Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

4 Aralık 2009 Cuma

ANKARA’DAN KİM GİTMELİ??





11 ŞUBAT 2004 Tarihinde yazdığım “Ankara Belediye Başkanları’nı Ararken” başlıklı yazımda;

Yerel seçimlere az kaldı ve bizler geride bıraktığımız yıllarda bize cansiperane (!) hizmet veren büyük, küçük belediye başkanlarını ve yönetimlerini aratmayacak (!) yeni “Şehremini” ler (Belediye başkanları) seçeceğiz.
Belediyelerimiz, az zamanda çok büyük işler başarıp, alt-üst geçit inşa süreçlerini neredeyse 60 güne indirdiler, belki de uzun vadeli toplu taşın sistemleri yerine, kısa zamanda gözle görülen işlerle başarılar elde ettiler. Örneğin; “Yeşil Politika” geliştirilmesi gerekli; tüm plan ve projelerin, kentin doğal ve kültürel/tarihsel çevre değerlerinin korunması ve geliştirilmesine yönelik olarak yeniden ele alınması gerekli..

Yeşil politika dediğim, çevresel kaliteyi arttırmaya yönelik uygulamalar.. Örneğin, ulaşımda toplu taşın sistemlerinin geliştirilmesi, dolmuşların/otobüslerin azaltılması, yaya bölgeleri oluşturulması, “ekolojik kent merkezi ve yerleşim dokularının” planlanması, çevre duyarlı olarak tüm vadiler, akarsu havzalarının ele alınması, Ulus Tarihsel Kent Merkezi, Ankara Kalesi ve çevresi başta olmak üzere, kültür ve doğa varlıklarımızın korunması ve geliştirilmesine yönelik çağdaş politikalar..
Yaşam çevrelerimizin, imarlı imarsız, gecekondu, ayrımı yapılmaksızın teknik, sosyal donatı ve yeşil alan eksikliklerinin giderilmesine yönelik politikalar, planlamalar, uygulamalar..

Hava kirliliğini azaltacak, su ve toprak kirliliklerini azaltacak, gürültü ve görüntü kirliliklerini azaltacak politikalar; “Yeşil/Çevre Politikaları” dır.

Sosyal ve kültürel ağırlıklı, toplumsal, kentliye yönelik hizmetlerini en üst düzeye çıkaracak, kentli ile barışık, sivil toplum örgütleri ile barışık, birlikte çalışabilen Belediyelerimiz olmalı, diye düşünüyorum. Sokaklarımızda, kaldırımlarımızda rahat yürünmeli, sürekli kaldırım yapmayan, büfeleri ve durakları sürekli değiştirmeyen, çöpleri doğru dürüst toplanan, gürültüsü az, sorunları az, yaşanabilir bir kent için çalışmalı “Yeşil Belediyeler” ..

Daha aydınlık, daha güvenli, daha az kurşunlu ekzos solunan, daha çok aktif yeşili olan, daha çok kültürel ve sportif alanları olan, daha az arsa vurgunculuğu (spekülasyonu) olan, sürekli yıkılıp çok katlı olarak yenilenmeyen bir Başkent için çalışmalı, Belediyelerimiz.
Ve de, biz de onlara daha çok yardımcı olmak ve de daha iyi bir kentli, daha iyi bir Ankaralı olmak için çaba göstermeliyiz..

Söylemesi kolay olsa da, yapılması zor olsa da; açık, şeffaf, demokratik, özerk ve çağdaş bir belediye oluşturabilecek bir belediye yönetimi ve belediye başkanları seçmeliyiz Ankara’mıza..
Diye yazmış idik. Ama sizler seçimi farklı yaparak Ankara’nın bu günkü duruma gelmesinde en önemli sorumluluk sahibi belediye yönetimini iş başına getirdiniz. Öyle ise susuzluktan şikayet etmeye, metronun bitmemesinden şikayet etmeye, bitmeyen kavşak ve yol genişletme çalışmalarından şikayet etmeye hakkınız yok!
O dönemde bir başka yazımızda ise;
Son günlerde medya ve internette yaygın bir şekilde Büyükşehir Belediyesinin son zamanlarda yaptığı uygulamaların tartışıldığı görülmektedir… Tabii son yılların aşırı yağışları, aşırı kışı ve aşırı sıcağı da Belediyenin hanesine eksi puanlar eklemektedir..

Bence tartışılması gerekli konu sadece Belediye uygulamaları değildir. Belediyenin uygulamaya çalıştığı politikalar, Belediye’nin yönetiliş tarzı, uygulamaya koyduğu ve koymayı tasarladığı plan ve projeler ayrı ayrı ve bütüncül değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme bütüncül yapılabildiğinde Başkent Ankara’da bir “Belediyecilik ve Planlama Krizi” yaşanmakta olduğu söylenebilir.
Buna kriz demek ne derece doğru bilemem ama şu an Ankara’da kapsamlı bir anket yapılsa 10 kişiden 9’unun belki de Belediye uygulamalarından şikayetçi olduğu ortaya çıkacaktır.
Tabii, üniversitelerinde mimarlık, planlama, peyzaj, kentsel tasarım ve kamu yönetimi bölümlerinin bulunduğu bir şehirde belki de bu araştırma tez çalışmaları ile yapılabilir..

Bu kriz yerelden ülkesel hale geldi bu günlerde.. Hatta elçiliklerin susuzluktan resepsiyonlarını iptal etmeleri, elemanlarına izin verdikleri, banyo yapabilmek amacı ile lüks otellerde odalar kiraladıkları bu günlerde uluslar arası trajik-komik bir durum ile karşı karşıyayız..

Son 10 yılda, planlı bir Başkent olma amacından sapılarak çevre yollarının içi, mevzi planlarla rant amaçlı spekülasyona açıldı..Vadiler, kent merkezi çevresindeki gecekondu bölgeleri, ana akslar üzerindeki gecekondular önce “ıslah” daha sonra şimdilerde “dönüşüm” adı ile aşırı yoğun olarak yapılaşmaya açıldı.. Bu dönüşüm, tabii kentliye değil de arsa sahibi ile müteahhite gelir olarak dönüştü..Kentliye de çamuru, kazısı ve altyapı katılım payı olarak dönüş yaptı!
Tabii o kadar yağan suyun nereye gittiğini de bilmiyoruz ama Tahminim çoğunun refüj çimi sulamalarında tüketildiği..

Bu alanların bir kısmında var olan yeşil doku tamamen yok edildi. Jeolojik ve topografik nedenlerle çok katlı yapılaşmaması gerekli kesimler dahi (Balgat, Çukurambarlar, Dikmen sırtları, Beştepeler, Çiftlik çevresi vd..) yoğun yapılaştı. “Modern” görünümlü “internetten kopya” apartmanlarla dolduruldu… Yeşil dokulu, düşük yoğunluklu gecekonduları bile arar olduk..Binlerce ağaç yok edildi, yerine bloklar dikildi..
Bu yoğunlukların gerektirdiği sosyal ve teknik donatılar bulunmamakta, her yağmurda bu kesimlerde sorunlar yaşanmakta, ulaşım şimdiden kilitlenmekte..


Bu “Belediyecilik ve Planlama” Krizinin göstergeleri, Başkenti hiçbir şekilde sembolize etmeyen Amblem'den başlayarak, günümüze kadar giderek artan bir şekilde doğal, tarihsel ve kültürel varlıkların, kent kimliğinin yok edilmesine yönelik uygulamalar..Nerede şimdi, Kızılay Binası, Milka pastanesi, Piknik, Yeni Sahne..Atatürk Bulvarı’nın görünümü her 15 senede bir değişti neredeyse.. Bu yıl yaşadıklarımız, Cumhuriyet Çınarı "Havagazı Fabrikasının" yıkımı, korumacı olmayan, alelacele hazırlanan "Ulus Projesi", "Kuğulupark Kavşağı", "AOÇ", "Eskişehir Yolu yaz boz tahtası", "Dikmen Vadisi"nin spekülasyona açılması vb örnekler, yapılanların ve gidişin ne kadar bilim ve planlama ilkeleri dışı, trajik-komik olduğunu göstermektedir.
Kimseyi dinlemeden, üniversiteleri dışlayarak, sivil toplum kuruluşlarını (MO, ŞPO, TMMOB, KORDER, ANKARAM PLATFORMU, KAVAKLIDEREM vd) dikkate almadan yapılan uygulamalar, meslek odaları ve halk ile yerel yönetimi karşı karşıya getirmiştir.
Bu gün, Ayrancı ve Kavaklıdere'nin ulaşım bağları kopmuş, yaya dahi ulaşılamaz hale gelmiştir. Eskişehir yolunda, şekilsiz ve çözümsüz kavşaklarda sürat yolu haline getirilen kent içi yollarda her gün onlarca kaza olmakta ve can ve mal kayıpları meydana gelmektedir. Biraz fazla yağan yağmurlarda kavşaklar su ile dolmakta, kentin çeşitli yerlerinde can ve mal kayıpları oluşmaktadır.

Kent merkezinin yayalaştırılması yerine, kent merkezi ve çeperleri hızlı araç trafiğinin boyunduruğuna sokulmuştur. Yaya olma hakkı elinden alınmış Ankaralı, araçlarını park edecek yer bulamadan sokaklarda sürekli dolaşır hale getirilmiştir. METRO, tramvay ve benzeri çağdaş toplu taşın sistemleri yerine özel otoya verilen önem, acaba nedendir??

Bu yaz yaşadıklarımız ise sanırım ilkel Afrika kabile başkentlerinde bile görülmemiş olaylardır. Susuz bir Başkent ne yazık ki kadermiş gibi karşımıza çıkarılan susuzluk ve kuraklık, Belediye yönetiminin “Ananızı babanızı ziyarete gidin”, “Bir kovaya iki ayağınızı sokup duş yapın” vb. önerileri ile artık dayanılmaz bir hal almıştır.
Sanırım ilk yerel seçimlerde kimin gideceği belli olmuştur artık.. Bol yağışlı bir sonbahar dilerim..


• Ankara Magazine Dergisi, “Kent ve Çevre Köşesi”, Eylül 2007, SAYI 67, s.78-79'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder