Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

9 Mart 2010 Salı

JANSEN'DEN BUGÜNE TARİHSEL ÇEVRE KORUMA SÜRECİ VE POLİTİKALARI



ANKARAM PLATFORMU ULUS GİRİŞİMİ
ULUS PANELİ

AÇILIŞ VE SUNUMLAR
17 Mayıs 2005

JANSEN’DEN BUGÜNE
TARİHSEL ÇEVRE KORUMA SÜRECİ ve POLİTİKALARI (Konuşma metni band çözümü)

Doç.Dr. Mehmet TUNÇER

“……Ve ULUS, BİR ULUS’UN SİMGESİ”

“ Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Asırlar içinde uğradığı istilalar, üst üste yangınlar ve yağmalar, şehirde geçmiş zamanların pek az eserini bırakmıştır. Acayip bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir. Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır... “

TANPINAR, A. H. , “Beş Şehir”, 1946.

MEHMET TUNÇER- Teşekkür ederim, öncelikle günaydın.
Gecikme için de özür diliyoruz. Ben aslında gecikmeden sorumlu değilim, ama hızlı gitmeye çalışacağım.
Emre hocam çok özet bunları anlattı, tarihçeye hiç girmemeye çalışacağım.
Ankara’da tarihsel çevre korunmasına yönelik çalışmaların temeli aslında 1930’lara gider, Jansen Planıyla ilk korumaya ilişkin fikirler ortaya çıkmıştır ki, 1930’larda bu çok erken bir dönemdir. Hakikaten daha uluslararası düzeyde koruma çalışmaları başlamamıştır. 1970’lerden sonra Avrupa’da bunun öne çıktığını görüyoruz. Jansen 1930’larda bu fikri öne sürmüştür ve aslında takdire değer bir yaklaşımdır. Jansen Ankara planlamasına başladığı zaman 60 yaşlarındadır ve bahçe kent fikrinin savunucularındandır, Ankara’yı da bir bahçe kent olarak planlamıştır.
Jansen diyor ki “Yeni şehircilikte yeni şehir kısımlarının korunmasını, eski kısmın yayılışından tamamen ayırmak lazımdır, hatta nazari olarak eski şehir hattı üzerine hattı zatında bir cam levhası kapamalıdır. Bu suretle kolaylıkla bütün gidişat takip edilerek, kenti fenalıklardan korumak kabil olur. Eski şehre mümkün olduğu kadar fazla el sürmemek gerekir” 1932’de bunu söylemiş.
Atatürk Bulvarı’nın açılışından Emre hocam bahsetti. Bu eski Ankara’nın eski üçüncü sur duvarlarının üzerinden geçen bir bulvardır ve Ulus’un gelişimiyle, yani eski adıyla Karaoğlan Çarşısı’nın gelişimiyle, burada yeni bir merkez olayı zaten vardı ve bu daha da gelişmiştir. Bankaların da yapımıyla, Ulus bir ticari ve idari merkez haline gelmiştir.
Jansen 1928 uluslararası yarışmasıyla birinciliği kazandıktan sonra, alınan en önemli kararlardan biri, eski şehrin korunması ve yeni şehrin planlanmasıdır. Yeni şehir, biliyorsunuz Cumhuriyet fikrinin ve uluslararası düzeyde Atatürk’ün yeni bir başkent oluşturma olgusunun en önemli göstergelerinden biridir.
Eski şehir kendi kaderine terk edilmiş, yenileme, işlev değiştirme, kullanım yoğunluğu artırma, onarmadan kullanma gibi süreçlerle, ne yazık ki 1980’lere kadar ihmal edilerek gelmiştir. Birçok yeri de, protokol alanı dışındaki alanlar da yenilenmiştir. Kentsel yenileme çalışmaları, yeni yol açılması uygulamaları olmuştur. Talatpaşa Bulvarı gibi, Ulucanlar Caddesi gibi, eski dokuyu yok eden uygulamalar olmuştur. Fakat bunun yanı sıra, korumaya ilişkin çabalar pek görülmemektedir. Yani ben çok aradım, eski dosyalarda imar müdürlüğü dosyalarında hani “bir eski evin onarımına ilişkin bir şey bulur muyum?” diye. Sadece bireysel, vatandaşların kendi yaptığı uygulamalar ya da birtakım milletvekillerinin İstanbul’dan gelen kişilerin Kale ve çevresinde, Hacıbayram çevresinde alıp, onardığı yapılardan söz ediliyor.
Yeni şehir kararının alınması geleneksel dokuyu bir açıdan koruyucu bir karardır, ama başka bir açıdan da, onun tahrip edilmesine olanak sağlamıştır. Evet, Jansen’in sözleri aslında tabii, o dönemki korumacı politikaları, sadece Jansen tarafından belki de savunulan düşünceleri gösteriyor. Diyor ki, “bu sebepten tarihi şehirler önünde hayran kalmaktayız”, yani şehrin görünümüne çok önem veriyor ve kale çevresinde de meydanlar oluşturarak, kalenin her taraftan algılanması fikrini savunuyor.
Bunlardan biri Samanpazarı Meydanı, kendi çizdiği çizimler var. Diyor ki, “yeni kısmın imarının gelişiminden sonra, eski şehre münasip bir şekilde bakmak gerekir” Tabii, biz 1980’lere kadar buna pek imkân ve olanak bulmamışız herhalde. “Mühim nokta, eski şehrin karakterinin korunmasıdır” diyor . Cumhuriyet döneminde eklenen önemli yapılar, Ankara Palas, İstasyon Caddesi çok önemli.

