Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

3 Ocak 2010 Pazar

ÇEVREMİZDE KÖY KALDI MI? BALLIKPINAR, TAŞPINAR, HACILAR, AHLATLIBEL, KARAOĞLAN, SELAMETLİ, YURTBEYİ... (Ama ille de İNCEK !).


Gölbaşı (Mogan Gölü) Havadan Görünümü

Ankara’nın güneyi, Gölbaşı ve Eymir Gölleri, İç Anadolu bozkırının, neredeyse insan eliyle çölleştirilmesine direnen son vahalarındandır. Geçen yazımda İmrahor Vadisi’nin “SON VADİ” olduğunu vurgulamıştım, bu kesime de “SON VAHA” olarak bakabiliriz.. Doğal kalmış olan niteliğinden ve su havzası olmasından bahsediyorum.. Yoksa yapay su yüzeyleri de, özellikle içme suyu amaçlı barajlar ve göletler de çevreliyor Ankara’mızı..

Ama doğal bir göller bölgesi, İmrahor ile bütünleşen bu su havzası kendi başına özel türleri, flora ve faunayı, endemik (sadece o yöreye özgü) türleri barındırır. Bu havzaları doğal haliyle korumak bu nedenle önemlidir, “lunaparka” ya da “havuza” çevirmemek gerekir. Çevrelerini betonla kaplamak, su akışlarını engellemek doğru değildir, sonra “Titreyen Göl”e döner, kokuşur, giderek yok olur..
Gölbaşı çevresi de doğal su peyzajı ile önemlidir ve Göl elden çıkmak üzeredir. Çevresindeki yoğun yapılaşmalar, otoyollar ve insan kökenli kirlilik nedeniyle.. İyi ki zamanında ODTÜ’müze Eymir Gölü ve çevresi de dahil edilmiş ve böylece koruma altına alınmış!



Eymir Gölü Havadan Görünümü

Gölbaşında önceleri, Göle 50-100 metre mesafede villalar başladı, daha sonra bu villaların çevresi 10-15-20 km yarıçaplı bir “arsa / imar savaşları” alanı oluverdi son 15-20 yıl içerisinde..
Sevgili Haluk Alatan abimiz ve ekibi, 1970-80’lerde İstanbul yoluna, “Batı Koridoru” olarak adlandırılan kesime doğru, kentin makro planlarını yaparak yönlendirirlerken herhalde bir bildikleri vardı!

Ama 1980 sonrasında Nazım Plan kararları unutulup, ya da değiştirilip düşük yoğunluklu olarak korunması gerekli Çayyolu ve Gölbaşı çevresi de imara açılıverdi..
Böylece yirmi – yirmibeş yıldır bu günleri beklemiş olanlara gün doğdu! Yani kente bu kadar yakın alanlarda tarım mı yapacaktık hala, tarlalara ve bağlık bahçelik alanlara ne gerek vardı! Zaten villasının bahçesine herkes ağaç da dikerdi, sebze de ekerdi değil mi efendim!

Gölün güneyine de bir hava alanı yaptık mı tamam, göçmen kuşlarla güzel güzel birlikte uçardı askeri uçaklar. Birbirlerine dikkat ederler, edemeyenler de buradan çekip giderler, önemi yok.. zaten Anadolu’da benim bildiğim 27 göl ve sulak alanı kurutmadık mı son 70 yıl içinde.. Ova yapıp tarla olarak kullanmak varken ne gerek var kuşlara, balıklara ve su ve yeşil peyzajına!

Böylece, Güneyde Gölbaşı çevresinde Haymana yolunun iki tarafı Hacılar Köyü’ne, Hacıhasan Köyü’ne kadar, Ballıkpınar Köyü çevresi dahil arsa pazarlamacıları tarafından ele geçirildi.

Burada yer alan Taşpınar, Ahlatlıbel, Karaoğlan (Etiyokuşu), Selametli, Yurtbeyi, Gökçehöyük, Bezirhane köyleri; bunlar binlerce yıllık tarihleri ve kültür varlıkları ile (höyük, tümülüs, nekropol, kale ve antik kalıntı, yerleşimler) keşfedilmeyi bekliyor. Tunç, Hitit, Roma ve Bizans dönemi araştırılmayı, bulunmayı ve korunmayı bekliyor.. Ama Kooperatifler tarafından önce bulunursa ne olur hepimiz iyi biliyoruz!


Karaoğlan Eti Yokuşu Buluntuları

Hatta son zamanlarda Tulumtaş çevresinde bulunan sarkıt ve dikitleri ile çok geniş bir alana (5 km) yayılan mağara sistemleri, bu kesimlerin bir zamanlar ne derece sulak olduğunu, belki de yer yer su altında bulunduğunun bir göstergesi. Burası da son anda bir kooperatifin kazmalarından kurtarılıp doğal sit ilan edilmiş!


Tulumtaş'da Bulunan Mağara


Spekülatörler ve tarla sahipleri hemen parçacı planlarla verimli tarlaları parsellediler ve böylece 250-300 m2 gibi küçük parsellerde 200-250 m2 gibi büyük apartman dubleks, tripleks ve fortiplex (iki, üç ve dört katlı demektir!) yapılar, mantar gibi bitmeye başladığında kamunun korumakla yükümlü kuruluşları feryat etmeye başladılar.

Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanı Göllerin henüz yapılaşamamış, kısmen yapılaşmış havza sınırlarını içermekle birlikte Göl çevresinde olup bitenlere seyirci kaldı. Neden mi? Çünkü yasa subasmanları tamamlayanlara “devam” diyordu!

Eh, o dönemde subasman yapamayanlar, önce kızdılar, küstüler ama belki de daha şanslıydılar. Çünkü durdurulan ve çöpe atılan planlar ve imar haklarında neredeyse üçte bir oranına iniverdi yoğunluklar. Böylece büyük parsellerde, daha anlamlı ve küçük yapı yaparak daha bir “ökolojik” (!) çevrede yaşayacaklardı..

Zaten İncek, Taşpınar gibi yerlerde bu oranlar çok daha “ökolojik” idi. Buralarda, dere boylarındaki verimli tarım toprakları hemen parsellenerek “Törkiş Flamingo Yolu” olarak villalaştı. Belirli bir plan disiplininden yoksun, mimari elemanları zengin ama, estetik nitelikleri tartışılır, 20. yüzyılın “Bağ Evleri” buralarda yapılaştı.

Çoğunlukla hafta sonlarında uğranılan, belki de aile toplantıları ve partilerine mekan olan, hava atılan, hava alınan, belki de havadan kazanılan, yüzme havuzlu ve garajlı İncek Villaları, adı geçen tüm Gölbaşı çevresi köylerindekilerden daha çok rağbet görüyordu sanırım. Çünkü çevresinde “Üniversite” bile kurulmuş, “Özel okul ve Kolejler” yer seçmişti.. Ballıkpınar’a ise Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü hazine arazilerini sertifika karşılığı vermek amacıyla bir plan hazırladı, burası da kısmen de olsa planlı gelişti.

Kooperatifler ve arsa stokçuları halen çevrede “başka köy kaldı mı”? diye arıyorlar, kalan köyler biraz uzak olsa da, tarla olmaktan çıkıp elden ele, giderek artan fiyatlarla dolaşıyor.

Bizler de acaba bir yetkili çıkıp da, “su havzalarını, verimli tarım topraklarını, akarsu boylarını korumak gerekir”, “buralarda planlı denetimli, “ökolojik” bir koruma ve sürdürülebilir bir gelişme için şöyle planlar yaptık, yapıyoruz, yapacağız” der mi diye bekliyoruz.

Ama emlakçılar, kooperatifler herhalde planları çok daha hızlı ve herkese (ve herkeseye !) uygun yapıyorlar, ama bu arada kaybeden doğal çevremiz oluyor.. Önlemler arkadan gelince de Göl de elden gidiyor, yeşil de..

Ama ümidim villaların bahçelerine ağaç dikme ve bakım zorunluluğunun getirilmesi ve böylece kaybedilen doğal çevre yerine yapay da olsa bir yeşil kuşak oluşması, Ankara’nın güneyindeki bu çağdaş arsa savaşı alanlarında! Eh, gerçek savaş olacağına arsa savaşı olsun demek bile geçiyor insanın aklından çünkü beterin beteri var!

Sağlıcakla kalınız..


Ankara Magazine Dergisi, “Kent ve Çevre Köşesi”, Temmuz 2003, SAYI 21, s.56-57'de yayınlanmıştır.

1 yorum:

  1. Değerli blog yöneticisi sitenizdeki yazılarınız dikkat çekici ve güzel. Dell pil olarak başarılarınızın devamını diliyoruz.

    YanıtlaSil