Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

5 Ocak 2010 Salı

YIKMAYIN ANAFARTALAR ÇARŞISINI, ULUS İŞHANI’NI, ANKARA HALİ’Nİ..YIKAMAZSINIZ ULUS’U!.. (2)




Geçen ay Ulus Tarihi Kent Merkezini ilgilendiren önemli gelişmelerden söz etmiş ve yıkmayın Anafartalar Çarşısını, Ulus İşhanı’nı, Hali demiştik.. Hatta burada hepimizin anıları olduğundan bahsetmiş, Cumhuriyetin ilk modern mimarlık örneklerinin bu yapılar olduğunu söylemiş “YIKMAYIN ULUS’u …YIKAMAZSINIZ ULUS’u” diye bitirmiştik..

Bu ay bu konunun biraz gerisinde neler yattığını anlamaya çalışalım.. Yeni bir Yasa çıkarıldı geçtiğimiz yıl, 5366 sayılı “Yıpranmış Tarihi ve Kültürel Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun”

Bu Kanun çerçevesinde, 2005 yılı Temmuzunda Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi bir karar alıyor (1952 Sayılı Karar) .. Bu karar ile Ulus, Kaleiçi, Ankara Eski Kent Dokusu, Roma Hamamı çevresi “YENİLEME ALANI” olarak belirleniyor..Halbuki bu alanların bir kısmı taa Jansen’den bu yana “Protokol Alanı” olarak koruma altında.. Hatta “ESKİ ŞEHİR TALİMATNAMESİ” bu bölgeler için hazırlanmış ve uygulanmış uzun yıllar..
1980 yılında ise Gayr-i Menkul Anıtlar Yüksek Kurulu’nun aldığı A-2167 Sayılı Karar ile bu alanlar koruma altına alınmış ve Sit Alanı ilan edilmişti..

2005 yılında alınan bu Kararın ardından Belediyemiz Ulus’u “Yenileyerek Korumak” (!) ve ”Yaşatarak Kullanmak” üzere harekete geçmiş..

Bunca yıllık koruma plancısıyım, valla “yenileyerek korumak” kavramının ne olduğunu anlayamadım! Ama herhalde “Kısmen / Tamamen Yıkıp”, “Yeniden İnşa Etmek” ile “Silip Süpürmek” arasında bir şey olduğunu tahmin ediyorum. Zaten tarihsel dokularımızda genellikle karşılaştığımız uygulamalar.. Onarım, Restorasyon, Bakım ve Sağlıklaştırma yerine Yıkıp çok katlı olarak yenilemek hem yüklenicinin, hem mal sahibinin ve de nedense Belediyelerin işine daha çok geliyor.. halbuki kültür varlıklarımız, kentsel arkeolojik sit alanlarımızın korunarak gelecek nesillere aktarılması gerekli.. Ayrıca bunlar bin yıldır bu topraklarda olduğumuzun da yaşayan kanıtları, canlı tanıkları..

Ulus için yeniden harıl harıl çalışmalar başlıyor ve “Ankara Tarihi Kent Merkezi Kentsel Yenileme Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı” hazırlanıyor pek de kimsenin bilmediği bir şekilde.. Hem de herkesin bilmediği, yıllardır uygulamayı yönlendiren ODTÜ Ulus Projesi müelliflerinin, üniversitelerin görüş ve bilgisi alınmadan..

Ulaşım Master Planı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve çevresi ile Hacıbayram Camii ve Çevresine ait röleve, restitüsyon, mimari, statik, makine, elektrik ve bilmem ne kadar detaylı projeler gözle kaş arasında hazırlanıvermiş..
Bu kapsamda neler neler var.. Augustos Mabedi Rölevesi, restorasyon vb projeleri, Yeni Camii, Sahaflar – geleneksel El çarşısı Projeleri, Mahmutpaşa Bedesteni, Kurşunlu Han, Çukur Han, Zafran Han Röleve, restitüsyon, restorasyon projeleri, uygulama projeleri.. Tüm bu yapıların bir kısmının zaten var olan röleve ve restorasyon projelerinin neden bir daha yaptırıldığı pek de anlaşılamamakla birlikte büyük bir çalışma olduğu proje bedellerinden de anlaşılıyor zaten..

Ama bütün bunlar, Üniversiteler, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası vd sivil toplum örgütlerini pek de memnun etmiyor.. Her şeyden önce, şeffaflıktan ve demokratik katılımcılıktan uzak çalışmalar yapıldığını vurguluyorlar.. (http://Ankara.spo.org.tr/haber.php)

Hazırlanan plan ve projelerin bilimsel olmadığını, bütünsellikten uzak bir şekilde hazırlandığını söylüyorlar.. Hepsinden önemlisi ULUS’u “KORUMAYA YÖNELİK” olmayıp “YIKIM” ve “RANTA Yönelik olduğunu vurguluyorlar.. Planın doğru dürüst araştırma yapılmadan ve gerekli analizler yapılmadan hazırlandığının altını önemle çiziyorlar..

Bütün bunları merak edip projeye baktığınızda şunları görüyorsunuz;

Atatürk Bulvarı, Anafartalar Caddesi ve Şehit teğmen Kalmaz Caddesi (Posta Caddesi) arasında kalan alanda kamu mülkiyetinde ve özel mülkiyette bulunan çok sayıda mevcut yapının yıkılacak…
Çok büyük bir ticaret kompleksi yapılacak.... “Taşhan Kapalı Çarşısı” denilen bu ticari kompleks mevcut sokakların üstlerinden geçerek 6 adet mevcut kent adasını birleştirecek... Zemin üstü 4 kat ve yer altı katlarıyla bu alandan maksimum inşaat elde etme amacını ortaya koymakta..Bu devasa kütlesiyle bu çok katlı ticaret merkezi Ulus’un zarif, naif ve tarihi dokusuna ve ölçeğine tümüyle aykırıdır.. Ayrıca TAŞHAN’ın anısına da saygısızlık bence..Çünkü Taşhan mütevazi yapısı, geleneksel mimarisi, iç avlusu ve her şeyden önce Cuhuriyet’in ilk yıllarındaki “kaloriferli, banyolu, telefonlu” lüks konaklama olanakları ile eşsiz bir değerdi aslında..Yıkılmaması gerekli idi..Konaklama amaçlı idi, ticaret amaçlı değildi…



İşte yıkılıp yerine Sümerbank yapılan TAŞHAN

Planda bunları görünce, bunun bir tür çılgınlık olup aslında, 1935-40’larda Roma tarihsel kent merkezleri içerisinde bu tür uygulamalar yapan Benito Mussolini devri uygulamalarını anımsatmakta.... Roma Colesseum etrafını yıkan ve otoyol geçiren meşhur diktatör hiç hayırla anılmıyor günümüzde ama herhalde böyle bir uygulama düşünülmüyordur umarım.. Yüzlerce geleneksel konutun ve bir o kadar anıtsal küçük eserin yıkıldığı bu uygulamalar için İtalyan’lar hala çok kızgınlar..



Tabii Fransızlar da 150 yıl önce Paris’i dümdüz eden Baron Haussmann ile hala barışmış değiller! Ama, tabii Paris’in bu günkü yüzü de güzel olduğu için pek fazla şikayet edilmiyor ve eskiler unutulmuş görünüyor..

Haussmann’ı asıl şaşırtan şey Paris’in genel bir haritasının bulunmayışından çok mevcut haritaların hepsinin Paris’in farklı farklı kısımlarını ele alıyor oluşları ve bu planların hiçbirinde topografyaya ait özelliklerin bulunmayışıydı. Başka türlü söyleyecek olursak o ana kadar Paris’te yürütülen çalışmalar sağlıklı sonuçlara şans eseri ulaşabilmişlerdi. Paris şehri genelinde detaylı topografyaya ait değerlerin çıkartılacağı bir çalışmanın yürütülmesinin gerekliliği belirmişti. Zaman bazı kişilerin düşüncelerini değiştirmemişti.



Bu kişiler halâ Haussmann’ı Paris’i yakıp yıkan modern çağın Neron’u olarak görmekteydi. Diğerleri ise Haussmann’ın keskin bir öngörüye sahip olduğunu ve bu sayede Paris’in muazzam bir değişime uğrayarak zenginlikler ve kutlamalara sahne olan hijyenik bir şehir haline geldiğini düşünmektedirler. Haussmann’ı Neron’a benzetenler, şehrin yağmalandığını, demokrasinin hiçe sayıldığını ima ederlerken diğerleri coşkuyla her şeyi Haussmann’ın yarattığını ve şehirciliğin ancak bir imparatorun sultası altında kalkınabileceğini iddia etmekteydiler. Aslına bakılırsa bu tartışma göründüğü kadar akademik boyutlu bir tartışma değildir.
http://www.muraterginoz.com/haussman.htm

Belediyemiz bence yanlışı görerek bu olumsuz yıkımlardan dönecektir.. Kapsamlı bir çalışma olan “Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma-Islah Planı”
yeniden yürürlük kazanmalıdır. Yıkmayın Ulus’u yıkamazsınız ULUS’u demek geçiyor içimden..

Sağlıcakla kalınız..Mutlu baharlar..




Açılan yollar, yok edilen tarih ve kültürel değerler..

Kaynak : http://www.mimarizm.com/V_Images/2007/Kentin_Tozu/kentseldonusum/hausmann1.JPG


• Ankara Magazine Dergisi, “Kent ve Çevre Köşesi”, Nisan 2007, SAYI 63, s.96-97'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder