin bulunduğu düşünüldüğünde kanser vakalarının neden bu kadar arttığını sormamak gerek tabii..

Kilometrelerce boru döşeniyor, milyonlarca dolar harcanıyor ve Ankara'ya Kızılırmak'tan, İstanbul'a Melen'den, Konya'ya Göksu'dan, Kocaeli'ne Sapanca'dan su taşınıyor. Ancak, çevre örgütleri projeleri ''taşıma suyla değirmen döndürmek'' olarak niteliyor.

Çevre örgütlerine göre, büyükşehirlere su getirmek amacıyla yapılan "havzalararası su transferi"yle gelecek ipotek ettiriliyor.

http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=381657


Su politikası, plansız ve bilim dışı davranan yerel yönetimlere bırakılamayacak kadar ciddi ve önemli bir konu..
Tonlarca suyu refüjlere aylarca boca edip, daha sonra yetişen çimleri, ağaçları söküp atıp yolları alt üst eden, ana aksları yaz boz tahtasına çeviren belediyelerimiz umarım hatalarını anlarlar ve kamu kaynakları ile birlikte “doğal” kaynakları da yok ettiklerini düşünürler bundan böyle..

Bol yağışlı ve “sulu” günler dilerim..

Kalın sağlıcakla..


• Ankara Magazine Dergisi, “Kent ve Çevre Köşesi”, Nisan 2008, SAYI 74, s.66-67'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder