Bu Blogda Ara

http://ankaratarihi.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

21 Nisan 2014 Pazartesi

ANKARA’DA 90 YILDA YOK OLAN DOĞAL VE TARİHSEL / KÜLTÜREL ÇEVRE: SORUNLAR-ÇÖZÜMLER

ANKARA’DA 90 YILDA YOK OLAN DOĞAL VE TARİHSEL / KÜLTÜREL ÇEVRE: SORUNLAR-ÇÖZÜMLER

Prof. Dr. Mehmet Tunçer Ankara Üniversitesi, Sosyal Çevre ABD Öğretim Görevlisi, Gazi üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Görevlisi

Anahtar Kelimeler: Ankara, Doğal, Tarihsel, Kültürel, Bağlar, Akarsular, Dereler, Planlama, Koruma. Keywords: Ankara, Natural, Historical, Cultural, Vineyards, Streams, Planning, Conservation.

ÖZET: Bu bildirinin amacı; Ankara’nın Cumhuriyet Başkent’i oluşundan bu yana geçen 90 yıl içinde kaybettiği doğal ve tarihsel/kültürel değerleri (mirası) özetle vermek ve yok oluşun önüne geçebilmek amacı ile çevresel ve kentsel politikalar önermektir.

SUMMARY: The aim of this paper, since it became the Republican Capital of Turkey, Ankara, give a short description of lost in the last 90 years of natural and historical / cultural values (heritage). To develop policies in order to avoid extinction of the environmental and urban heritages.

Bu Bildiri; Ankara Üniversitesi, Ankara Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ANKAMER) tarafından düzenlenen “Başkent Oluşunun 90. Yılında Ankara: 1923- 2013” konulu Sempozyum’da sunulmuştur. 
7-8 Ekim 2013, DTCF.


GİRİŞ
 Ankara; vadilerini, bağlarını, derelerini ve çaylarını ve tarihsel çevresinin büyük bir kısmını Cumhuriyet Başkenti olduğundan bu yana geçen 90 yıl içinde kaybetmiştir. Ankara akarsuları, dereleri, çayları; Kavaklıdere, Hoşdere, Dikmen Deresi, Bentderesi, İncesu Deresi, Bülbülderesi, Bademlik Deresi, Kıbrısköyü Deresi, Hacı Kadın Deresi ve diğerleri çevre duyarsızlığı içinde çarpık ve plansız kentleşmeye nedeni ile önce kirletilmiş, daha sonra üstleri kapatılarak birer kanalizasyon toplama ağına dönüştürülmüştür.
 Günümüzde de Atatürk’ün mirası olan Atatürk Orman Çiftliği çeşitli amaçlarla tahrip edilmeye devam ediliyor. Şehrin en önemli ekolojik koruma alanlarından olan İmrahor Vadisi, Eymir ve Mogan Gölleri Su Havzası, Çubuk Çayı Havzası, Ankara Çayı ve Batıda İstanbul Yolu üzerinde Kazan’a kadar olan verimli tarım toprakları, Kayak Merkezi Elmadağ çevresi tehdit altındadır. Eski Ankara olan Ulus Tarihi Kent Merkezi ve Kaleiçi, 1985-92 arasında yapılan Koruma – Islah Amaçlı Planlarına ve bunun iptal edilmesi sonucundaki parçacı onarım uygulamalarına rağmen merkezi iş alanlarının artan baskısı sürüyor. Keçiören, Etlik ve Dikmen bağları, vadi ve tepeleri ile önce gecekondu işgaline uğramış, vadi tabanlarına kadar yağmalanmasına göz yumulmuş, daha sonra da 1983 sonrasında yapılan “Islah” imar planları ile çok katlı yapılaşmaya açılmıştır. Böylece yerleşilmesi sakıncalı olan vadilerin içlerine kadar inen çok katlı yapılaşma, müteahhit yap sat düzeni ile zaten azalmış olan yeşil dokunun tamamını silip süpürerek yoğunlaşmış, bir beton yığınına döndürmeye başlamıştır.

 I. YOKEDİLEN BAĞLAR ve BAĞ KÜLTÜRÜ

Bağ evleri Angora’da (Ankara) 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında, yaz başlayınca gidilen ve güz başına kadar kalınan bir yaşam kültürü alanıdır. Angora ve çevresinde bağcılık milattan öncesine dayanmaktadır. Hititler döneminde ama özellikle İsa’dan önce 8. yüzyıllarda Frig’lerde çeşit açısından çok zengin ve bakımlı bağların bulunduğu bilinmektedir. Evliya Çelebi Angora bağları için “Mamur, abadan, üzümü çok olduğundan adına Engûrü adını vermişlerdir.” demektedir.









 Şekil 1-2 : KEÇİÖREN’DE YANGIN SONUCU TAMAMEN YOK OLMUŞ MUSTAFA AYGÜN BAĞ EVİ ESKİ FOTOĞRAFLARINDAN YENİDEN İNŞA EDİLMİŞTİR
(Kaynak: http://www.asirproje.com.tr/bag-evi.htm)

 “Engûrü” Farsçada üzüm anlamına gelmektedir. Kışın Eski Ankara’da, Tahtakale, Kaleiçi ve çevresini aşmayan sınırlar içinde oturulur, bahar geldiğinde, nisan sonu mayıs ayı başında bağ evlerine göç edilir, ekim ayının sonuna kadar buralarda kalınırdı. Şeref Erdoğdu’ya göre Angora’da 32 bağ ve bahçe semti bilinmektedir .

Keçiören’de Çoraklık, Kızlarpınarı, Mecidiye, Hacıkadın Deresi, Karabağ, Solfasıl Çın Çın, Karaca Kaya (şimdi sitelerde bir cadde), Samanlık, Abidinpaşa, Kınalı Köşk, Frenközü (şimdiki Türközü), Lakavuz, Büyük Dedeman Otel’inin çevresi, Seyran Bağları, Dikmen Bağları, Çankaya, Yukarı Öveç, Aşağı Öveç, Keklik, Çatlaklı, Söğütözü, Pamuklar Çiftliği, Etlik Bağları, İğdelidere ve Ayvalı bağları .

 Ankara’da bağa göçme geleneği 1950’li yılların sonlarına kadar sürmüştür. Hızlı nüfus artışı ve artan konut talebiyle birlikte düşük yoğunluklu büyük açık alanların bulunduğu bu bağlar yeni gelişme alanlarına açılmıştır. Öncelikle Keçiören, Etlik ve Dikmen Bağları, vadi ve tepeleri ile önce gecekondu işgaline uğramış, vadi tabanlarına kadar yağmalanmasına göz yumulmuş, daha sonra da 1983 sonrasında hazırlanan “Islah” imar planları ile çok katlı yapılaşmaya açılmıştır.

Böylece yerleşilmesi sakıncalı olan vadi içlerine kadar inen çok katlı yapılaşma, müteahhit yap sat düzeni ile zaten azalmış olan yeşil dokunun tamamını silip süpürerek yoğunlaşmış, bir beton yığınına döndürmeye başlamıştır. Bağlar, zaten bağa göçme adetinin unutulduğu hızlı çağdaş (!) yaşam içerisinde, kentin gelişme alanı yokmuşçasına önce gecekondularla sarılmış, daha sonra da 1980 sonrasının icadı İlçe Belediyeleri tarafından “Islah” edilmiştir.!

Sadece Keçiören’deki ıslahın boyutlarını görmek hepinizi hayrete düşürecektir. Hemen her yer 5-8 katlı olarak, kotlardan 3-4 kat kazanılarak, hiçbir açık ve yeşil alan, kamusal kullanım alanı (yeşil, spor, çocuk bahçesi vb) bırakılmadan aşırı yoğunlaşmış ve böylece “Islah” edilmiştir!

 Ayakta kalan son bağ evleri, 19. ve 20. yüzyıl başı Ankara’sının hem fiziksel hem sosyal niteliklerinin açıklanmasına yardımcı olan, o dönemin yaşam kültürünün ayrılmaz bir parçası “bağ evinde yaşam” geleneğini yansıtan önemli tanıklardır. Doğal olarak eskiden çiçek seralarının, sebze bahçelerinin bulunduğu “Çubuk Çayı Vadisi” de “Islah” edilerek, bu kesim dev bir hipermarket, Belediye binaları ve 21. Yüzyıl başlarında Türk mimarisinin ulaştığı düzeyi gösteren ve İspanya ile boy ölçüşen, “Gaudivari” arabesk mimarisi ile inşa edilmiş apartmanlarla çevrelendi.. Dikmen ve Etlik Bağları, vadileri ve dereleri de Keçiören benzeri vahşice “Islah” edilmiştir.

 II. YOKEDİLEN AKARSULAR ve SU KIYISI KÜLTÜRÜ

 “Çubuk deresi cereyanı ile şehir civarının şimal hududunu çizmektedir. Ankaranın en büyük ve bol sulu deresini teşkil ederek son zamanlarda yukarı kısımlarında sona ermiş olan baraj vasıtası ile merkezi hükümetin susuzluk ve kuraklığına karşı bir garanti teşkil ve şehrin içme suyunu da temin etmektedir. Barajın ayağında orman çiftliğinde olduğu gibi, bir yaz yüzme havuzu, kahvesi, spor sahaları inşası Nafıa Bakanlığı tarafından tasavvur edilmektedir. Bu suretle şimdi bile çok sevilen bir gezinti hedefi daha büsbütün inkişaf edecektir. Şehir ve civarı planında şehirden baraja kadar kesik ve mütenevvi bir gezinti yolu temini için uğraşılmıştır...”
Prof. Hermann Jansen, Ankara İmar Planı Raporu, 1937, S.31.

Ankara, Orta Anadolu bölgesinde, morfolojik bakımdan yerleşmeye uygun doğal bir eşik kuşağında bulunmaktadır. Kent, doğu-batı yönünde uzanan Engürü Ovasının doğu yamaçlarında kurulmuş olup, kuzeyde Karyağdı dağları (1200-1500 m), güneyde Meşe ve Hacı dağları, güneydoğuda ise Elmadağ (1800 m) ile sınırlanmaktadır. Ankara’nın yakın doğal bölgesi batıya doğru Engürü Ovası ve Sincan’ın batısındaki kuzey-güney doğrultusunda uzanan Mürted Ovası ile birleşmektedir. Ankara Çanağı’na dışarıdan giren başlıca akarsular, kuzeydoğudan gelen Çubuk çayı, doğudan gelen Hatip Çayı ve güneydoğudan şehre yaklaşan İncesu Deresi’dir. Hatip Çayı Ankara Kalesi eteklerinden geçerken üzerinde kurulmuş bulunan Roma Dönemi Su Bendi’nden dolayı “Bend Deresi” adını alır.

 Bu üç dere Eski Ankara’nın batı düzlüklerinde birleşir. Günümüzde tümüyle yerleşim alanı olan “Ankara Ovası”’nda önce Bend Deresi ile İncesu Deresi birleşir. Bu iki derenin oluşturduğu akarsu kısa bir mesafe sonra, Akköprü mansabında Çubuk Çayı’na katılır. Üç derenin birleşmesiyle oluşan akarsu “Ankara Çayı” adını alır . Ankara Çanağı’nı batı yönünde terk eden Ankara Çayı Sincan’ı geçtiğinde, Yenikent (eski Zir Kasabası) güneyinde Kızılcahamam yönünden gelen Ova Çayı’nı bünyesine katar. Ankara Çayı Ankara’dan yaklaşık 130 Km. uzaklıkta Yazhöyük mevkiinde Sakarya Nehri’ne kavuşur.

 Hatip çayı, yüzyıllarca Ankara Kalesi ile Hıdırlık Tepesi arasındaki vadiden kıvrılarak Dışkapı'dan ovaya açılmıştır. Yağmurun bol olduğu mevsimlerde bendine sığmayan Hatip Çayı çevresine zarar verse de, şehrin sayılı yeşil alanlarından ve ağaçlıklı semtlerinden biri olması nedeniyle burası geçen yüzyıl mesire yeri olarak kullanılmaktaydı. Ayrıca eski Roma bendinin yeniden kazanımı düşünülerek Hatip Çayı üzerine beton takviyeli mini bir baraj planlanarak yapılmıştır. Daha sonra bu baraj kaldırılmış, Hatip Çayı'nın üzeri tümden kapatılarak, Dışkapı'yı Cebeci'ye bağlayan günümüzdeki yol yapılmıştır.

 DSİ Akarsu Taşkın Yıllıklarına Hatip Çayı, 1955-1988 yılları arasında üç kez zararlı taşkınlara neden olmuştur. (18-21 haziran 1961 (3 Ölü), 12-13 Mart 1968 ve 12 haziran 1988 (13 ölü), Ayrıca 11 eylül 1957 tarihindeki taşkın 130 kişinin ölümüne sebebiyet vermiştir. Bend aracılığı ile debisi düşürülen suyun bend üzerindeki kemerli tek açıklıkla kontrollü bir şekilde salımı sağlanıyor ve böylece suyun sel etkisi ortadan kaldırılarak dere yatağında zararsız bir şekilde akması sağlanıyordu.

 Ankara, topoğrafik açıdan, Hisar'dan (980 m.) bugünkü Demiryolu İstasyonuna (Gar’a) doğru giderek alçalan eğimli bir alan üzerinde yer almıştır. Eski Ankara, alçak dağlarla çevrili bir ovanın ortasında yükselen bir tepenin üst düzlüğünü ve yamaçlarını kapsar. Şehir antik dönemlerde Hisar Tepesi üzerine kurulmuştu.. Çevre dağlar kuzey, güney ve doğuda yer yer vadilerle bölünmüştür. Bu topografik yapı, Ankara çanağına dışarıdan giren nisbeten büyük akarsularla çevre yükseltilerden kaynaklanan küçük dereleri önce çanak tabanının ortalarına, sonra batı istikametine yöneltir. Günümüzden 70-80 yıl öncesine kadar, Ankara’yı çevreleyen kırsal alanda, doğal mecralarında akan irili ufaklı çok sayıda akarsu bulunmaktaydı.


 Şekil 3 : 1839 TARİHLİ HARİTADA AKARSULAR VE BATAKLIKLARLA ÇEVRİLİ ANGORA

 Hatip Çayı, Çubuk Çayı ve İncesu beş yüzyıldan fazla bir süredir bu günkü adlarıyla anılmışlardır. Yüzyıllarca bu akarsulardan çevresindeki bahçelerin, bostanların sulanmasında yararlanılmış, bazı kesimleri ise dinlenme ve mesire olarak kullanılmıştır. 16. ve 17. yüzyıllarda Hatip Çayının (Bendderesi) Ankara’nın en önemli ekonomik ürünleri Sof üretiminde (Tiftik) kullanıldığı, bu nedenle suyun temizliğinin önem taşıdığı bilinmektedir. "SOF" üretimi, iklim özelliklerinin Angora keçisi üzerindeki olumlu etkileri, dolayısıyla tiftiğinin yüksek kalitesi gibi etmenlerle şehri belirleyen başlıca üretimlerden biri olarak yüzyıllarca devam etmiştir.

 Ayrıca önemli ekonomik ürünlerden biri olan dericiliğin tabaklama işlemleri de gene Bendderesi kenarında gerçekleştiği ve buradaki dabakhanelerin 19.yy sonlarında bu kesimde kirliliğe neden olduğu bilinmektedir. Her üç dere üzerinde, en çok da Bendderesi üzerinde su değirmenleri kurulmuş, hububat öğütülmüştür. İncesu’nun yukarı bölümlerinde, Mühye Köyü ve İmrahor’da toprağın uygun niteliklerinden yararlanmak amacı ile burada tuğla fabrikaları kurulmuştur. Bendderesi kıyılarında 1920’li yıllara kadar varlığını sürdüren tabakhaneler ve su değirmenleri yok edilmiş, 1930’lu yılların başında önce yapılan değişiklik ve eklentilerle orijinalliğini kaybeden, sonra da tümüyle yıkılan Roma Bendi’nden günümüze hiçbir iz kalmamıştır.

Roma bendinden ilk kez 1555 yılı mart ayında Ankara’ya gelen Hans Dernscaham bahsetmektedir: “..iki dağın arasından oldukça büyük bir dere sert ve hızlı akıyor. Bu derenin üzerinde ve her iki dağın eteğinde birinden diğerine geçebilmek için iri kare taşlardan yüksekçe çok sağlam yapılmış müstahkem bir derbent (geçit) var. Bu geçidin üzerinde üç kule bulunmakta. En alttaki kulenin altında şimdi dere akıyor.”

 20. Yüzyıl başlarında Ankara’da araştırma yapan G. De Jerphanion ve E. Mamboury Bent hakkında ilk ayrıntılı bilgileri vermektedir. Her iki araştırmacı da bendin hem kentin su ihtiyacını karşılamak, hem de tarım arazisini sulamak amacıyla inşa edilmiş olduğunu belirtir. Gerekli durumlarda Kalenin su ihtiyacını karşılamak için bendin inşa edildiğini, bunun için Kaleden özel bir gizli yolun aşağıya bende kadar indiğini ve bu yol ile nehirden kaleye su taşındığını aktarırlar.



 Şekil 4-5 : BENDDERESİ’NDEKİ HATİP ÇAYININ YARISI DOLGU YAPILARAK DERENİN AKACAĞI YATAK BIRAKILMAMIŞ DAHA SONRA DA TAMAMI KAPATILMIŞTIR

1914 ve 1924 Tarihli plan/haritalarda o zamanlarda Bendderesi üzerindeki köprüler gayet net şekilde görülmekte ve yerleri de kesindir.. Su bendinden aşağıdaki Çankırı Kapısı'na kadar toplam 5 köprü bulunmaktaydı. 1 – Taşköprü 2 – Tabakhane Köprüsü 3 – Ördekli Köprüsü 4 – Dağ Mahallesi Köprüsü 5 – Çankırı Köprüsü



 Şekil 6-7 : 1924 (Solda) ve 1914 (sağda) TARİHLİ HARİTALARDA BENDDERESİ (HATİP ÇAYI) VE KÖPRÜLERİ

İNCE SU : İlkbaharda kısa bir zaman içinde ekimsiz arazi bir çiçek halısına döner. İnce su vadisi de cennete munkalep olur. Bu ağaçların baharlandığı zamanlarda o taraf da hafif kırmızı ve beyaza bürünür. Bilhassa Yenişehirin şarkı ile Cebecinin cenubu güzellik itibarı ile Ankaranın diğer cihetleriyle kıyas kabul etmezler. Yine Ankara’nın imarında yapılacak en mühim iş tabiatın hediye ettiği yeşillikleri korumaktır... Bilhassa suyu az olan İnce su çok itinaya muhtaçtır. Oraya yeni dereler açarak menbaına yakın yukarı kısmında bir bend barajı yapılmalıdır. Mecrasının düzeltilmesi bitmek üzeredir. Atatürk bulvarının altından geçebilmesi için bir kanala bağlanarak Sergi Evine kadar uzatılmıştır. Gençlik Parkına açılacağı zaman cereyanı bahçelere dağıtılacaktır. Aynen orada da kanal tertibatı Hipodrom ve İstasyonda olduğu gibi yapılacaktır. Bent deresinin birleşerek akması halinde de yine kanala açılarak yarış sahasının şark tarafı imtidadınca Çubuğa sevk edilecektir.” Prof. Hermann Jansen, Ankara İmar Planı Raporu, 1937, S.30.

1950’li yılların sonundan itibaren Hatip Çayı ve İncesu’ nun kent işinden geçen bölümleri etaplar halinde menfezler içine alınmış, işlevsiz kalan köprüler yıkılmış ve üzerinden yollar geçirilmiştir. Ankara’nın kuzey ve güney yükseltilerinden kaynaklanan küçük akarsular, şehrin henüz bu bölgelere kadar yayılmadığı zamanlarda doğal mecralarından akarak Ankara’nın üç deresine veya üçünün birleşimi olan Ankara Çayı’na katılırdı. Bunların başlıcaları; Çubuk Çayı’na katılan Hacı Kadın Deresi, İncesu’ya katılan Macun Deresi ve Kutuğun Çayıdır. Bunların bir kısmı bugün aşırı kirlenmiş bir şekilde kısmen açıkta akmaktadır .

 Toygar Köprüsü, Çankırıkapısı Köprüsü yıkılmış, sadece Etnografya Müzesi’ne kaldırılan kitabesi kalmıştır. Çevresindeki saygısız yapılaşma, Çubuk Çayı üzerindeki tarihi Akköprü’yü kuşatmış, görünmez kılmıştır.

 “Akköprü’deki mezbahanın manzarası son zamanlarda çirkin bir görünüş arzetmektedir. Kanal ve döküntüleri dereye akıtılmaktadır. Çaylak ve sair kuşlar etrafı rahatsız etmektedir. İleride döküntülerin çukurlara sevk edilmesini temin etmek isteriz. Bu suretle gezinti yolunun Çiftliğe kadar tebdidi kabil olabilecektir. Çubuk Vadisi, büyüklüğü, müsait vaziyeti ve büyük bir düzlüğün kenarında oluşundan sularının toplanabilmesine imkan vererek bugün gerek ziraat ve gerekse tedbili hava için çok müsait bir mıntıka olmuştur.” Prof. Hermann Jansen, Ankara İmar Planı Raporu, 1937, S.31.




 Şekil 8-9 : GÜNÜMÜZDE AKKÖPRÜ VE HATİP ÇAYI (Fotoğraflar: Ahmet Soyak)

Günümüzde de Akköprü altından açıkta akan Hatip Çayı tamamen kirlidir, kentin lağımın bağlanmış olması nedeni ile mikrop saçmaktadır, çevre sağlığı açısından büyük sorun yaratmaktadır, özellikle yazın kötü kokular salmaktadır. İvedik Küçük Sanayi Sitesi’nin güneyinde Karşıyaka ile arasında akan Macun Deresi de benzer kirlilikler taşımaktadır. Çubuk Çayı’nın, İncesu’yun, Macun Deresi’nin bugün hala açıkta akan bölümlerine, doğa’nın Ankara bozkırına armağanı olan Eymir Gölü’ne ve Hacıkadın Deresine sahip çıkılmalıdır. Kirazlıdere; Dikmen sırtlarından başlayıp Dikmen deresinden daha doğuda Sokullu ile Öveçler arasından ilerleyerek Çetin Emeç Bulvarının altından Kara Harp Okulu arazisine girer.

 Savunma Sanayi Müsteşarlığı önünden ilerleyip Kara Kuvvetleri Komutanlığı binasının batı tarafından askeri lojmanların olduğu alanı geçerek Fevzi Çakmak caddesinin altından Beşevler yönüne doğru ilerler. Beşevler Ankaray istasyonu Tandoğan yönü tünelinin üstünden geçer. Şimdiki Sabancı Kız Yurdu ve Adalet Bakanlığı ek binasının bulunduğu yer Kirazlıdere’nin doğal yatağıdır. Gazi Eğitim ve Araştırma hastanesi (eski Devlet Demiryolları Hastanesi)nin doğu tarafında Hipodrom Tren istasyonunu bir tarafı kapatılmış menfezle geride bırakır. AOÇ arazisinin içinde açıktan akarak yoluna devam eder. Türk Telekom tesisinin arka kısmında Ankara Çayına karışır.

 III. YOKEDİLEN ESKİ ANKARA ve KENT KÜLTÜRÜ

 Eski Ankara ve Ulus tarihsel kent merkezi de Bağlık alanlarda gördüğümüz doymak bilmez “rant” kavgasından kurtaramamış, Jansen’in “Protokol Alanı” ilan ettiği kesimler hariç, özellikle ana caddeler üzeri çok katlı (6-8-10) yapılaşmalar ile yok edilmiştir.

Yenişehir’in gelişimi ile MİA baskıları bir miktar da olsa bu kesimden uzak kalmıştır. Ancak, bu defa da yıkıp yapamayanlar, terk edip çöküntü bölgesi haline getirmişlerdir Eski Ankara mahallelerini. Böylece güzelim geleneksel konut dokusu depolama, ikincil işlevler ve de çöplük haline dönüşen ve kentin en sefil bölgeleri haline gelmiştir. Köyden kente göç eden en düşük gelirlilerin önce yerleştikleri, ama bir gecekondu yapar yapmaz bu kesimden kaçtıkları kent parçaları, “ghetto” lar haline dönüşmüşlerdir.

 Son yıllarda ise Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından koruma amaçlı Ulus Koruma Islah Planı iptal edilerek tamamen “Kentsel Dönüşümü” amaçlayan kanunlar ve yıkım planları hazırlanmıştır.

1980’lerin başına kadar kendi haline bırakılan ama Jansen’in “Kentin Tacı” olarak adlandırdığı Kale ve çevresi, bu dönemdeki sit kararları ve uzun yıllar sürecek “Koruma Amaçlı” çalışmalarla, bu defa da plansız uygulamaların odağı olmuştur. Turizmin ve entelektüel kesimin ilgisi ile bir miktar kendine çeki düzen vermeye çalışan tarihsel doku, tuhaf onarımlar, Ankara sivil mimarisinden esinlenen ama onu kopya eden eklektik yapılarla bozulmuştur.

 Hacıbayram Çevresi meydan düzenlemesi yapılarak, alan yayalaştırılmış ve dolmuşlar kaldırılmış ama bu yapılırken meydanın ölçeği kaçmış olduğundan Cami ve Ogüst Mabedi meydanın içinde ölçeksiz kalmıştır. Camiye ulaşan yolun sol tarafındaki (tescilli) yapılar yıkılarak, eski güzelim cepheler ve cami/mabed ile sonuçlanan sokak vistası yok edilmiştir. Amaç yaya bölgesi ve kent meydanı oluşturmaktı, ama günümüzde bu kesimin yeniden araçlarla dolduğu görülmektedir. Çıkrıkçılar yokuşu, Hükümet Meydanı, Suluhan çevresi, İtfaiye meydanı henüz yayalaştırılamadı, aksine yoğunlaşma, araç trafiği baskısı altında. Esen Park’a yapılan devasa Altındağ Belediye binası da bu kesimde gene Jansen’de seyir ve bakı noktası olan kesimi yok etmekle kalmadı, yaya ve taşıt trafiği ile bu kesimi kilitlemek becerisini gösterdi.

Yangınlarla da yer yer yok edilen Eski Ankara kesiminde Kaleiçi’ne yönelik bir Koruma Planı da henüz oluşturulamamış durumda.. Eski Ankara’nın durumu da bu açıdan bakıldığında Yeni Ankara’dan pek farklı değil, ancak spekülatörlerin önünü kapatan Sit Kararları var. Ankara’da doğal, kültürel/tarihsel çevre giderek yok edilmektedir. Islah planları kentin geleceğini ipotek altına almaktadır. Buna dur demenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Kentlilerin de, sivil toplum örgütlerinin de, yerel ve merkezi yönetimlerin de bu gidişten sorumluluğu bulunmaktadır. Fakat en büyük sorumluluk kentin sahibi olan belediyelerindir.

 IV. CUMHURİYET SONRASINDA KENTLEŞMENİN DOĞAL VE TARİHSEL ÇEVREYE ETKİLERİ

 IV.1. Carl Christoph Lörcher Planı (1924-25)

Hermann Jansen Planı öncesinde Ankara’da iki plan deneyimi bulunuyordu. Bunlar; Dr. Carl Christoph Lörcher’in birincisi 1924 yılında Eski Ankara, ikincisi de 1925 yılında Yeni Şehir için yaptığı iki plandır. Sonraki beş yıl boyunca Ankara’nın yeni yerleşimlerinin gelişmesini belirlemiştir. 1924 yılı sonlarında hazırlanan, 1/10 000 ölçekli Lörcher Planı, her iki planı bağlayan bir yapıya sahiptir ve “Türklerin Başkenti Ankara’nın Yapılaşma Planı / Eski Şehir Ve Yönetim Şehri = Çankaya” başlığını taşımaktadır (Plan 1).

 Plan gelecekte yaklaşık iki yüz bin kişilik bir nüfusu hedeflemektedir. Plan, Kale ve tren istasyonu arasındaki alanın yeniden düzenlenmesini öngörmekteydi. Planlamadaki en dikkat çekici unsurlardan birisi, Lörcher'in özellikle üzerinde durduğu, "yönetim kompleksi" kurma projesidir. Yönetim binalarının kentsel mekâna hâkim bir düzenlemesini öngören proje, aynı zamanda başkent Ankara'nın yeni kent merkezini de belirlemektedir . Lörcher’in planlarında şehri kuzeyden güneye iki büyük parçaya ayıran kuzey-güney aksı, doğu-batı aksından farklı olarak, şehrin ulaşım ihtiyaçlarına hizmet etmektedir. Güney istikametine doğru, “U” formlu iki abidevi bina tarafından tanımlanmış olan tiyatro meydanı ile kesiştikten sonra, demiryolunun üzerinden Çankaya’daki açık alana doğru devam etmektedir. Burada, üzüm bağları içinde, bakanların ve bürokratların villaları yer almaktadır..

IV.2. Hermann Jansen Ankara Planı (1928-38)

 “Asırlarca insanlar Anadolu toprağından çalarak istifade ettiler. Ormanlar kaip (kayıp) oldu. Çaylar kurudu. Kıtlık, verimsizlik umumileşti. Şimdi nihayet düşünmeye başlanıldı, başıboş gidişin önüne geçilerek tecavüzler durduruldu. Tabiat kıymetlerinin mevcut olduğu yerlerde itina edilerek herkesin istifade edilebilmesine meydan verildi. Ankara için her şeyden evvel dere vadileri, barajlar su ihtiyacını temin edeceklerdir. Her halde bunlarla az masrafla daimi bir kuvve-i inbatiye (bitkilerin çıkarılıp yetişme kabiliyeti) temin edilebilir.” Prof. Hermann Jansen, Ankara İmar Planı Raporu, 1937, S.29.

Cumhuriyet sonrasında Ankara, Yenişehir’e doğru yayılmış, Altındağ sırtlarında ilk barakalaşma (gecekondu) başlamıştır. Bu gelişme sonrasında Ankara Çayı, Bend Deresi, Çubuk Çayı gibi akarsuların büyük bir kısmı daha ilk yıllarda kanalizasyona dönüştüğünden üstleri kapatılmış, beton menfezler içine alınarak birer kanalizasyon kolektörüne dönüştürülmüştür. Ankara’nın Cumhuriyet dönemindeki hızlı nüfus artışı ve başlangıçta planlı, daha sonra kısmen planlı ve çoğu zaman plansız gelişimi ile Ankara akarsularının (çay ve dereler) büyük bir kısmı büzler, menfezler içine alınmış ve ağırlıklı olarak kanalizasyon şebekelerinin bağlandığı kolektörler haline getirilmiştir. Akarsular üzerindeki köprüler, bendler yıkılmış, kıyılarındaki bahçeler yok olmuştur. Böylece Ankaralılar için, yaz gecelerinde dere boylarında yapılan gezintiler, kemerli taş köprüler, değirmen arklarında çamaşır yıkayan kadınlar, sürüler halinde yüzen ördekler bir uzak geçmişten fotoğraf karelerine yansıyan hayallere dönüşmüştür .

 “Eski şehri muhafazası, eğer yeni şehir mevki verilişi itibarı ile ayrılırsa, kendinden kabil olur. Bu suretle bu iki kısmın karışması tatbikat bakımından kat’iyyen hatıra gelmez. ......Diğer cihetten bütün eski şehrin cazibe ve güzelliği, hususiyeti kat kat yükselen canlılık gösteren eski evlerde, hakim olan taç, kalededir. Düz bir ovada aynı tesirle bir şehir manzarası vücude getirmek imkan dahilinde olmazdı. Jansen, 1932

 Geleneksel dokunun korunmasını savunan “Eski Şehir Talimatnamesi” daha sonraki planlarda “Protokol Sahası” olarak belirlenen alanda uygulanmış ve bu alan o günden 1980’lere kadar, koruma geliştirme çalışmaları bir yana, imarı engelleyici, bozulmaya bırakılmış bir doku haline dönüşmüştür. Protokol Sahası’nda koruma - geliştirme yönünde bilinçli herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Plan uygulamasının bu bölgelere ulaşamaması, kendi başına ve düzensiz gelişmelere neden olmuştur. Yenilenmesi gerekli alanlar yenilenmediği için bu kesimler konut dışı kullanımlara açılmıştır. Eski şehrin çevresinde gecekondulaşma artarak sürmüş, bu kesim düşük gelir gruplarına terk edilmiş, “Yeni Ankara” ’nın eskisi yanında kurulmasıyla kent bütününün tek ana merkezi durumuna giren Ulus ve çevresinde “ Eski Şehir - Yeni Şehir ” bağlantıları boyunca spekülatif baskılar yoğunlaşmış, çeşitli yenilemeler yapılmıştır.

 IV.3. YÜCEL – UYBADİN PLANI (1957) ve BÖLGE KAT NİZAMI PLANI (1961)

Hızlı kentleşme ve artan göç olgusu ile Ankara çevresindeki değerli tarım arazileri kullanıma açılmakta, su havzaları ve göllerin çevresi yerleşim baskısı altında kalmaktadır. 1930’lardan itibaren kendini gösteren ve 1950’lerden sonra hızını arttıran çarpık kentleşme ve gecekondulaşma ile Ankara 1935-1965 yılları arasında ülke nüfus büyümesinin dört katı ve ülke kentleşmesinin iki katı büyüme göstermiştir. Kentin büyüyen ulaşım ve altyapı sorunlarını karşılamak için EGO ve Ankara Su İşleri Müdürlükleri kurulmuştur. Hızlı bir göç alan Ankara’da göç eden nüfusa yönelik örgütlü iş alanları oluşturulamamış, kente gelenler yarı işli yarı işsiz “marjinal” denilen kesimleri oluşturmuştur. Kentin mekan organizasyonunda ikili yapı oluşmuş, imarlı alanlar ve imarsız alanlar (gecekondu) kentin çevresini sarmıştır.

 1957 Ankara İmar Planı İzah Notu’nda “Ulus değişmeyecek, esas merkez olarak kalmakta ve gelişmekte devam edecektir...Bu bölgeler halen çok eski ve çok bakımsız ikametgahlardan müteşekkildir. Şehrin merkezinde olması dolayısiyle yerleri çok kıymetli, buna mukabil kullanılmasından dolayı elde edilen kazanç kıyas kabul etmeyecek derecede düşüktür. Bu kısımların ıslahı yoluna gidilmez de; buraları zamanla hurdacılar, tamirhaneler (1 numaralı bölge) ve depolar plansız olarak nüfuz edeceğinden, ileride islahı imkansız bir çirkinlik ve Belediye hizmetleri için de büyük bir müşkülat meydana çıkaracaktır. Bu bölgeleri çevreliyen yolların üzerinde birçok yeni bina yapılmıştır. Bu binalar aşağı yukarı bir tahta perde şeklinde bu sefaleti gizlemekte ve gözden kaybetmektedir. Fakat işin hakikatı meydandadır. Prof. Jansen’in protokol Sahasına da giren bu bölgeler maalesef o zamandan beri doğru dürüst muhafaza edilmemiştir. Bu yüzden karşımızda ak yüzlü temiz yollu, pis kokmıyan bir asarıatika göreceğimiz yerde; bir mezbele ile karşılaşmaktayız. Mamafi bu hususta çok geç kalınmış değildir. Numaralanmış bölgelerde bilhassa Samanpazarı ve Cebeci’nin güneyindeki Eskişehir, Kaleiçi ve kale civarı icabederse Hükümet yardımı ile dahi olsa muhakkak ele alınmalı ve seki karakterini bozmadan yabancılara göğsümüzü kabartarak gösterebileceğimiz canlı bir müze haline sokulmalıdır”. ”. (Plan İzah Notu, Sayfa 8-9)

 Aşırı nüfus artışları ve plan uygulama araçlarındaki yetersizliklere bağlı olarak, kentin sağlıklı gelişimi bu planla da denetlenememiştir. “Protokol Alanı”nın bir kısmı (Hacı Bayram çevresi dahil) planlanmış, kısmen yollar önerilmiştir. “Ankara’nın su ihtiyacını, hiç olmazsa sulama ihtiyacı bakımından hafifletecek bir tesisi, İncesu Deresi üzerinde kurmak imkanları vardır. Esasen imar komisyonu raporunda da bu arzu ihzar edilmektedir.” (1957 Ankara İmar Planı İzah Notu, S.17)

Bölge Kat Nizamı Planı (1961-2) ile; yoğunluklar arttırılmış, tarihi çevreye uygun olmayan gabariler (yer yer 6-8 kat) verilerek, küçük tapulama parselleri birleştirilmiş ve taban alanları arttırılmıştır. Talat Paşa Bulvarı, Ulucanlar, Denizciler ve Anafartalar Caddeleri boyunca bu planlar uygulanmış, cadde arkalarında topografyanın çok eğimli olması, planın tarihi doku ile uyum sağlamaması, mülkiyetin aşırı parçalanmış oluşu, kişi ve kamunun uygulama için maddi yeterli güce sahip bulunmayışı ve benzeri nedenlerle çok katlı yapılaşmaya gidilememiştir. 1965 yılında kurulan Ankara Nazım Plan Bürosu Ankara’nın doğal ve tarihsel değerlerini de gözeten bir planlama yapmış ve 1990 Ankara Metropoliten Alan Nazım Planı’nı hazırlamıştır. Kentin gelişimi Batı koridoru denilen İstanbul yoluna doğru kaydırılmış, ancak daha sonra daha verimli toprakların ve küçük akarsuların yer aldığı Çayyolu kesimi de planlanarak imara açılmıştır. Çayyolu verimli tarım toprakları üzerinde yer almaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Gölbaşı, Elmadağ, kazan, Çubuk, Akyurt, Temelli, Ahiboz çevre yerleşimlerini de kapsayacak biçimde hazırladığı 2015 Nazım Planı’nda “desantralizasyon” politikalarını gündeme getirmiştir.

 IV.4. GÜNCEL SORUNLAR : SON VADİ ve GÖLLER: DİKMEN VADİSİ; İMRAHOR VADİSİ, MOGAN ve EYMİR GÖLLERİ

IV.4.1. Dikmen Vadisi Dikmen Vadisi, Mogan-Eymir’e coğrafi olarak bitişik, güney-kuzey yönünde bir vadidir. Bu potansiyel “yeşil kama” büyük ölçüde kuzey bölümünde hükümet binaları ile kesilir. Bu kısımın 90'lı yılların başında dolgu üzerine Çetin Emeç Bulvarı inşa edilmiş ve vadinin geri kalanından ayrılmıştır. Bu bulvar nedeni ile tamamen vadinin geri kalanından şehir merkezine bağlı bölümden ayrılan vadi doğallığını büyük ölçüde yitirmiştir. Dikmen Vadisi “Dönüşüm/ Yenilenme Projesi”, ya da tam adı ile ''Dikmen Vadisi Konut ve Çevre Geliştirme Projesi'', “Kültür Park'' adı verilen bu yeşil omurga olarak sürekli bir açık alan ve büyük bir kısmı de bir Kent parkı” olarak tasarlanmıştır .

 Dikmen vadisi aşırı yoğun 'sert peyzaj' ve onu çevreleyen çok katlı yapıların blokları ile doğal karakterini büyük ölçüde kaybetmiştir. Her biri 30 kat yüksekliğinde iki kule blok, Vadi tabanı üzerinde bulunan bir köprü ile birbirine bağlantılı inşa edilmiştir. ''Kültür Köprüsü” adı verilen bu kule ve köprünün Dikmen Vadisi tabanından toplam yüksekliği yaklaşık 120 metredir. Bu nedenle, vadide doğal genişlik ve bu kitlesel yapı arasında bir orantısız bir ilişki vardır. Dikmen Vadisi, yoğun yapılaşma ve yapay elemanlardan dolayı üzerinde planlanan yüksek apartman blokları ile bozulmuş, her etap birbirinden daha yoğun yapılaşmıştır. Ünlü Dikmen Vadisi'nin ekolojik yapısı tahrip olarak iki yanında yoğun nüfus yerleşmiştir. Mevcut flora ve fauna sistemi "Kentsel Park " oluşturmak amacıyla vadiyi dönüştürmüş ve tahrip etmiştir. Yoğun ticari faaliyetler (çadır, büfeler, restoranlar, çay bahçeleri vb), yapay havuzlar, çocuk oyun alanları Vadi tabanının doğal niteliğini değiştirmiş ve bozmuştur. Peyzaj tasarımı bazı "Kültür Elemanları" ve "Doğal Elemanlar" başarıyla Parkta uygulanmıştır. Parkın bazı bölümleri "Tabiat Parkı" olarak tasarlanmıştır. Dikmen Vadisi Ankara'nın kentsel rüzgar sirkülasyonu ve yeşil koridorunun (doğu, doğu-batı) önemli bir unsuru olduğu, bu yüzden de yüksek katlı, yüksek yoğunluklu yapılaşma tarafından tahrip edildiği belirtilmektedir.


 Şekil 10 : DİKMEN VADİSİ İKİ KENARINDA ÇOK KATLI YAPILAŞMALAR, ORTADA KÜLTÜR (!) KÖPRÜSÜ

 Vadinin her iki tarafı bloklaşmış (18-20 kat), yanı sıra kültür kullanımları içermeyen "Kültür Köprüsü" adlı bir Köprü ile birbirine bağlanmıştır. Vadide, özellikle 2. Uygulama Etabında, yumuşak peyzaj ögeleri daha fazla kullanılmıştır. Yeraltı ve yer üstü su kaynakları da tahrip edilerek, yapay su havuzları, büyük bir havuz ve eski Dikmen deresine benzer küçük taklit bir dere ile değiştirilmiştir.

 Vadi içindeki "Gecekondular" sahipleri tarafından, Belediye Kanunu, 3194 sayılı "İmar Kanunu” na aykırı plansız yapılmışlardı. Bu yüzden cezalandırılması gerekir iken, bu proje ile bir "ödül" kazandılar ve rantı yükselen bu bölgede daire sahibi oldular. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Dikmen Vadisi'nin her iki tarafında spekülasyon yapanlar ve inşaatı gerçekleştiren Proje Firmaları da çok büyük haksız kazanç sağladılar.

Proje uygulaması öncesinde, Dikmen Vadisi ve çevresinde yaşayan nüfus, özellikle düşük ve orta-alt sınıftandı. Ama yapay Dikmen Parkı ve kamu-özel sektörün finanse ettiği çok katlı apartman blokları inşaatı sonrasında sosyal profil önemli ölçüde yüksek gelir sınıfına değiştirilmiştir. Dikmen Vadisi Projesi’nde kasıtlı veya bilmeyerek kentli ve burada yaşayan vatandaşlara, alan ve sakinlerine entegre olmak değil "soylulaştırma" amaçlanmıştır.

 IV.4.2. İmrahor Vadisi Ankara açık yeşil alan sisteminin yapılaşmadan korunabilmiş en önemli parçalarından bir olan İmrahor Vadisi’nin korunması amacıyla, Üniversiteler, Kavaklıderem Derneği ve Mamak Kitle Örgütleri Platformu, Mimarlar Odası Ankara Şubesinin de temsilcilerin katıldığı çalışmalar yapılmıştır. Jansen planından bu yana, Ankara ile ilgili tüm plan kararlarında, yeşil kuşak sisteminin en önemli parçası olarak anılmasına ve yapılaşmadan korunması gerektiği çok açık bir dille belirtilmesine rağmen; bakımsız bırakılarak çöküntü alanı haline getirilen ve işgal edilmek istenen İmrahor vadisi ile ilgili yapılmakta olan bu çalışmalar, sadece Ankara ölçeğindeki benzer vadi ve yeşil alanlar için değil, genel anlamda büyükşehirlerin kıyısındaki kırsal yerleşim ya da yeşil kuşak alanlarının hepsi için çok önemli bir örnek haline gelebilir. 2002 – 2004 dönemi içinde Vadinin Doğal Sit olarak korunması amacıyla geçekleştirilen girişimlerin hiçbirinden somut bir sonuç alınamamış olsa da, çalışmanın her aşamasında önemli adımlar atılması sağlanmıştır.

Vadinin Doğal Sit Alanı ilan edilerek koruma altına alınması amacıyla hazırlanan kapsamlı dosyanın koruma kuruluna teslim edilmesi ile hemen hemen aynı tarihlerde, Büyükşehir Belediye Meclisi, vadi köylerinin imara açılması amacıyla hazırlanmış olan Nazım İmar Plan Değişikliği teklifini onaylamıştır . Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ile birlikte ve Kavaklıderem Derneği’nin de müdahil olduğu bir dava açılarak, bu plana itiraz edilmiş ve yürütmenin durdurulması istenmiştir.

 Daha kalıcı ve kapsamlı bir projeyi hayata geçirebilmek amacıyla, “Avrupa Komisyonu Yerel Sivil İnisiyatifler için Mikro Proje” programına Kavaklıderem ile birlikte bir proje teklifi hazırlanmış ve sunulmuştur. Bir yandan vadinin yeşil alan vasfını kaybetmeden kente katılmasını, diğer yandan da vadi köylerinde yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi için yerel bir inisiyatif örgütlenmesini sağlamak amacıyla hazırlanmış olan bu projeyle, kentsel gelişim alanlarının planlanmasında çok yönlü bir katılım modeli önerilmektedir. Vadi içinde ve etki çevresinde olan beş köyü kapsayan çalışmada; vadi köylerinin, sürdürülebilir bir model çerçevesinde, vadinin ekolojik özelliklerini zedelemeden, kentsel yaşantıya katılımının sağlanması sadece vadide yaşayanlar için değil, Ankara için de hayati önem taşımaktadır.

Söz konusu proje teklifi kabul edilmemiştir. Ancak hazırlanan çalışmalar ve analizler, vadi ile ilgili çok yönlü başka yaklaşımların oluşmasını, çalışma ortaklarının ve konuya ilgili kişilerin artmasını sağlamıştır. Bu çalışma çerçevesinde kurulan ortaklıklar, kentsel inisiyatif örgütlenmesi için, sivil organizasyonların nasıl biraraya gelebileceği ve güçbirliği sağlayabileceği konusunda da uzun soluklu ve başarılı bir örnek oluşturmuştur.

IV.4.3. Mogan (Gölbaşı) ve Eymir Gölleri

Günümüzde E90 karayolu ve Gölbaşı yerleşimleri ile bölünmüş olan Mogan ve Eymir Gölleri birbirleri ile bağlantılı olup, Eymir Gölü’nün beslenmesi sadece Mogan Gölü’nden olmaktadır. Mogan Gölü çıkışından Ankara – Konya karayoluna kadar uzanan kanal, bir regülatör vasıtasıyla Mogan Gölü’nün fazla sularını Eymir Gölü’ne aktarmaktadır. Ayrıca Mogan ve Eğmir Gölleri arasındaki 10-15 metre kalınlığa sahip alüvyal tabakalar yağışlarla kabaran Kepekliboğazı Deresi ve diğer tali derelerin topladığı suları bünyesine çekerek tabandan Eğyir Gölü’nü beslemektedir.

Biyolojik açıdan sulak-bataklık alanlar dünyanın en üretken ekosistemleri olup, sayısız bitki ve hayvan türünün yaşamak için bağımlı olduğu suyu içerdiği için, birincil üretimi sağlayan biyolojik çeşitliliğin de kaynağıdır. Çok sayıda kuş, memeli, sürüngen, amfibi (çift yaşamlılar), balık türleri, omurgasız canlıları barındırır ve bitki genetik materyelinin depoları durumundadır. Mogan ve Eymir Gölleri birbirleri ile ilişkili göllerdir. Mogan Gölünden boşalan su aradaki sulak alandan geçerek Eymir Gölü’ne ulaşmaktadır. 1950’lerde Mogan Gölü ile Eymir Gölü arası geniş bir sulak alana sahipti . Geçen zaman sürecinde bu alanın büyük bir kısmı doldurularak sulak alan özelliği kaybolmuştur. Doldurulan alanın bir bölümü kısmi olarak yapılaşmaya açılmıştır. Yapılaşmaya açılmayan kısmı ise sulak alan özelliğini tamamen yitirmiş durumdadır . Eymir Gölü’nün beslenmesi büyük ölçüde bu sulakalana gelen kaynaklara bağlıdır. Bu sulak alan özellikle her türlü organik, inorganik ve toksik maddeleri büyük oranda tutarak göle girmesini engeller. Bu sayede Göllerin su kalitesinin korunmasına neden olur. Bitki genetik materyalinin depoları olan sulak bataklık alanlar bir çok kuş türü, memeli sürüngen, amfibi ve balık türlerının konaklamasına ortam oluştururlar. Bu alanların geliştirilmesi, sulak alanlardaki otrofikasyonu önlemek ve sedimentlerin tutulması açısından son derece önemlidir.

Bununla birlikte filtre zonundaki doğal yaşam oluşumlarına zarar vermeden, kara zonu ile oluşturulan ara kesitte önerilen ‘ayaklar üzerinden geçen emprenye ahşap yürüme yolu' kullanıcıya doğa eskürsiyonu yapma deneyimini de kazandıracaktır. özellikle çocukların yaşayacakları, ‘yaşayarak öğrenme deneyimi' gelecek açısından son derece önemlidir.

 V. ANKARA’DA DOĞAL VE TARİHSEL ÇEVRELERİN KORUNMASINA VE YENİDEN KAZANIMINA YÖNELİK ÖNERİLER

 Türkiye Cumhuriyet’inin Başkent’i Oluşunun 90. Yılında Ankara’da günümüze kadar pek çok doğal, tarihsel ve kültürel değer ihmal ve bilinçli olarak yok edilmiş, ilk planlı çabalarda hedeflenen çağdaş ve yaşanabilir bir kent olmanın çok daha gerisinde bir konumda bulunmaktadır.

 Türkiye’de pek çok kent akarsu kıyısında konumlanmıştır. Fakat kentlerin su ile olan ilişkilerinde birbirinden bağımsız oldukları ve su ile bütünleşemedikleri görülmüştür. Akarsu ve Dere Yataklarının Islahı Hakkında Genelgeye göre; “5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu gereği Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve sorumluluğunda yürütülmesi gereken akarsu ve dere ıslahı işleri ile ilgili olarak, planlama safhasında DSİ’ nin uygun görüşü alınacaktır.” ve Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait içme suyu kanalizasyon şebekeleri, enerji nakil hattı, haberleşme ve botu hatları..vb gibi tesisler yapılacak ıslah projesini engellemeyecek şekilde olacaktır, denilerek DSİ’ ye büyük yetki ve sorumluluk verilmiştir.

Yapılacak projelerin yürütülmesi, koordinasyonu, gerekli ekipmanların kullanımı..vb. çalışmaları DSİ yapmaktadır .
 Ankara’nın içinden geçen akarsuları kentliye yararlı bir şekilde kullanamamasındaki nedenler aşağıda özetlenmiştir:

1. Jansen Planı hariç, sonrasında kentin planları yapılırken kentin doğal değerlerinin özellikle su varlığının göz ardı edilmiş olması,
 2. Yapılan planların yasal mevzuata uygun olarak yapılıp uygulanamaması ve yasal mevzuattaki bazı kanunların birbiri ile çelişmesi, yasaların yıllara göre kronolojisine bakıldığın belirlenen yapı yaklaşma mesafeleri çok değişkenlik göstermektedir. Yeni yasa ve yeni çekme mesafesi geldiğinde önceden planlanmış yapılara dokunulamaması deniz kıyılarında olduğu gibi akarsu kıyılarının da yağmalanmasına sebep olmaktadır.
 3. Kent içinden geçen akarsuların çeşitli kentsel ve sanayi katı ve sıvı atıkları ile kirletilmesi,
4. DSİ’ nin kentlerde uyguladığı taşkın koruma projelerinde önerdiği kesitlerin kent ile suyu birbirinden uzaklaştırması ve DSİ’ nin eskiden beri süregelen standartlarının dışına çıkamamasından kaynaklı vizyon eksikliği,
 5. Kıyı Kanununda belirlenen akarsularda kıyı kenar çizgisinin kent merkezlerinden (imar planı olan alanlarda yapılaşma %50 ‘yi geçmişse) geçen akarsularda uygulanmaması, suyun geçtiği yerin sınır kabul edilmesi, özel mülkiyetin suyun kenarına kadar gelmesinden kaynaklı akarsu kıyısının başkaları tarafından kullanılamaması, 6. Yerel yönetimlerin seçim kaygılarının olması, bununla birlikte gelen rant spekülasyonlarının baskı yapması, 7. Halkın bu konuda bilinçsiz olması,
 8. Yerel yönetimlerin vizyon eksikliği,
 9. Yerel yönetimlerin maddi imkânsızlıklarından kaynaklı farklı projeler üretememesi,
 10. Yapılan düzenlemelerde akarsu, çay ve derelerin taşkından korumak için taş duvarlarla kanala alınması veya üstünün örtülerek kanalizasyona çevrilmesinden kaynaklı insan ile suyun birbirinden uzaklaştırılması ile insanın görüş açısı içine girmeyen tasarımlar yapılmakta bu da suyun algılanmasını güçleştirmektedir . Avrupa Birliği Su Çerçevesi Direktifi de daha iyi su kalitesi ve akarsu yapısı gibi bir takım ekolojik hedeflere öncelik vermektedir.

Direktif, üye ülkelerin ‘bütün yüzey sularını korunmasını, iyileştirilmesini ve yeniden canlandırılmasını’ zorunlu kılmaktadır (SÇD, 4. Madde). Avrupa’da yapılan tasarımlar, kıyıyı taşkından korurken aynı zamanda yapılan tasarım ile kullanıcıları su ile iç içe bir konuma getirmektedir. Kıyı kenarında yapılan merdivenler, taraçalar, yürüyüş yolları, kıyı üzerinde tasarlanan suyun dalgalanmasıyla hareket edebilen yeme-içme yerleri, kafeler, suyla iç içe tasarlanmış peyzaj öğeleri, iskeleler..vb. taşkın kesitinin içinde ya da üstünde tasarlanmaktadır. Bir taşkın anında su yapılmış mekânların üzerine çıkacak şekilde projelendirilmiştir. Akarsu debisi sabit iken de bu mekânlar kentlinin kullanımına sunulmaktadır. Herhangi bir can kaybı olmamaktadır.

Fakat bu projeler yapıldığında yukarı havzada debiyi kontrol altına alacak sistemler kurulmaktadır. Ayrıca sadece akarsu kıyılarında değil diğer planlama konularında da her daim proje uygulanmaya geçilmeden önce kullanıcıların görüşlerinin alındığı bir süreçten geçmektedirler. En önemlisinin de bu olduğu görülmektedir çünkü tasarlanan mekanın orada yaşayanların ihtiyacını karşılayacak şekilde kullanışlı olması çok önemlidir. 

1. Ankara’da doğal, tarihsel ve kültürel değerlerin envanteri tam olarak çıkarılmalı ve “Koruma Ana Planı” yapılmalıdır. Bu Plan var olan koruma planlarını yeniden gözden geçirilerek yapılabilir. Bu planlara kesinlikle uyulmalıdır.

2. Doğal değerler, su havzaları, akarsular, vadiler, değerli topraklar, flora ve faunayı içeren bir envanter yapılmalıdır. Bu değerlerin tek tek her birini ve bütünleşik olarak tümünü koruyup geliştirmeyi içeren bir “Doğal Çevre Koruma Ana Planı” hazırlanmalıdır.

 3. Kanala alınan akarsuların çevresine kanalizasyon kollektörleri yapılarak atıksuların akarsulara karışması önlenmeli, peyzaj projeleri yapılarak bazı bölgelerde akarsular üstleri açılarak yeryüzüne çıkarılmalı, çevresinde yürüyüş yolları, park ve bahçeler planlanmalıdır.

 4. Kentsel ekolojik çevreyi dikkate alan ve yaya yolları, bölgeleri, yeşil akslar, kamalar, spor alanları ve bisiklet, yürüyüş yollarını içeren bir sistemler bütünü oluşturulmalı, yeşil alan oranlarının arttırılması için tescil dışı ve tescilli tüm hazine toprakları, belediye mülkleri koruma altına alınmalıdır.

5. Doğal ve tarihsel/kültürel değerlerin korunduğu bir Metropoliten Alan Master Planı (tercihan 1/25000 değilse 1/50 000) hazırlanmalıdır. Çevre Düzeni Planları ile bu ana plan entegre edilmelidir. Akarsular havza bazında ele alınmalı, kaynaktan itibaren ekolojik planlama yöntemleri ile koruma altına alınmalıdır. Buna bağlı doğal, tarihsel/kültürel değerlerin özel projelerle ele alınmasına, onarım ve sağlıklaştırılmasına yönelik alt ölçeklerde (1/5000, 1/1000, 1/500...1/1) planlama ve projelendirme çalışmaları yapılmalıdır.

 6. Kentte yık-yap-sat süreci ve ıslah planlama süreci denetim altına alınmalı, yapıların ekonomik ve teknik ömürleri dolmadan yıkımı önlenmelidir. Altyapının, yolların, kaldırımların her seçim dönemi yeniden ele alınmasının önüne geçilmelidir. Sürdürülebilir kentsel gelişme ancak böyle sağlanabilir. Bağlık alanların geride kalanları belirlenerek buralar için koruma kullanma dengesi kurularak, çok katlı olmayan düşük yoğunluklu kırsal nitelikli alan planlamaları yapılmalıdır.

 7. Kentlinin, kentte yaşayanların, “Ankara”lının doğal ve tarihsel çevre korunmasına yönelik olarak bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi, sivil toplum örgütlerinin geliştirilerek koruma/geliştirme konularında çalışmalar yapmalarının sağlanması da geleceğe yönelik önemli bir konudur. Her kentliye bu konuda önemli görevler düştüğü de unutulmamalıdır.

 KAYNAKLAR

Cengizkan, A., 2004, “Ankara’nın İlk Planı 1924-25 Lörcher Planı”, Ankara Enstitüsü Vakfı, Arkadaş yay.

Çubuk Barajı ve Emir Gölünün Makro ve Mikro Faunasının Mukayeseli İncelemesi, Ankara Üniv. Fen Fakültesi Yayını, 1949.

Erdoğdu, Ş., 1999, “Ankaram”, Kültür Bakanlığı Yay. 2250, Kültür Eserleri Dizisi 237.

Gölbaşı Bölge Parkı Kentsel Tasarım ve Peyzaj Proje Yarışması Alanına Ait Doğal ve Fiziki Veriler.

 Jansen, H., Ankara İmar Planı Raporu, 1937.

Özdemir, Z., 2013, Kentlerin Akarsu İle Bütünleşme Sorunlarının Planlama Ve Tasarım Yönünden İrdelenmesi, Y. Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Şehir Ve Bölge Planlama Bölümü, S.298.

Tamur, E., 2012, “Suda Suretimiz Çıkıyor, Ankara Dereleri Üzerine Tarihi ve Güncel Bilgiler”, S.9., Kebikeç Yayınevi, Ank.

Türkyılmaz, M., 18.09.2012, “ESKİ ANKARA BAĞ EVLERİ YAŞANTISI”, Atılım Üniversitesi, Konferans metni.

Uluiş, L., Anti-Modernist Ve Otoriter Eğilimleri Yansıtan Bir Şehir Tahayyülü, http://www.mimdap.org/?p=22066

Yücel, N., Uybadin, R., 1957 Ankara İmar Planı İzah Notu.

 5366 Sayılı ‘Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’

http://www.asirproje.com.tr/bag-evi.htm

 http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=9

 Akkaya , C., Efeoğlu , A., Yeşil, N., “Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi Ve Türkiye’de Uygulanabilirliği”, TMMOB Su Politikaları Kongresi.

(http://www.topraksuenerji.org/haberler/AB_su_cerceve_direktifi/AB_Su_Cerceve_Direktifi_ve_Turkiye_de_Uygulanabilirligi.pdf)

2 yorum:

  1. BAĞ VE BAĞÇELER: Şehrin cihât-ı selâsesini tezyin eden onbine kârib bağlarda mükemmel ve muntazam kâşâneler ve köşkler ve leziz sular ve selsebîller mevcûd olub Memurîn ve ahâliden kısm-ı küllisi mevsim-i sayfda bağ ve bağçelere nakil ile yaz faslını buralarda imrâr ederler.
    Ankara şehrinin en ziyâde şöhret dar-ı letâfet eden bu bağlardır ki ekserisinin şehre yirmi otuz dakika kurbiyeti olarak her biri tenezzühât-ı kalbiyeye hakikaten bir cilvegâh i’tilâ olduğundan bunlardın mevsim-i rebi’de teceddüd eden tarâvet ve nezâreti kulub-ı nâzırını müstağrık envâr-ı şevk ve meserret etmekde ve evâsıt-ı sayfa değin her dem taze olan çimenzar şükufe ve ezhârı temâşa giranı hayat-ı fezâ bir zevk-i ruhâniye isâl eylemekdedir.
    Ankarada fusul-ı erba’a tamamiyle icrâyı ahkam etdiğinden feyyaz-ı kudretin mevsim-i baharda ibzâl etdiği bedayi’ ruhu perveri hangi cihete atfı nigâh-ı temâşe edilse nazar-ı rubayı latâfet olmakda ve bütün zemin ezhâr gûna gûn ile müzeyyen bir kadife-i zümridîn tabi’atın en şa’şadar tezyinâtını arz-ı enzâr-ı şevk-i meserret etmekdedir. (Ankara Vilâyet Salnamesi, Sene 1320, s. 137)
    Sn. Abdülkerim Erdoğan'dan alıntıdır..

    YanıtlaSil