Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ankara’nın Taşı’na Bak


                                                           23  NİSAN 1920 İLK MECLİS ÜYELERİ
Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Ankara’nın dardır yolu
Yunan almış sağı-solu
Gelsin Kemal Paşa Kolu

Korku nedir içimizde bilinmez
Kanlı yazı alnımızda silinmez
Biz var iken, Ankara’ya girilmez






Köşe taşı, mezar taşı, sabır taşı, kaldırım taşı, her biri farklı şeyler... Şiirlere konu olmuş, şarkılara yazılan “Ankara taşının” öyküsü ise çok daha başka...

Kaldırım taşlarının, köşe taşlarının eskiden Ankara taşı olduğunu, büyük zorluklarla, dozer marifetiyle yerlerinden söküldükten sonra yerine, güzel görünümlü ama iki, üç senede peynir gibi ufalanan köşe taşlarının konulduğunu birçok yerde gözledik. Acaba sökülen o güzelim taşlara ne oldu? Bir bilen var mı?
Herhalde taş ocaklarında kırpılıp kırpılıp karo, kesme taş halinde geri gelmiş, yaya bölgelerine döşenmiştir diye düşünüyorum.

beton icad oldu, mertlik bozuldu

Ankara’nın Cumhuriyet öncesinde birçok ana yolunda döşeli olan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da, beton icad olunup mertlik bozulana kadar kullanılan, özellikle kaldırım kenarlarında ya da bazı önemli yollarda döşenmesine devam edilen Ankara taşına artık pek rastlanamıyor.

Böylece, “Ankara’nın Taşı’na Bak, Gözlerimin Yaşına Bak” ünlü dizesindeki Ankara taşı da giderek, acaba nerede bu Ankara taşı denecek kadar ender hale geliyor.
Bentderesi’nin 1930’lu yıllarda çekilen fotoğrafında görülen ve Roma Döneminden kaldığı bilinen Su Bendi ile Taş Köprü de büyük olasılıkla Ankara taşı’ndan yapılmıştı. Çünkü, Ankara Kalesinin surları, burçları da bu çevreden çıkarılan Ankara taşı’ndandı.

Hatta, kalenin üzerinde heybetle yükseldiği yalçın, sarp, fethi olanaksız dağ kütlesi de Ankara taşı idi. Yani bilimsel adı ile en sağlam kayaçlardan biri “bazalt”. Kökeninde jeolojik dönemlerde oluşmuş bir volkan kütlesi var.
ankara kalesi, tanpınar’ın dizelerinde

“(...) Bazen geniş sağrısını rüzgara vermiş bir harp gemisi gibi, zaman ve hadiselerin denizinde çevik ve kudretli yüzer, bazen bir iç kale, bütün ümitlerin kendisinde toplandığı son sığınak olur, bazen bir kartal yuvası gibi erişilmesi imkansız yükselir.”




Ahmet Hamdi Tanpınar, unutulmaz eseri “Beş Şehir”inde Ankara Kalesi’ni böyle tanımlıyor. Okumadıysanız tavsiye ederim; bulun, okuyun, okutun. 1946’da ilk baskısı yapılmış bu eserde İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum ve Ankara’nın tarihini, unutulmaya yüz tutan özelliklerini, duygusal, şairane ve etkili bir tarzda okur, hayale dalarsınız.


Ankara taşıyla yapıldılar…

Ankara taşının en niteliklisi Gölbaşı’nda çıkarılıyor. Gölbaşı’nda bu taşı işleyen otuzu aşkın atölye ve fabrika var. Türkiye’ye dağıtımı da yine buradan yapılıyor. Ankara Taşı, son dönemlerde hemen hemen her yerde, hatta iç mekanlarda bile kullanılıyor. Kızılay’daki bütün kaldırımlar, TBMM’nin yürüme yolları, Güven Park’taki Atatürk Anıtı çevresi, Ankara Kalesi’nin dış cephesi, Pembe Köşk, I. TBMM binası, Orman Bakanlığı, Bilkent’teki amfiler, lüks otellerin iç mekanları…

ankara taşıyla tarihe dokunursunuz



Dönelim, Ankara taşına ve kullanımına; yüzyıllar öncesinden günümüze kadar ulaşabilmiş yapıların temelinde, duvarlarında Ankara taşı yatıyordu. Augustos Mabedi, Eski Hamam (Eynebey Hamamı), Mahmud Paşa Bedesteni, Kurşunlu Han, Sulu Han da bu yapılardandı.
Hatta 16. yüzyıl sonunda yıkılarak taşları yine inşaatlarda kullanılan ünlü “Üçüncü Sur” duvarının yapı malzemesinin bir kısmı da yine herhalde Ankara taşıydı. Gravürlerde bu sur duvarının ve Ankara’nın pitoresk görüntüsü, o dönemi canlandırmaya yeter sanırım.

Birinci Meclis olarak da kullanılan İttihat Terakki Cemiyeti binası ve Taş Han da bu yapıların en ünlülerindendi.

Aşağıdaki fotoğrafta İlk Meclis ve önündeki Ankara taşı kaplama yol görülmekte. 1980’lerde Ankara Palas karşısından itibaren bu yola yine taş kaplandı, ama daha sonra gene söküldü. Zaten nedendir bilinmez, herhalde bazı yollar beş kez, on kez sökülüp, yeniden döşenmiştir; bu nedenle de eğri büğrü olup tesviye tutturulamaz!




Taş Han; o dönemin kaloriferli, telefonlu, sıcak sulu ünlü bir konaklama birimi idi. Ancak, bu yapı da yıkılarak yerine Sümerbank binası yapıldı. Halbuki bu yapı hem mimarisi, hem ölçeği, hem de yapı malzemesi bakımından Ulus Meydanı’nı tanımlayan anıtsal bir yapı idi.



Sözlerimizi gene Tanpınar’dan bir iki veciz cümle ile tamamlayalım;
“(...) Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır. Kalede ve onun eteğine serpilmiş mahallelerde Türk Velileri, Roma ve Bizans taşları ile sarmaş dolaş yatarlar. (...) Bu terkiplerden en manalısı İmparator Augustus’un şerefine toprağa dikilmiş mermer bir kaside olan Roma Mabedi’nin kalıntılarıyla yanı başındaki Hacı Bayram-ı Veli Camii’nin beraber teşkil ettikleri zıtlar mecmuasıdır. Bitmiş veya tam diyebileceğimiz hiçbir eser bu toprağın macerasını bu kadar güzel hulasa edemez..”

Sağlıcakla kalınız..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder