Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

12 Şubat 2010 Cuma

“Şehremaneti”; Şehri Kime Emanet Etmeli ? (2)



Bu yazı geçen yerel seçimlerde (2004) yayınlanan birkaç yazımın gözden geçirilmesi ile oluştu. Dikkat ettim de pek fazla değişen bir şey yok o günden bu güne..


Yerel seçimlere az kaldı ve bizler geride bıraktığımız yıllarda bize cansiperane (!) hizmet veren büyük, küçük belediye başkanlarını ve yönetimlerini aratmayacak (!) yeni “Şehremini” ler (Belediye başkanları) seçeceğiz.
Ülkemizde Şehremaneti (Belediye) Teşkilatı 18. Yüzyıl ortalarından bu yana işlevini sürdürüyor. Şehremini de; “şehrin emanet edildiği kişi”, yani günümüzdeki Belediye Başkanı.
Belediyelerimizin, yani “Yerel Yönetim”lerin, 1930’dan bu yana çok az değişikliklerle gelen ve halen yürürlükte olan 1580 Sayılı Belediye Kanunu ile görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanmış..
3030 Sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimine Dair Kanun ile (1984), Metropoliten kentlerde oluşturulan Büyükşehir ve İlçe Belediyelerinin yaptıkları uygulamalar; yarı çağdaş, yarı demokratik genellikle de oligarşik yönetimler olarak tanımlanmakta ve varlıklarını sürdürmekteler.
Belediyelerimiz, az zamanda çok büyük işler başarıp, alt-üst geçit inşa süreçlerini neredeyse 60 güne indirdiler, belki de uzun vadeli toplu taşın sistemleri yerine, kısa zamanda gözle görülen işlerle başarılar elde ettiler. Eh, ama metromuz da yapılmaya başladı nihayet, bitenler, işlemeye başlayanlar da var..Ancak, hala Çayyolu, Keçiören ve Sincan metroları işlemeye başlamadı ancak temel altyapıları tamamlandı büyük ölçüde..

Bu arada havuzlarla bezendi kentimiz, ama yayalardan çok araçlara yönelik sanki.. Büyük parklar yapıldı, yeşil oranı az, yapı oranı fazla ama olsun...
Kızılay’da, bir çok meydan ve ana yolda yaz bozlarla yeni keşifler denendi, şehircilik, ulaşım, peyzaj ilkeleri dışında her şey yapılmaya çalışıldı. Gene de; planlama ve projelendirme geçmişi 1980’li yıllara uzanan, 90’li yıllarda uygulamalarına başlanan, bazı büyük projelerin de sürdürülerek tamamlanmış olması da umut veriyor.
Ama, artık herhalde, kapsamlı bir planlama geçmişi olan Ankara’mızın planlı, programlı ve uzun soluklu uygulamalara gereksinimi olduğu da gözle görülür bir gerçek..
Ankara’da, Büyükşehir Belediyesi ile 5 İlçe Belediyesi 1984 yılında oluştuğunda seçimle gelen Mehmet Altınsoy görev yapmaktaydı. Daha önce, “Atom Karınca” ünvanlı Süleyman Önder, 1980 ara döneminin atanmış Belediye başkanı olarak kısa bir süre görev yapmıştı.
1980 öncesi anarşik dönemde, biz ODTÜ’de Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde okurken Ali Dinçer, daha öncesinde de Vedat Dalokay gibi Başkanlar kısıtlı ekonomik kaynaklar, bürokrasi ve teknik yetersizliklerle boğuştular.
1970’lerin Mehmet Barlas’ını da unutmamak gerekli. 1980 sonrası, özellikle 3030 sonrasında Belediyelere hem imar planı hazırlama ve onama yetkisi verildi, hem de genel bütçeden pay ayrıldı. Emlak, temizlik vergisi gibi parasal kaynaklar da Belediyelere aktarıldı. Ayrıca, uluslararası kredi mekanizmaları da Belediyelere önemli destek verdiler... Hatta enflasyonun azmasına bir neden de bu oldu!..
Böylece, Mehmet Altınsoy (1982-86), Murat Karayalçın (1986-91) ve Melih Gökçek (1992-devam ediyor) doğalgaz, metro, Ankaray, içme suyu, kanalizasyon sistemleri, alt-üst geçitler vb çok masraflı ama hayati projeleri başlattılar, sürdürdüler ve kısmen de sonuçlandırabildiler.
Benden Ankara Belediye Başkanlarının kente kazandırdıkları (ya da kaybettirdikleri) konusunda bir değerlendirme yapmam istendiğinde bunun çok zor olduğunu düşündüm.. Kişilere yönelik değil de genel bir değerlendirme yapmaya karar verdim.
İmara ilişkin yetkilerin Belediyelerde bulunmadığı, bugünkü gibi parasal ve teknik kaynaklara sahip olmayan 1980 öncesi Ankara Belediyelerinin, özellikle Barlas, Dalokay ve Dinçer zamanında, günümüzde sonuçlarını gördüğümüz bazı çalışmaları başlattıkları ve kısmen de hayata geçirdiklerini söylemek mümkün :
Bunlardan bazıları ;
• 1990 Metropoliten Alan Nazım Plan çalışmaları,
• Raylı Toplu Taşın sistemlerine ilişkin birimlerin kurulması ve projelendirmelerin yapılması,
• Batı koridorunda (İstanbul yolu) Batıkent, Eryaman yeni yerleşim alanlarının kamulaştırılması ve planlanması, Kent-Koop’un kurulması, Ostim’in geliştirilmesi,
• Çeşitli ulaşım, katlı kavşak, meydan ve altyapı projeleri, kent içi trafiğin rahatlatılması,
• Kızılayda yaya bölgeleri oluşturulması,
• Kentsel ölçekte yeşil alan sistemlerinin planlanması,

Bu çalışmaları sürdürmek, planlama ve projelendirmeleri tamamlayarak, finansman kaynaklarını bulmak ve uygulamaya geçmek için son 20 yıldır çalışmalar yapılıyor. Bu arada, benim de Belediyede çalıştığım dönemlerde (Altınsoy/Karayalçın) Ankaray, Metro, Ulus Projesi (Hacıbayram ve Kaleiçi), Altınpark, Dikmen Vadisi gibi projelere başlanmış, AŞTİ, çevre yolları, katlı kavşaklardan bazıları (Keçiören, Meclis vb) inşa edilmişti.
Bu dönem İlçe Belediyelerinin de kuruluş ve ilk planlama deneyimi yıllarıdır. Bu nedenle Türk Belediyeciliğinin önemli yılları olarak araştırılmalıdır diye düşünüyorum...
Ayrıca, bu dönemde doğal gazın gelişi ile hava kirliliğinden büyük oranda kurtulduk..
1986 sonrasında Karayalçın ve 92 sonrasında Gökçek’in Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemlerinde bu kısıtlı yazıya sığdıramayacağım kadar çok sayıda planlama ve projelendirme yapıldı. Bunlardan en önemlileri; Ankaray, Batıkent Metrosu, köprülü kavşaklar (Mamak köprüsü dahil), Dikmen Vadisi, Portakal Çiçeği Vadisi, yaya bölgeleri projeleri (Ulus ve Kızılay’da), Hacıbayram Projesi hazırlandı ve kısmen uygulandı. Bu arada istenmeyen ama pek de önemsenmeyen gelişmeler de oldu, Gölbaşı çevresi yapılaşmaya açıldı, kaçak kömür kullanımı ile son yıllarda yeniden havamız bozuldu, olur olmaz yerlere kavşakların yapımı özellikle araç sahiplerine eziyet çektirdi.
Havuzlar, çirkin kent mobilyaları, sürekli yenilenen kaldırımlar, arabesk mimari uygulamalar, çağdışı amblem tartışmaları ile en önemlisi son yıllarda Nazım Plan düşüncesinden iyice uzaklaşıldı. Kent, Batı Koridoru fikrinden saparak çevre yollarına kadar yağ lekesi gibi akılalmaz bir büyüklükte gelişti. Islah ediyoruz diye tüm yeşil alanlarını yok ederek gecekondu bölgeleri taşlaştırıldı vb..
Son 15-20 yılda yapılanlarla, kentin doğal ve tarihsel/kültürel çevresinde de geri dönüşü olanaksız tahribatlar oluştu. Ancak, yeşil kuşak oluşturulması, kent içi ağaçlandırma konularında başarılı çalışmalar yapıldı..
Eski Ankara’nın korunması konusunda bir iki projeden öteye geçilemedi, hatta şimdilerde yıkım tehlikesi de var..Dikmen Vadisi taşlaştı ama kente kazandırıldı, şimdi aynı tehlike İmrahor Vadisinde..


Ankara’yı daha çağdaş bir Başkent yapacak “Şehremini” ler seçmeliyiz..


Belediyelere yetki verilmesi, parasal kaynak aktarılması iyi de bunun planlı, kent politikalarına önem veren bir tarzda yapılması gerekli.. Ayrıca, Belediye Başkanlarına verilen yetkiler ve bunları kullanım şekli de ayrı bir tartışma konusu.. Denetim, makro planlama, kentsel/çevresel öncelikler, akılcılık belediye yönetimlerine hakim olması gerekli en önemli konular bence..
Küreselleşen, küçülen dünyada gerçek yerimizi almamızı sağlayacak senaryolara, stratejilere, kent politikalarına ve planlamalara gereksinimi var, Başkent Ankara’nın.
Hem de bunlar, her Belediye’nin kendi başına altından kalkabileceği işler değil, bir araya gelinip, ortaklaşa politikalar üreterek ve uygulamaları el birliği ile yaparak gerçekleşebilecek hizmetler..
Örneğin; “Yeşil Politika” geliştirilmesi gerekli; tüm plan ve projelerin, kentin doğal ve kültürel/tarihsel çevre değerlerinin korunması ve geliştirilmesine yönelik olarak yeniden ele alınması gerekli..
Yeşil politika dediğim, çevresel kaliteyi arttırmaya yönelik uygulamalar.. Örneğin, ulaşımda toplu taşın sistemlerinin geliştirilmesi, dolmuşların/otobüslerin azaltılması, yaya bölgeleri oluşturulması, “ekolojik kent merkezi ve yerleşim dokularının” planlanması, çevre duyarlı olarak tüm vadiler, akarsu havzalarının ele alınması, Ulus Tarihsel Kent Merkezi, Ankara Kalesi ve çevresi başta olmak üzere, kültür ve doğa varlıklarımızın korunması ve geliştirilmesine yönelik çağdaş politikalar..

Yaşam çevrelerimizin, imarlı imarsız, gecekondu, ayrımı yapılmaksızın teknik, sosyal donatı ve yeşil alan eksikliklerinin giderilmesine yönelik politikalar, planlamalar, uygulamalar..
Hava kirliliğini azaltacak, su ve toprak kirliliklerini azaltacak, gürültü ve görüntü kirliliklerini azaltacak politikalar; “Yeşil/Çevre Politikaları” dır.
Sosyal ve kültürel ağırlıklı, toplumsal, kentliye yönelik hizmetlerini en üst düzeye çıkaracak, kentli ile barışık, sivil toplum örgütleri ile barışık, birlikte çalışabilen Belediyelerimiz olmalı, diye düşünüyorum. Sokaklarımızda, kaldırımlarımızda rahat yürünmeli, sürekli kaldırım yapmayan, büfeleri ve durakları sürekli değiştirmeyen, çöpleri doğru dürüst toplanan, gürültüsü az, sorunları az, yaşanabilir bir kent için çalışmalı “Yeşil Belediyeler” ..
Daha aydınlık, daha güvenli, daha az kurşunlu ekzos solunan, daha çok aktif yeşili olan, daha çok kültürel ve sportif alanları olan, daha az arsa vurgunculuğu (spekülasyonu) olan, sürekli yıkılıp çok katlı olarak yenilenmeyen bir Başkent için çalışmalı, Belediyelerimiz.
Ve de, biz de onlara daha çok yardımcı olmak ve de daha iyi bir kentli, daha iyi bir Ankaralı olmak için çaba göstermeliyiz..
Söylemesi kolay olsa da, yapılması zor olsa da; açık, şeffaf, demokratik, özerk ve çağdaş bir belediye oluşturabilecek bir belediye yönetimi ve belediye başkanları seçmeliyiz Ankara’mıza..
Tabi bu köşenin kısıtlı olanakları içinde tüm bunları sizlere aktarmam de olanaksız..

Sağlıcakla kalınız..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder