Bu Blogda Ara

Yükleniyor...
http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

8 Şubat 2010 Pazartesi

ANKARA TARİHİ KENT MERKEZİ İÇİNDE SULUHAN (HASAN PAŞA HANI) ‘NIN YERİ ve KONUMU



Bu sayıda; Ulus Tarihsel Kent Merkezi’nin en önemli anıtsal yapılarından biri olan “Suluhan” ı ele alacağız. Bu yapının Ankara için olduğu kadar, benim için de anlamı büyük, çünkü sevgili Prof. Gönül Tankut hocamın yönettiği yüksek lisans tezimin konusu idi.. Bu yapıdan yola çıkarak tüm tarihsel kent merkezinin son 3-4 yüzyılda nasıl gelişim gösterdiğini yazmak için epey çaba harcadım. Tozlu arşivlerde epey zaman ve emek sonucu neyse ki tez bitti ve daha sonra kitap haline geldi.. Bu çalışmanın üstüne, Ulus’ta 100 hektarlık bir alanın planlamasına yönelik planlama ve projelendirme çalışmaları ve yarışmalar geldiği için anlamı var.. İlerde, “Eski Ankara”, “Ulus Tarihi Kent Merkezi” ve “Kaleiçi” ’nin korunmasına yönelik çalışmaları anlatan bir başka yazı hazırlamak da ilginç olacak sanırım..

Ankara geleneksel çarşılarının 102 odası ile en büyük programlı, iki avlulu tek Hanı günümüzde Suluhan olarak anılan yapıdır. Bunu o dönemin Karum’u, Migros’u, Armada’sı, Hilton’u olarak da nitelendirebilirsiniz.. Su ve ısıtma konforu olan, avlusunda Köşk Mescidi bulunan yapı, 1508-1511 yılları arasında II. Bayezid Devri emirlerinden Hasan Paşa tarafından inşa edilmiş olan “Hasan Paşa Hanı’dır. Hasan Paşa; Belkıs Mahallesi olarak bilinen Sümerbank arkasında Çifte Hamam (Hasan Paşa Hamamı), Kafirköyü Mahallesi’nde (Suluhan Çevresi) Tahtakale Hamamı (veya Keçeciler Hamamı), hamama bitişik ardiye, 4 dükkanı, Hasan Paşa Hanı ile birlikte vakfetmiştir. Bir Vakıf eseri olarak kente yüzyıllarca hizmet etmiş ve halen de etmektedir.




PLAN : SULUHAN RESTORASYON PROJESİ (Kaynak: Tunçer, M., 1985, Vakıflar Gn.Md. Arşivi)

Ankara geleneksel çarşıları 14.-15. Yüzyıllarda surlar dışına taşmış, kent ovaya doğru büyümeye ve yayılmaya başlamıştı.. Bu dönemde, Kalekapısı önünde Atpazarı, Koyunpazarı ve Samanpazarı adları ile Hanların ve camilerin belirlediği bir çarşı oluşmuştur. Bu kısma “Yukarı Yüz” denilmekteydi. 15. yüzyılda en büyük yapılar Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han bu kesimdeki zengin ticari yaşantının bir göstergesidir. Burada; Cuma camileri çevresinde her bir geleneksel zanaat erbabının bir sokakta toplandığı, üretim ve satış yaptığı, gelen kervanların bu kesimde konakladığı bilinmektedir.

Çıkrıkçılar yokuşu yoluyla kentin aşağı kesimine yani “Aşağı Yüz”e inen çarşı kesimi 16. Yüzyıl başında büyük bir gelişme göstermiştir. Bu, o dönemin beş yıldızlı lüks oteli olarak nitelendirilebilecek “Hasan Paşa Hanı” nın yapımı ile olmuştur. Bu yapı, “Taht-el Kal’a” (Kalealtı-Kaledibi) çarşısının gelecek iki yüzyıl boyunca gelişimini başlatan en önemli yapıdır. Kalekapısına kadar zahmetli Çıkrıkçılar yokuşunu çıkarak gelen kervanlar artık ulaşılması daha kolay bu kesimde konaklıyorlardı. Çıkrıkçılar Yokuşunun bu kesiminde Haseki Camii, Tahtakale Hanı vb yapılar ile görece daha modern bir merkez gelişimi oluşmuştu.

TAHTAKALE YANGINI ESNASINDA VE SONRASINDA (Fotoğraflar Serdar Serdaroğlu) 1892’de demiryolunun Ankara’ya bağlanması ile açılan İstasyon Caddesi, Taşhan’ın yapımı, Tahtakale Çarşısı’nın bu yönde gelişimi ile Karaoğlan Çarşısı oluşmuştur. Suluhan, bu dönemde de en büyük yapılardan biridir, ancak Taşhan’ın “Kaloriferli”, “ Banyolu” ve “Telefonlu” olması nedeniyle biraz köhne kalmış olmalıdır. Zaten Ulus Meydanı’nın gelişimi ve 1929 büyük Tahtakale yangını ile Suluhan ve yakın çevresi yok olma noktasına gelmiştir. Yangın öncesini, yazarların anlattıklarından, seyahatnamelerden ve bu dönemin kadastral haritalarından öğrenmek mümkündür.



HARİTA : 1929 TARİHLİ KADASTRAL HARİTADA SULUHAN VE ÇEVRESİ

Suluhan 1950’lere kadar harap halde yaşamını sürdürmüş ve sebze, meyve satış yeri, küçük bir Hal olarak kullanılmıştır. 1980’ lerde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen restorasyon, daha doğrusu rekonstrüksiyon (aslına uygun yeniden inşa) çalışması sonucunda eski görünümüne kavuşmuştur.

Ancak, günümüzdeki kullanımı, zücaciye, nalburiye, billuriye, baharatçı gibi geleneksel adlarla adlandırılan kullanımlar olmasına rağmen asıl işlevi olan konaklama işlevi verilerek Ankara’ nın önemli bir turizm merkezi haline getirilmesi gereklidir. Eğer konaklama işlevi verilemeyecekse, en azından Han’ın geleneksel yapısına uygun kuyumcu, halı/kilim vb geleneksel turistik ve hediyelik el sanatlarına uygun kullanım verilebilir..

5 yorum:

  1. Yangın, 1927 yılı ortalarında Suluhan civarında başlamış ve bütün çarşı bir gecede yanmıştır. Yangın gönümüzde Ankara Belediye Binası olan ve o zamanlar sebze hali olarak kullanılan yere kadar yayılmış ve ancak yangın bombaları atılarak durdurula bilmiştir. Top top kumaşların yandığı, zararın 2 milyon liradan fazla olduğu belirtilmektedir. Hasan paşa ve Tahtakale Hamamları ile Haseki Camisi de yangında hasar gördükleri için yıktırılmışlardır. Tahtakale Hanı ile adı belirlenemiyen iki han da yangında tahrip olmuştur. Tahtakale yangınında Sulu Han da kısmen tahrip olmuş ve ticari önemini yitirmiştir. Suluhan'ın karşısındaki bir sıra dükkan ile Uzun Çarşı'nın bir bölümü de yanmıştır. (Serdar Serdaroğlu)

    YanıtlaSil
  2. Haseki Camii - Ankara’da, Anafartalar Semti’nde, Anafartalar Mahallesi’nde, Tahtakale Sokak’ta, bugünkü sebze hali köşesinde bulunmakta idi. Tuğla minareli ve kiremit kaplı çatılı idi. Bitişiğinde; bir dersane ve sekiz hücreden oluşan, Abdülkerimzade diye meşhur Es-seyyid el-hac Mehmed Emin Efendi tarafından 1729 dan evvel yaptırılan “Eminiye Medresesi” vardı.Bu zamanla harap olmuş, yerine Toygarzade es-seyyid Mehmed Efendi tarafından 1816 da yeni bir medrese yapılmıştır. Caminin kuzeyinde de “Tahtakale (Kaledibi) Hamamı” vardı. Farsça kitabesine göre; Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa tarafından H.866 (1461) de inşa edilmişti. Hamam 1720 de Müderris Seyyid Abdülhadi tarafından Mustafa İbni Hızır Paşa’dan satın alındı. 1927 Tahtakale yangınında yandılar, harabe oldular. Bugünkü hal yapılırken harabeleri yıktırılıp kaldırıldı... Şu halde, tuğla minareli bir cami yıkıntısı olmalı.. Nette, Haseki Camii minaresi tuğla olarak görülmekte... Ayrıca kaidesi de pek yüksek görünüyor...(Sn. Gürkaynak Alpay'dan)

    YanıtlaSil
  3. Anafartalar Caddesi eski Adliye binasının arkasında bulunan cami, 1917 yangınında tamamen harap olur. Aslı Klemens Kilisesi diye bilinen Bizans devrine ait bir yapı, Turasan Bey'in yeğeni Hızır Yeğen Bey tarafından camiye çevrilir. Kilise olması sebebi ile yapı, çeşitli batılı araştırmacıların hakkında verdikleri bilgilere göre tanımlanmıştır. Üç bölümlü bir girişi müteakip dört kollu "kapalı haç planında", ortası kubbeli kagir bir yapı olup, binayı dışardan kuşatan duvarlar, bu karkas kuruluşu dıştan kapatır. Bu bina XIX. yüzyıldan önce harap olduğundan terk edilerek yanına yeni bir cami yapılmış, bu cami de 1917 yılında yanmıştır. Bazı eski resimlerden camiden ayrı minaresinin çinilerle süslü olduğu, kitabesi ile birlikte çinilerin Etnografya Müzesine götürüldüğü bilinmektedir. Adliye binasının temeli açılırken ele geçen Yeğen Bey Caminin Arapça kitabesi, halen Etnografya Müzesinde bulunmaktadır. Kitabenin Türkçesi:
    "Bu mübarek camiyi Mehmed Han oğlu Sultanların sultanı Sultan Murad'ın (gölgesi bütün alemlere memdud ve saltanatı daim olsun) devleti zamanında emirler ve büyüklerin övünme sebebi, Yegan diye meşhur Hacı Ahmed bin Hızır (günlerini hayrat, hasenat ve ihsanlar ile geçirsin) Allah'ın rızasını dilemek için 842 (1438-9) yılında yaptırmıştır. (S. Gürkaynak Alpay'dan)

    YanıtlaSil
  4. 1438 yılında Yeğen Bey tarafından camiye çevrildiği bilgisi Mamboury’e dayanıyor. Mamboury bu bilgi için kitabında (Ankara Guide Touristique-1933) kaynak belirtmemiş. Bu bilginin şu ana kadar başka bir kaynakta teyid edildiğini görmedim. 1899 yılında Klemens Kilisesi’nin bazı duvarlarının yıkık ve kubbesinin çökmüş olduğu biliniyor. Dolayısıyla camiye çevrilmiş olduğu bilgisi doğru olsa bile 1900’lü yıllarda kullanım dışı olduğu kesin. Buranın hemen karşısında bazı fotoğraflarda da yıkık minaresi ile görülen bir cami (ya da mescit) kilise-caminin kullanım dışı kalması üzerine yaptırılmış olabilir. 1917 yangınından sonra burası da tahrip olmuş ve 1925 yılından sonra yıkılmış.(Sn. Yavuz İşçen)

    YanıtlaSil
  5. dan bir alıntı "Yeğenbey Camii:
    Anafartalar Caddesi eski Adliye binasının arkasında bulunan cami, 1917 yangınında tamamen harap olur. Aslı Klemens Kilisesi diye bilinen Bizans devrine ait bir yapı, Turasan Bey'in yeğeni Hızır Yeğen Bey tarafından camiye çevrilir. Kilise olması sebebi ile yapı, çeşitli batılı araştırmacıların hakkında verdikleri bilgilere göre tanımlanmıştır. Üç bölümlü bir girişi müteakip dört kollu "kapalı haç planında", ortası kubbeli kagir bir yapı olup, binayı dışardan kuşatan duvarlar, bu karkas kuruluşu dıştan kapatır. Bu bina XIX. yüzyıldan önce harap olduğundan terk edilerek yanına yeni bir cami yapılmış, bu cami de 1917 yılında yanmıştır. Bazı eski resimlerden camiden ayrı minaresinin çinilerle süslü olduğu, kitabesi ile birlikte çinilerin Etnografya Müzesine götürüldüğü bilinmektedir. Adliye binasının temeli açılırken ele geçen Yeğen Bey Caminin Arapça kitabesi, halen Etnografya Müzesinde bulunmaktadır. Kitabenin Türkçesi:
    "Bu mübarek camiyi Mehmed Han oğlu Sultanların sultanı Sultan Murad'ın (gölgesi bütün alemlere memdud ve saltanatı daim olsun) devleti zamanında emirler ve büyüklerin övünme sebebi, Yegan diye meşhur Hacı Ahmed bin Hızır (günlerini hayrat, hasenat ve ihsanlar ile geçirsin) Allah'ın rızasını dilemek için 842 (1438-9) yılında yaptırmıştır." (Ankararehberi.com dan Gönül Genç)

    YanıtlaSil