Kaleyi çok önemli bir taç olarak görüyor ve Kalenin hemen altında da yeni gelişmeler öngörüyor. Tabii, o dönemde çıkarılan 583 sayılı Yasa var, yangın bölgelerinin ihyası ve yeniden gişimine ilişkin Kalenin altındaki, bugün Konya Sokağa kadar, Ulucanlar’a kadar gelişen kesim, bu çalışma sonucu, bu planlama sonucu oluşmuştur. Kalenin alt kısımlarının geliştirilmesi gereğinden söz ediyor . Jansen protokol alanı ve koruma alanı Hacıbayram çevresinden geçiyor, Kaleyi ve hanlar bölgesinin bir kısmını içeri alıyor; yani bugünkü Hal’in güney tarafları, Denizciler Caddesi’nin alt tarafları, Yahudi Mahallesi bu protokol sahasının dışında. Dolayısıyla, burada gelişme ve bir yenileme süreci söz konusu.
Merkezi yönetim politikalarının aslında daha çok koruma ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Özellikle Atatürk’ün direktifleriyle, Ankara’da Bedesten ve Kurşunlu Han’ın onarılması ve Anadolu Medeniyetleri Müzesine dönüştürülmesi, 1938’lerde İsmet İnönü’nün yayınladığı tamimle eski eserlerin onarılması ve yıkımının önüne geçilmesi söz konusu.
Jansen Planı’nda görüldüğü gibi, çeşitli meydanlardan Kalenin algılanması ve Kale altındaki dokunun kentin yeni merkezi olarak planlandığını görüyoruz. Jansen’in yaklaşımı, daha önce bilinen plan ilkelerinin Ankara Planına yansıması ve Ankara Planına özgü ilkeler. Eski dokunun sanatsal değerlerinin dikkate alınması, eski ve yeni kentin birbirinden ayrılıp, birincil bir bağlantıyla bütünleştirilerek, dengenin sağlanması, tarihsel çevrenin yeni gelişmeyi simgesel bir güçle yönlendirmesi.



Hermann Jansen’in Ankara İmar Planı (1932)

Sonuçlar, Jansen eski Ankara’yı korumak istemekte, bunun için yeni şehri eskisinden uzakta kurmak gerektiğini söylemektedir. Eski şehrin çekim gücü olduğunu öne sürmüş, eskiyle yeniyi yan yana koyarak geleneksel dokunun korunmasını güçleştirecek kararlar da vermiştir.
Belediye ise, eski Ankara’yı korumak istememekte, amaç koruma değil, kısıtlı ve parça parça imardır ki, 1980’lere, 1990’lara gelindiğinde bunu görüyoruz. Jansen’in geleneksel dokuya gösterdiği duyarlılık, bir tarihi çevre koruma endişesinden değil, daha çok geleneksel dokuda uygulanabilir gerçekçi bir imar yaklaşımı getirebilmek kaygısından ileri gelmiştir; bu bir yorum tabii.
Eski Şehir Talimatnamesi, protokol sahası içinde uygulanmış ve daha sonra 1980’lere kadar bu alan, koruma geliştirme çalışmaları bir yana, imarı engelleyici, bozulmaya bırakılmış bir doku haline dönüşmüştür. Görüldüğü gibi, Jansen’in protokol alanı, günümüze kadar olan koruma olayında çok önemlidir. Hacıbayram çevresini içeren - Hacıbayram biliyorsunuz bir höyüktü ve binlerce yıl geriye giden altında yerleşimler var-. Hacıbayram Camii ve çevresini içeren, Bentderesi’ni içeren ve Kaleyi bedesten geçerek, hanlar bölgesini de içine alan Samanpazarı, Atpazarı, Koyunpazarı’nı içeri alan bir protokol alanı sınırı çizmiştir. Onun batı kesimi, iki katlı bahçeli, avlulu yapılar şeklinde planlanmıştır.



Jansen Planı’nda Eski Şehir ve Protokol Alanı


Bu konuşma 17 Mayıs 2005 Tarihinde düzenlenen “ULUS PANELİ”'nde yapılmıştır.

Bu makalenin devamı için bkz:

http://www.gazikitabevi.com.tr/urun/dunden-bugune-kulturel-miras-ve-koruma



Sayfa Sayısı:430
Basım Yılı:2017
Yazar: Mehmet Tunçer
Yayınevi: Gazi Kitabevi
ISBN: 9786053445227

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder